Türkiye referandum sebebiyle epeydir seçim ortamına girmiş durumda, en geç bir yıl sonra da genel seçim var. Seçim ortamında AKP’nin en büyük dezavantajı Türkiye’nin dünya krizinden en ağır etkilenen ülkelerden biri olması, buna bağlı olarak işsizliğin ve yoksullaşmanın yakın tarihte görülmemiş boyutlara ulaşması. Bu yüzden AKP medyası geçenlerde TÜİK’in millî gelirin bu yılın ilk çeyreğinde % 11.7 oranında büyüdüğü iddiasına mal bulmuş mağribi gibi atladı. Hiçbiri ekonominin e’sinden anlamayan malûm tayfanın tetikçi yazarları rakamın yüksekliğinden yola çıkarak Türkiye’nin dünya krizinden en az etkilenen, kriz ortamında en hızlı büyüyen ülke olduğunu çiziktirmeye başladılar. Akıllarınca ne kadar çürük olduğunu birazdan göreceğimiz bir sayıya dayanarak krizde işini kaybeden, iflâs eden veya borç batağında yaşamaya çalışan milyonlarca insanı kandırıp hükümeti başarılı gösterecekler!
İlk olarak herkesin şunu anlaması lâzım: Büyüme oranları izafîdir; tek başına fazla bir şey ifade etmezler, ancak o büyüme oranına baz teşkil eden önceki dönemle birarada ele alınırsa anlam kazanırlar. TÜİK’in bu yılın ilk dönemi için açıkladığı % 11.7’lik büyüme oranı 2009’un ilk dönemine göre ölçülerek elde edilmiştir. O dönemde ise Türk ekonomisi % 14.5 gibi Türkiye tarihinde hiç görülmemiş, dünya ekonomi tarihinde de çok ender görülmüş bir oranda küçülmüştü. İşte ilk bakışta çok yüksek ve dolayısıyla başarılı gibi görünen % 11.7’lik büyüme oranı aslında % 14.5 gibi çok yüksek oranda daralmış bir millî gelir seviyesine göre hesaplandığı için bu kadar yüksek.
Millî gelirde veya başka bir ekonomik değişkende dış şoklardan kaynaklanan böyle olağanüstü boyutta hareketler ortaya çıkmışsa gelinen noktada nerede durduğumuzu anlamak için son durumla değişkenin dış şoktan önceki durumu arasında kıyaslama yapılır. Bu amaçla biz de 2009’un ilk çeyreğindeki % 14.5’lik daralmanın baz seviyesi olan 2008’in ilk çeyreğine gidelim ve o dönemin millî gelirini 100 kabul edelim. O takdirde AKP medyasının büyük başarı olarak lanse ettiği bu yılın ilk çeyreğindeki % 11.7’lik büyümenin sonucunda millî gelirin ancak 95.5’e ulaşmış olduğunu görürüz. Yani bu yılın ilk çeyreğindeki mucizevî (!) büyüme sonucunda Türkiye’nin millî geliri hâlâ 2008 seviyesinin % 4.5 altındadır!
Şimdi uyguladığı akılcı ve milliyetçi ekonomi politikaları sayesinde dünya krizine gerçekten direnç gösteren, krizle gelen ekonomik daralmadan dünya ortalamasına göre daha az etkilenen bir ülkeye, Çin’e göz atalım. İlginç bir tesadüfle bu yılın ilk çeyreğinde Çin ekonomisi bizimkine çok yakın bir oranda büyümüş: % 11.9. Şimdi F tipi televole ekonomistlerinin mantığına göre Türkiye de ilk çeyrekte % 11.7 büyüdüğü için Çin’in performansına eşdeğer bir ekonomik başarı yakalamış durumda! Maalesef yukarıda açıkladığım gibi bu kıyaslama bu şekilde yapılmıyor. Bilimsel, ekonomi mantığına uygun bir sonuç elde etmek için Çin’in 2008 ilk çeyrek millî gelir düzeyini baz alıp 100 kabul ediyoruz ve Çin’de bu yılın ilk çeyreğinde ortaya çıkan millî geliri bununla oranlıyoruz. Basit aritmetik bize Çin’in millî gelirinin son iki yılda bizimki gibi % 4.5 daralmak yerine % 19.5 arttığını gösteriyor, çünkü orada millî gelir geçen yılın ilk çeyreğinde bizde olduğu gibi % 14.5 daralmamış, % 6.8 artmış. İşte gerçek ekonomik başarı bu. Geçen yılki % 14.5’luk daralmayı kedi pisliğini örter gibi unutturmaya çalışıp yalnızca bu yılki % 11.7’i pazarlayarak, bu % 11.7’lik büyümeye rağmen ekonominin 2008’in % 4.5 altında olduğunu gizleyerek kimseyi kandıramazsınız.
