Henüz üye değilseniz, Buraya tıklayarak ücretsiz kayıt olabilirsiniz.
Üye Girişi
Hala hesabınız yok mu? Hemen açabilirsiniz. Kayıtlı bir kullanıcı olarak tema yönetici, yorum ayarları ve isminizle yorum gönderme gibi avantajlara sahip olacaksınız.
Editörden
Demir Büyüközkan
Zamanı geldi!
Uzun süren suskunluğumuza
artık son vermeniz zamanı geldi, aksi takdirde çok geç
olacak.
Herkeste aynı soru: "Tamam bir şeyler yapmak gerekiyor
artık. Ama ne?" İşte size bazı öneriler..
Güçsüz
devletler, güçlerini yükseltmek için bir süreliğine de olsa denge politikası
izleyebilirler. Türkiye'nin yön duygusunu yitirmiş plansız durgunluğunda denge
politikasını sürdürmek zayıflıkta ısrar anlamına geliyor...
Mısır ve
Ürdün'ün devreden çıkmasından sonra, Türkiye'nin İsrail ile Suriye arasında
arabuluculuğa soyunduğu, "imparatorluk bakiyesi" sözünü dilinden
düşürmeyenlerin, Büyük Ortadoğu Projesi'nde ve Medeniyetler İttifakı'nda
eşbaşkan olmakla övündüğü bir süreçte, yakın ve uzak tarihi bir kez daha
okumakta yarar vardır. Yarar vardır çünkü yön duygusunu yitirmiş bir dış
politika anlayışı söz konusudur. Yarar vardır çünkü siyasi hedef saptama ve buna
uygun stratejiler geliştirme konusunda başarısızlığı müseccel bir yönetim
işbaşındadır. Yarar vardır çünkü iç politika, dış politika ve ekonominin
birbirinden bağımsız ele alınamayacağı bazı çevreler tarafından henüz yeterince
öğrenilmiş değildir.
Son
yıllarda Latin Amerika'da birlik arayışları dikkat çekiyor. Son olarak Güney
Amerika Uluslar Topluluğu (UNASUR) ile AB benzeri bir yapılanmaya gidilmesi
kararlaştırıldı. Tek para birimi, tek merkez bankası, enerji ve ulaşım
hatlarının birleştirilmesi, ortak parlamento gibi konularda uzlaşma sağlandı.
Bolivya ve Venezuela gibi ülkelerin birlikteliği askeri pakta dönüştürme
girişimleri de sürüyor.
Güney Amerika
Uluslar Topluluğu ya da kısa adıyla UNASUR Arjantin, Brezilya, Kolombiya,
Guyana, Paraguay, Uruguay, Bolivya, Şili, Ekvator, Peru, Surinam ve
Venezuela'nın bir araya gelerek oluşturduğu uluslarası yeni bir blok. Bazı
kimseler, 8 Aralık 2004'de Cusco, Peru'da kurulan bu bloğun Avrupa Birliği'nin
bölgesel yapılanmasını örnek aldığını öne sürüyor.
UNASUR
toplantısının aslında Kolombiya-Cartagena'da yapılması planlanmıştı; ama,
Venezuela, Ekvator ve Kolombiya arasındaki bazı sorunlara dayanan bir diplomatik
kriz yüzünden, blok 23 Mayıs'ta, Brezilya'da toplandı.
Ülkenin
idaresindeki yetersizlik iyice kendini göstermeye başladı... Uluslararası Para
Fonu'nun hesaplamalarına göre satın alma gücü paritesi bakımından 15, Gayri Safi
Yurtiçi Hâsıla yönünden ise 17. büyük ekonomi olduğumuz söyleniyor. Hesaplama
yönteminde Avrupa Birliği sistemine geçilmesi sebebiyle böyle bir durum
değişikliği ortaya çıkıyor...
Ekonomisinin yarısı kayıt dışı olan bir ülkenin böyle bir sıralamadaki yeri size
inandırıcı geliyor mu?
Dünyanın
en büyük 20 ekonomisinde yer alan Türkiye'nin ithalat ve dış ticaret açığında
kırdığı rekorlar neden açıklanmıyor? Neden saklanıyor?
Ankara
Ticaret Odası'nın açıklamasına göre İhracat rekorlarıyla övünülen son beş yıllık
dönemde Türkiye'nin toplam ihracatı yüzde 197,2 oranında artarken, ithalattaki
artış yüzde 230'u, dış ticaret açığındaki artış da yüzde 306'yı buldu.
