Geçenlerde Mehmet Ali Birand ve Rıdvan Akar’ın birlikte hazırlayıp sundukları 32. Gün programının konusu Türk Silâhlı Kuvvetlerinin ülke siyasetindeki yeriydi. Bunu seyrederken ben, eşim ve oğlum, hırstan yerimizde zor oturduk ve programın misafirleri olan komutanlarımız emekli Koramiral Sayın Atilla Kıyat ve emekli Hava Pilot Tuğgeneral Sayın Ramiz İlker’in engin sabırlarına, görgülerine ve bilgilerine bir kez daha hayran olduk.
Ancak beni bilhassa üzen programda profesör sıfatıyla bulunan Mümtaz’er Türköne’nin sergilediği ürkütücü bilgisizlikti. Bir üniversite mensubu olarak utandım. Bu derecede dünyadan bîhaber, kendi tarihini bırakın, davet edildiği konu hakkında bile birşey bilmeyen bir zatın profesör rütbesiyle boy göstermesi beni üniversite adına kahretti.
Prof. Türköne, bir zamandır orada burada yazıp söylediği «Türk Silâhlı Kuvvetleri lağvedilsin, yerine yeni bir ordu kurulsun» tezini ileri sürünce, İlker Generalim dayanamayıp, «Sen II. Mahmut musun?» diye sordu. Profesör de aklınca düzeltti: «II. Mahmut değil, III. Selim». Akılcığındaki de başarısız olmuş Nîzam-ı Cedîd’di. Sayın Profesör, III. Selim’in çok istemesine rağmen Yeniçerileri lağvedemediğini (ve bu teşebbüsün sonunda hayatına mâlolduğunu) bilmez mi? Yahut, aynı niyetin daha onyedinci yüzyıl başında II. Osman’ın da başını yemiş olduğunu hatırlayamaz mı? Yoksa kendisine yobazların «Gâvur Padişah» dedikleri II. Mahmut Mümtaz’er Bey için yeteri kadar Müslüman mı değildir? Mümtaz’er Bey o saçma ve yanlış «düzeltmeyi» yapınca bizim Asım da dayanamayıp, «politik bilim profesörleri Osmanlı tarihi okumazlar mı?» diye isyan etti.
Bu zatın utanç veren bilgisizliği tarihle sınırlı olsa diyecek yok. «Lağvedilsin» dediği kurum hakkında en küçük bir fikri yok. Uluslararası silahlı kuvvetler sıralaması konusunda oldukça yetkin bir site olan strategypage.com, tüm dünya ordularını çeşitli kıstaslara göre sınıflandırıyor. Bu sıralama tablosunda yer alan TSK hakkındaki verileri bana 23. Hava Kuvvetleri Komutanımız emekli Hv. Orgeneral Sayın Ergin Celasin yolladıydı. Bazılarını buraya alıyorum:
I. TSK, tüm dünya orduları içinde «tradition» (savaş gelenekleri, tecrübesi, eğitimi ve dayanıklılığı) alanında 10 üzerinden 9 olan iki ülkeden biri. Diğer ülke ise İngiltere. 10 alan ülke yok. Türkiye’ye en çok yaklaşan ülkeler Almanya(8), İsrail(8), Finlandiya(8). ABD’nin derecesi ise 7.
II. TSK, Avrupa bölgesinde (Rusya da bu bölge içinde yer alıyor) genel klasmanda 3. büyük güç olarak değerlendiriliyor.
III. TSK, muharip güçlerin nicelik ve nitelik bileşkesinden oluşan «combat power» (yani çarpışma gücü) klasmanında da 972 puan ile yine üçüncü. (Bu klasmanda bir üst baz puan yok.)
IV. TSK, subay/astsubayların niteliklerinin ölçüldüğü «liderlik» alanında da 7 alıyor. Bu alanda TSK’yı geçebilen tek ülke 9 ile İngiltere. (Generallerimizi beğenmeyecek kadar dünyadan bîhaber olan Bülent Arınç’ın kulakları çınlasın.)
Bu bilgiler gizli değil, herkes ulaşabilir. Mümtaz’er Bey, bu mehteşem orduyu lağvetmeyi düşünüyor da, her yirmi senede bir ülkeyi felâketin sınırına getiren parlamentomuzu veya, dünyada hiçbir varlık gösteremeyen ve gençlerimizi cehâlete mahkûm eden eğitim teşkilâtımızı lağvedip baştan kurmayı düşünemiyor. En büyük tehdidi, aslında ordu dışındaki belli bir gruba ait olduklarını artık her eleştirel düşünce yeteneğine sahip insanın anladığı «birilerinin» durmadan tezgâhlayıp ordunun üstüne atmaya çalıştıkları hayâlî «çetelerde» görüyor da, ülkenin geleceğini bozuk para gibi harcayan eğitim teşkilâtında görmüyor. (Bu arada İspanyolca «junta» kelimesi Sayın Profesörün sandığı gibi çete demek değildir, «kurul, komite» anlamına gelir; İspanya’nın bazı bölgelerinde bulunan «junta regional» ise bölgesel hükümet anlamındadır.)
Mümtaz’er Türköne hiç bilmediği konularda zırva iddialarda bulunacağına, kendi bilim dalında uluslararası atıf endeksinde tek bir atıf alabilecek kadar bilim yapsa, yani taşıdığı akademik payeyi hak etme yolunda bir adımcık atsa, bilim dünyasında saygın bir isme belki kavuşabilir. Bilim dünyasında bir hiç olan bu zat, dünyanın en başarılı kurumlarından birini lağvedelim diyor ve birileri de onu televizyona çıkaracak kadar ciddiye alıyor! Ama çok saygı duyduğum hocam Prof. Dr. Dr. ing. Sayın M. Cengiz Dökmeci’nin bana sık sık hatırlattığı gibi «kendi işine saygısı olmayanın hiç bir şeye saygısı olmaz».
A. M. Celal Şengör