Buraya kadar TÜİK’in % 11.7’lik rakamını doğru kabul ederek analiz yaptım ve ona rağmen ortada AKP cephesinin iddia ettiği gibi dünya çapında bir başarı olmadığını da gösterdim. Ama bu hikâye burada bitmiyor, TÜİK’in % 11.7’lik büyüme rakamına da itirazım var. Harcamalar yöntemine göre bu rakamı bileşenlerine ayırdığımızda şu garip durumla karşılaşıyoruz: 11.7 puanlık toplam büyümenin tamı tamına 6.4 puanı, yani yarıdan fazlası stok artışından kaynaklanmış. Bu olabilecek bir şey değil. Türkiye’de veya herhangi bir normal ekonomide iki dönem arasında millî gelirin % 6.4’ü büyüklüğünde bir stok değişimi olamaz. Dolayısıyla bu yılın ilk dönemindeki gerçek büyüme hızının % 5 ilâ 6 arasında bir yerlerde olması çok muhtemel.
Beni izleyenlerin bileceği gibi ben hayalî stoklarla millî gelir rakamının şişirilmesini 2002-2006 yılları için de tespit etmiştim. Bu çarpıtmalar 2004’te muhalefet milletvekillerince Meclis gündemine taşınınca o zaman TÜİK’ten (o zamanki adı ile DİE) sorumlu Devlet Bakanı olan Beşir Atalay DİE’den aldığı bilgilerle benim iddialarımı çürütememiş, dolaylı olarak kabul etmek zorunda kalmıştı. Görüyoruz ki TÜİK yönetimi o zamanki hatasının epeyce afişe olmasından hiç ders almamış.
Aslında TÜİK’in millî gelir hesaplama yöntemi ekonomide şok boyutunda anî bir talep daralması ortaya çıktığında otomatik olarak hayalî stok artışları üretmektedir. 2001 krizinden sonra da böyle olmuştu, şimdi de öyle olduğuna şüphe yok. Teknik dille söylersek, kriz şartlarında ücretler de, kâr marjları da düştüğü için, aynı tutardaki mal veya hizmet satışı eskisine göre daha az katma değer üretir. Bu yüzden millî gelir Türkiye’de olduğu gibi üretim yöntemiyle hesaplanıyorsa, hesaplamada kriz dönemi için de eski parametreler kullanılırsa millî gelir olduğundan büyük çıkar. Bu şişik millî gelir harcamalar yöntemi denklemine eşitlenince oradaki tüketim, kamu harcamaları, yatırım ve net ihracat bileşenlerinin toplamıyla elde edilen millî gelir çok daha düşük kalır, böylece kalıntı rakam olarak akıl dışı boyutlarda stok artışı elde edilir. (Konunun teknik ayrıntılarını merak edenler Makaleler bölümündeki “Ekonomi 2002’de Büyüdü mü?” başlıklı yazıma bakabilirler.)
Elbette bu bir doğa kanunu değil, çözümü zahmetli de olsa var. Hızla gerçekleştirilecek bir dizi anketle TÜİK kriz ortamında gerilemiş olan yeni katma değer parametrelerini ölçebilir ve millî gelir hesabını buna göre yapabilirdi. Bunun çok zahmetli, zaman alan bir iş olduğunu biliyorum, ama en azından iyiniyet gösterirsiniz, yetiştirebildiğiniz kadar veri toplarsınız, açıklamasını yaparsınız, yetiştiremediyseniz “Daha sonra düzelteceğiz” dersiniz, ama her halükârda toplumun karşısına “Müjdeler olsun, ekonomi % 11.7 büyüdü ama bunun 6.4 puanlık kısmı sokağa yansımadı, stok artışı olarak yerini bizim de bilemediğimiz dev ardiyelerde yatıyor” gibi gülünç bir iddiayla çıkmamış olursunuz.
Selim Somçağ
Kaynak: www.selimsomcag.org
Kemalist Politika
Politikanın Merkezi