AKP
Genel Başkan Yardımcısı Dengir Mir Mehmet Fırat’ın "Cumhuriyet devrimleri toplum
üzerinde travma yarattı" sözleri, yeni bir tartışma başlattı.
Fırat’a AKP içinden de tepki geldi. TBMM başkanı Köksal Toptan, ‘utangaç’ bir
tavırla, “Bize bugünleri Atatürk sağladı” dedi. Toptan’ın, daha anlamlı ve
içeriği daha dolu bir yanıt vermesi gerekirdi. Ancak belli ki; Toptan, Dengir
Fırat’ın parti içindeki gücünü bildiğinden meselenin etrafında dolaşmakla
yetindi. Malum; Dengir Fırat, Tarım Bakanı Mehdi Eker’e de tüm basının önünde
kendisinden özür diletmişti.
AKP’NİN ATATÜRK’LE ‘SAVAŞI’
Her Salı sabahı katıldığım Yön Radyo’daki programda da Dengir Mir Mehmet
Fırat’ın sözlerini Murat Taylan’la birlikte ele aldık. RTÜK ölçümlerine göre,
yaklaşık 100 – 130 bin kişinin dinlediği programda AKP’nin artık açıktan açığa
Atatürk ve devrimlerine “savaş” ilan etmesinin, içine girdiği kriz yüzünden
olduğunu söyledim.
Demokrasiye
dönük tüm tarihsel süreçte iki çarpıcı olgu göze çarpıyor:
1) Yöntem..
2) İçerik..
En kaba
vurgusuyla dile getirmek için diyelim ki kadınlarını insandan saymayan ve en
koyu şeriat düzeninde yaşayan bir İslam şeyhliğinde, emirliğinde ya da
devletinde darbe oldu.
Darbeciler
iktidara geçince Avrupa’nın en ileri demokrasi hukukunu ülkelerinde devlet
düzenine dönüştürdüler...
Şerif
Mardin’in Cumhuriyet üzerine ileri sürdüğü yanlış iddialar üzerine...
Prof. Dr.
Şerif Mardin, geçen yıl tartışmalar yaratan “mahalle baskısı” kavramının
doğru anlaşılmadığını düşünerek bu kavrama daha fazla açıklık kazandırmak
isterken şunları söyledi:
“Cumhuriyette
iyi, doğru ve güzel hakkında çok derine giden bir düşünce yok... Bizim
Cumhuriyet öğretimizde iyi, doğru ve güzeli derinliğine araştıralım diye bir şey
yok. Orada binlerce sayfa tartışma bulamazsınız...Öğretmenin dünya görüşünde
iyi, doğru ve güzel olmayınca, orada olmayan diğer elemanlar geliyor. Mahallenin
kendisine baktığınız zaman, orada gerçekten iyi, doğru, güzel hakkında bir
düşünce var. Nedir o düşünce? İslami düşünce tarzı.” (Radikal, 25 Mayıs 2008.)
Prof. Mardin bu
sözleriyle, İslami düşünce tarzının cumhuriyet öğretisinden daha iyi, doğru ve
güzel bir tarz olduğunu söylemiyor elbette. Onun ileri sürdüğü şey, Cumhuriyetin
iyi, doğru ve güzel hakkında İslami düşünce kadar sistematik, kapsayıcı ve
derine giden bir öğretisinin bulunmadığıdır.
Ekonomi: USİAD Genel Başkan Danışmanı Yıldız: GAP'ta Başarı Desteğe Bağlı!
'GAP
ülkemiz için çok önemli bir bölgede gerçekleştirilmeye çalıştığımız yapısal
dönüşüm projesidir. Ülkemiz için ekonomik olduğu kadar stratejik bir önem taşır.
Bölgedeki hareketlilik dikkate alınacak olursa GAP'ın bu öneminin gün geçtikçe
arttığı görülecektir.'
Ortadoğu'nun en önemli entegre tarımsal projesi olan GAP, yeniden gündeme geldi.
Proje kapsamındaki barajların daha çok elektrik üretimi bölümlerinin
bitirilmesi, sulamada istenen sonuçların alınamaması, kuraklığın etkisiyle
gündeme geldi, hükümet "kaynak arayışına" başladı. Konunun ulusal, bölgesel ve
küresel tüm boyutlarını USİAD Genel Başkan Danışmanı ve Su Uzmanı Dursun Yıldız
ile değerlendirdik. Yıldız'ın sorularımıza verdiği yanıtlar şöyle:
-
Türkiye ve bölge için GAP deyince aklınıza neler geliyor?
