İki yıllık pansuman tedavisinin ardından dünya krizi yeniden kritik bir aşamada. Bunun en açık ifadesi son günlerde Amerikan finans medyasında açıkça Yunanistan, İrlanda ve Portekiz’in euro sisteminden çıkıp moratoryum ilân etmesini isteyen yazıların yayınlanması. Bu görüşü dile getirenler yalnızca ekonomistler değil; dünyanın en büyük bono-tahvil yatırımcısı olan PIMCO ve Citibank’tan da bu yönde açıklamalar geldi.
Normal şartlar altında uluslararası finans camiasında moratoryum kavramı tabudur, kolay kolay telâffuz edilmez, hele kurumsal kimlikle kesinlikle ağza alınmaz. 2001 sonunda 10 yıldır para kurulunun pençesinde kıvranan Arjantin moratoryuma doğru ilerlerken IMF ve Dünya Bankasının bunu engellemek için Arjantin’e bizdeki Düyun-u Umumiye benzeri bir sömürge sistemini kabul ettirmeye çalıştıklarını hatırlayanlar vardır. Şimdi ise bu camianın önde gelenleri bizde gösteri intiharı için çatıya çıkanlara aşağıdan “Atla, atla” diye bağıranlar gibi bazı Avrupa ülkelerini moratoryuma teşvik etmekteler... Demek ki dünya ekonomisinde normal şartlar değil, son derece normal dışı şartlar hüküm sürüyor. Bu tablo karşısında bizim geçen yılın büyük daralmasının ardından gelen bu yılın pozitif büyüme oranları karşısında gereksiz bir coşkuya kapılarak krizin bittiğini düşünmemiz büyük bir gaflet. Türk ekonomisinde asıl bakmamız gereken yer 41 milyar dolara ulaşmış olan cari açık, ama ondan bahsetmemeyi tercih ediyoruz.
ABD’nin medyası ve bazı kurumları aracılığıyla malî durumu zayıf euro ülkelerini (PIGS grubu) moratoryuma teşvik etmesine dönecek olursak; bu öyle bir olay ki, sebebini araştırdığımızda dünya ekonomisinin ulaştığı kritik aşamanın da röntgenini çekmiş oluruz. Bir soruyla başlayalım: Doğu Avrupa’da cari açığı, bütçe açığı PIGS grubundan çok daha yüksek, borç ödeme kapasitesi çok daha düşük birçok ülke var. Türkiye’nin cari açığı bile (düşük kur etkisiyle dolar bazında çok şişmiş millî gelir rakamına rağmen) millî gelirin % 5’ine ulaşmış durumda. Dünyadaki Amerikan finansal yatırımlarının bekçi köpekliğini yapan Amerikan kredi derecelendirme kuruluşlarının geçmişte bu ülkelerdeki benzer sorunlar karşısında hemen alarm zillerini çalmaya başladıklarını ve böylece buralardaki birçok krizi tetiklediklerini biliyoruz. Buna karşılık son bir yılda aynı kuruluşların Türkiye’ye ve euro dışındaki Doğu Avrupa ülkelerine çok anlayışlı davranırken euro içindeki PIGS grubuna karşı sertleşmeleri, ikide bir bunların notlarını kırmaları ilginç değil mi?
Her zaman Amerikan hükümetinin etkisine çok açık olan bu “rating” şirketlerinin son birbuçuk yılda PIGS grubunu hedef tahtasına oturtmalarının gerçek sebebi çok açık: Dolar matbaalarının II. Dünya Savaşından beri görülmemiş bir tempoyla çalıştığı bu dönemde PIGS üzerinden doların başlıca rakibi olan euroyu baltalamak, böylece doların çöküşünü mümkün olduğunca geciktirmek.
Peki, Amerikan bankalarının ve yatırım fonlarının PIGS grubunda ya da euro bölgesinin başka yerlerinde önemli boyutta plasmanı, yatırımı yok mu? Ya da Avrupa finans piyasalarında bu şekilde kışkırtılan çalkantıların Amerikan finans piyasalarına da sirayet etme riski yok mu? Her iki sorunun cevabı da evet; ABD’nin bu taktiği elbette kendi açısından da riskli, ama kampanya sürüyor. Demek ki ABD yönetimi bu riski göze alacak kadar çaresiz kalmış durumda.
Bu çaresizliğin sayısal ifadesini ABD para tabanının son iki yıllık seyrinde bulabiliyoruz: 2008 Eylülünde Lehman Brothers battığında 800 milyar dolar olan ABD para tabanı 15 ay içinde 2.1 trilyon dolara yükseldi. Doların başaşağı gitmeye başlaması üzerine Fed bu yıl frene bastı, fakat bu kadarcık para basmayla krizin atlatılamayacağı(!) anlaşılmış olacak ki, geçen ay Fed 8 ayda 800 milyar dolar daha basacağını açıkladı; bir hafta sonra da Fed Başkanı Bernanke gerekirse para basmayı daha sonra da sürdüreceklerini açıkladı! Demek ki en geç 2012’de ABD’nin para tabanının 3 trilyon dolara vurduğunu da göreceğiz.