Ortadoğu'da
Sünni ve Şii karşıtlarını bulan ABD'nin yaklaşımı, Lübnan'da da açmaza girmiş
durumda. İsrail'in bölgedeki çerçevesi daralırken, İran'ın etkinliği yükseliyor.
7Mayıs 2008'den
itibaren Beyrut'ta yaşananlar, Batı dünyasında büyük bir şaşkınlıkla izlenmeye
başladı. Söz konusu durum, hiç kuşkusuz bölge ülkelerini, değişik boyutlarda
paniğe sürükledi. Lübnan'ın, ABD öncülüğünde oluşturulan kotalı temsil
sisteminde, mevcut başbakan Fuad Sinyora Sünni kökenli bir politikacı
kimliğiyle, ABD destekli Sünni-Hristiyan bloğun siyasal angajmanıyla hareket
etti. 2005'te suikastte öldürülen eski başbakan Refik Hariri'nin oğlu Saad
Hariri ve Dürzi lider Velid Canbulat, en önemli siyasal müttefikleri oldu.
Hristiyan Cemayel ailesinin de bu koalisyondaki konumu önemliydi. 9 Mayıs'ta,
Hizbullah Müslümanların kontrolündeki Batı Beyrut'a girince yaşanan şok, kayda
değerdir. 7 Mayıs'ta, başbakan Sinyora'nın, Hizbullah'ın iletişim kanallarını
kesme kararı, Hizbullah lideri Nasrallah tarafından savaş ilanı olarak kabul
edildi. 8 Mayıs günü şiddetlenen çatışmaların ardından, Hizbullah 9 Mayıs'ta
Batı Beyrut'a girdi, Hariri ve Canbulat'ın evlerini kuşattı.
Türk
dış politikası içeriksiz 'stratejik ortaklıklara', başka egemen güçlerin
sözcülüğünü yapmaya indirgenmiş durumda. Oysa Atatürk'ün dış politikası,
ideolojik kökenini Kurtuluş Savaşı'ndan alan, hayalperestlikten uzak, ülke
güvenliğini ön plana çıkaran bir yaklaşımı sergiler.
Türkiye'nin dış
politikada yaşadığı savrulma ve yön kaybı, gerek bölgedeki gelişmelerle, gerekse
AB ve ABD karşısındaki çekingen, etkisiz, edilgen politikalarla doruğa
çıkmıştır. Dilinden, "bir adım önde olmak", "reaktif değil, proaktif dış
politika" gibi sözleri düşürmeyenler, ülkemizin bölgedeki silikliğini, Büyük
Ortadoğu Projesi denen emperyalist projede, Medeniyetler İttifakı adlı dış
politika balonunda "eşbaşkanlık" görevi üstlenerek, son olarak da Suriye ile
İsrail arasında arabuluculuk yaparak gidermeye çalışmaktadırlar. Ama dış
politikayı biraz bilenler, bu son çabanın Türkiye'nin kendi iç dinamikleriyle,
kendi kararıyla başlamadığını, işaretin Washington'dan geldiğini bilirler.
Başkaları adına arabuluculuk yapanların, -hem de bu kadar çatışmış iki ülke
arasında- barışı sağlayabildikleri, tarihte görülmüş şey değildir. Burada
Türkiye adına hazin olan, dış politikayı ulusal çıkardan, coğrafyadan,
ekonomiden ve askeri güçten bağımsız düşünme yanlışının, ABD'nin "Türkiye'nin
stratejik ortağı olduğu" yalanıyla birleşmesi, bunun da kimilerince "başarılı,
aktif dış politika" olarak sunulmasıdır.
Dokunuşla
başlıyor herşey, bir bebeğin dokunşuyla…
"Dokunma", beş duyumuzdan
biridir ve insanın sahip olduğu en güçlü sihirdir. Samimiyetimizi anlatmanın en
etkin yoludur. Gözler kapalıyken beden dokunarak görür. Birine dokunduğumuzda,
onun sırtını sıvazladığımızda, ona ilgimizi göstermiş oluyoruz. Bir öğretmenin
öğrencisinin ödevine bakarken başına dokunması ve sırtını sıvazlaması onun
cesaretlenmesini sağlar, girişkenlik kazandırır. Kimi zaman hafifçe değme
şeklinde olan dokunma bile sevgiyi çok güzel ifade eder. İnsanın yüreğine ılık
ılık meltemler akmasını, bahar sellerinin coşmasını sağlar.
Gördüğümüzün gerçekliğini;
taşın sert, pamuğun yumuşak olduğunu onun sayesinde anlarız. Dokunmak, sazın
telinde türkü, ressamın fırçasındaki resim, piyanonun tuşlarında müzik
olabilmekte; bilgisayar tuşlarında ya da TV kumandasında ise tüm dünya ile
iletişim kurabilmektir. El sıkışta yeni insanlarla tanışmaktır. Unutmamalı, her
insan ayrı bir dünyadır. Gözleri görmeyenler için hazırlanmış Braille
alfabesinde dokunmak, kitaplar dünyasına dalmaktır.
Kemalist Devrim: CHP İstanbul Gençlik Kolları'nın 6 Mayıs Bildirisi
Sevgili
İstanbul Gençlik Örgütümüz,
Değerli Basın Mensupları,
Bugün Türkiye 68’inin önderlerinden Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan ve Yusuf Aslan'ı,
idam edilişlerinin 36. yıldönümünde anmak ve Tam bağımsızlıkçı,
anti-emperyalist, devrimci tutumuyla Türk solunun yolunu aydınlatan 68 kuşağına
selam etmek için buradayız!
Bilindiği üzere, 40 yıl önce, bütün dünyada eşitlikçi, özgürlükçü ve sömürüsüz
bir düzen talebini haykıran 68 kuşağının Türkiye’deki yansıması batıdakilerden
farklıdır. Mustafa Kemal önderliğinde emperyalizme karşı verilen bir savaşla
kurulan Cumhuriyetimizin, Türk devriminin kuruluş ilkeleri olan tam bağımsızlık
ve anti-emperyalizm, Türk 68’inin de ortak değerleridir. Türk 68’i bir moda
akımının ürünü değildir! Türk 68’i yapay bir siyasi hareket de değildir. Dünyada
68 Kuşağının şartları oluşmasaydı bile, Deniz’ler var olacaklardı. Vatan ne
zaman işgal sürecine girdiyse kurtarıcısını bulmuştur. Mustafa Kemal de, Deniz
Gezmiş de, ülkemizin bağımsızlığını korumak ihtiyacında olduğu zamanlarda
beliren, halkın içinden çıkmış devrimci önderlerdir.
Ic Politika: Toprak Satmanın Verdiği Dayanılmaz Cinsel Haz
Önce
haberi verelim; "Meclis sabaha kadar çalışıp yabancıya toprak satışının
kolaylaştırılması için yeni yasa çıkaracak."
AKP, "İlle satacağım" diyor.
Sayısını bilmiyorum. AKP kanun çıkarıyor, satmaya başlıyor. Tam zevkine
varmışken, Türk milleti adına karar veren Mahkeme kanunu bir kez daha iptal
ediyor. Satılanları kurtarılmış olarak kabul ediyorlar.
AKP "Satacağım Allah, satacağım"
diyor. Millet adına Mahkemeler "Olmaz" diyor.
AKP'nin "toprak satma inadını"
anlamak için "İnat" üzerine küçük bir araştırma yaptım.
Geçmişte şuur altına bastırılmış
isteklerin, yıllar sonra fırsat bulursa renk, şekil ve biçim değiştirerek
yeniden hayata geçtiğini öğrendim.
Mustafa Kemal Anadolu topraklarını
emperyalizmden kurtarırken, bunlar kaybettikleri inancında idiler. Bunlar
kaybettikçe M. Kemal kazanıyordu. Yılların biriktirdiği, şuur altına
bastırdıkları kin şimdi "toprak satışı inadı" olarak ortaya çıkıyor.
Eski
kapı önü sohbetlerinin bol dedikodulu konu komşu toplantılarında, elinde el
işiyle, başında beyaz örtüsü ve burnunun ucunda gözlüğü ile görmüş geçirmiş nine
ya da yaşlı teyzeler, konu yaşamın çetrefilli, ağdalı içeriğinden ölümün
korkulan yalnızlığına gelince, dillerinden dökülen sözcüklerin anlamı
katmanlaşan derinliğinin izinde yumurtayı atlatan bir yavru kuşun gün yüzüyle
buluşması misali bilinci aydınlatıverir: "Gelimli gidimli dünya, ucu sonu ölümlü
dünya."
Tasavvufun başı eğik, vakur ağırlığının sonsuza uzanan izinde kendini arayan
ademoğluna, yaşamla ölüm arasındaki çelişkinin diyalektik duyarlığı, basitmiş
gibi algılanan bir sözün düşünüldüğünde kendini ele veren mantığı bilincin akıl
terazisinde duyumsanır.
Günümüzün dincisiyle dindarı arasındaki fark, bu terazinin samimiyet kefesiyle
takiyye ve varlığa olan yaklaşımındaki bakış açısında belirginlesir.