Bu işin bir sonucu küresel enflasyondur, diğer sonucu da doların diğer para birimleri karşısında serbest düşüşe geçmesidir. Nitekim ABD para tabanındaki büyük artışın finans piyasalarına yansımasıyla emtia fiyatlarının son günlerde yeni rekorlara doğru koştuğunu görüyoruz. Kahve, kakao, pamuk gibi tarım ürünlerinin fiyatları tarihî zirvelerde... Ham petrol yeniden 90 doların üzerinde... Fed 2008’den farklı olarak bu sefer para basmakta sınır tanımamaya kararlı olduğuna göre bu gidişin sonu küresel ölçekte enflasyonun patlamasıdır. Tabii ABD’de enflasyonun çift hanelere tırmanmasından önce yıllardır ABD’nin cari açığını ve bütçe açığını Amerikan devlet tahvillerini satın alarak finanse eden Çin, Japonya, Güney Kore gibi ülkelerin bu alımlarını durdurmaları da ihtimal dahilindedir. Her halükârda ABD bir süre sonra kontrol edilemeyen bir enflasyon sıçramasıyla ve doların değerinin çökmesiyle karşı karşıya kalacaktır.
Gelgelelim ABD’nin böyle bir enflasyon/devalüasyon sürecine uzun zaman tahammül etmesi de mümkün değildir. Bu ülkeyi yenilmez, âdeta doğa üstü bir güç addedenler için şu bilgiyi vereyim: 309 milyon nüfusa sahip bu ülkede Kasım 2010 itibarıyla 43 milyon kişi, yani her 7 kişiden biri, devletten aldığı yemek kuponlarıyla hayatını idame ettirebilmektedir. (Krizden önce 2007 başında bu rakam 11 milyondu.) Demek ki bu toplumda işsizlik şimdiden had safhadadır ve gelir dağılımı çok bozuktur. Ayrıca ABD’de çalışan nüfusun % 85’i ücretlidir, yani sabit gelirlidir. Dolayısıyla birbiriyle kaynaşmayan birçok etnik gruptan oluşan bu toplumun uzun süren bir kronik enflasyon sürecinde toplumsal bütünlüğünü koruması çok zordur (1992’deki Los Angeles zenci ayaklanmasını, sel baskınından sonra New Orleans’ta olanları hatırlayalım). Bu yüzden ABD para basmaya devam ederek finans piyasalarındaki nihaî çöküşü geciktirmeye çalışırken aslında adım adım enflasyonist-devalüasyonist bir çöküşe ve kaosa doğru ilerlemektedir. Bunun da az çok farkında olduğu için doların değerini koruyabilmek umuduyla PIGS ülkelerinin altını oymak, bunları moratoryuma davet etmek gibi yine sonunda ucu kendisine dokunacak çılgınca yöntemlere başvurmaktadır.
ABD’nin para-kredi balonuyla ürettiği yapay zenginleşmeyi feda etmeden krizi aşma girişimleri batağa saplanmıştır. Son çare olarak sarıldığı “sonsuza kadar para basma” rotası çıkmaz sokaktır; bir süre sonra bu strateji birçok farklı yerden dönüp dolaşıp kendisini vuracaktır. İş bu aşamaya geldikten sonra yapacağı tek şey para musluklarını kapatmak ve faizi yükseltmektir. On yıllar boyunca IMF diktatoryasıyla gelişen ülkelere zorla içirdiği acı ilâcı artık kendisi içececektir, hem de çok büyük miktarlarda...
Sonuca geleyim:
Dünya krizi bitmemiştir. ABD’nin iki yıldır uyguladığı “para basarak ekonomiyi canlandırma” stratejisi artık sınırlarına ulaşmıştır, Amerikan ekonomisinin yeniden yavaş yavaş durgunluğa gömülmesine engel olamamaktadır. ABD yönetimi buna rağmen yeniden büyük miktarda para basmaya başlamıştır. Bu ekstra para kitlesi bundan sonra giderek daha az büyüme ve giderek daha çok enflasyon üretecektir. Dolayısıyla ABD çok uzak olmayan bir gelecekte para musluklarını kapatmak zorunda kalacaktır. Ayrıca ondan önce PIGS krizinin Doğu Avrupa’ya ve oradan da bize yayılması ihtimali de yabana atılamaz.
Bu ihtimaller gerçekleşecek olursa yıllık cari açığı 41 milyar dolara ulaşmış olan, dış borç ödemelerini ancak yeni dış borçlanmayla gerçekleştirebilen Türkiye ne yapacaktır? Türkçesi, ABD’den sıcak para akışı kesildiğinde Türkiye nereden döviz bulacaktır?
Eğer “Efendim ABD öyle güçlü bir ülkedir ki, sonsuza kadar para basmaya devam eder, yine de enflasyondan falan etkilenmez, doların değeri de kesinlikle düşmez, çünkü ABD’nin evellalah sırtı yere gelmez” gibi bir inancımız varsa mesele yok. Ama bilimsel düşünceyi kendimize kılavuz edinmişsek ve tarihten ders almayı da biliyorsak o zaman bu ihtimaller bizi fazlasıyla kaygılandırmalı.
Demek ki bugün iktidarıyla, muhalefetiyle siyasetin ve iş dünyasının geçmiş ayların büyüme rakamlarıyla avunmayı bırakıp bu ihtimalleri acilen ele alması, krizle gelen olağanüstü şartların ruhuna ve yarattığı imkanlara uygun, radikal çözüm arayışlarına girmesi gerekiyor. Yoksa Şubat 2001 sonrasında içine düştüğümüz kargaşa ortamını bile mumla ararız.
Selim Somçağ
Kaynak: www.selimsomcag.org
24.12.2010
Tasarım - Sadullah Karasu "Merry Crisis and a happy new fear"



