Kemalist Politika

Politikanın Merkezi

Son Güncelleme03:46:10 PM GMT

Devlet Otoritesinde Tekelleşme

E-posta Yazdır PDF

Devlet, Otorite ve Tekel kavramları politik terimlerdir ve bu üç kavramı birbirinden ayrıksı bir tanımlamaya tabi tutmak hemen hemen imkansızdır, anlamları birbirinin aynısı değildir ama iç içe geçmiştir. Her devlet bir otorite durumunu ve her otorite de bir tekelleşme durumunu tarif edebilir. Ama örneğin devlet, tekelleşmiş bir güce tabi olmayacağı gibi ve otorite de her zaman tekil bir gücü ifade etmeyebilir.

Modern çağın devleti de otoritesini, kısmen pay edilmiş güç odakları çerçevesinde organize etmekte ve siyasi tekelden öte sınıfsal bir otoriteye tabi olmaktadır. Batılı devletlerde bu sınıfsal egemenlik de pay edilmiş gibi görünmektedir; finans oligarşisinin mutlak iktidarı her daim sabit olmakla birlikte, batılı işçi sınıfının da devlet otoritesinde kısmi bir payı oluşmuştur. En azından, sermaye sahipleri ekonomiden ciddi bir pay aktararak, işçi sınıfının devlet üzerine mücedele gücünü pasifize etmiştir. Batıda sömürü süreci böylece sınıflar arası eksenden, uluslararası eksene kaymış ve yaklaşık yüz yıldır “zalim ve mazlum uluslar” ikiliminde bu süreç yalınlaşarak devam eder hale gelmiştir.

Bu süreci merkez-çevre diyalektiğinde açıklayan kuramlara sıkça raslanıldığı bir gerçektir. Kuramların yaratılmasından çok daha önce bu coğrafya, Kemalist Devrimle birlikte “ezilen dünyanın emperyalist batıya karşı mücedelesine” şahit olmuştur. Bir başka deyişle kuram, devrimden sonra yazılmaya başlanmıştır. Bizim varoluş mücedelemize denk düşen süreç, yine yüz yıla yakın bir zamandır, devrime sahip çıkma-yitirme ikileminde kesişir durumda görünmektedir.

İşte referandum tartışmaları bu kesişmenin en keskin dönemecine denk düşmektedir. Kemalist Devrim, ortadoğu coğrafyasına ve müslüman toplumlara devlet yapılanmasında yeni bir kapı aralamıştır. Güncel tartışmada bu aralanan kapıya “rejim üzerine tartışma” demek hiç de yanlış olmaz. Rejim tartışmasının da en son noktada dayanacağı yer, devlet otoritesinin ya da egemenliğin nasıl kullanılacağına yönelik bir biçim önermesidir.

Bugün dahi hem müslüman olan ve hem de ortadoğu coğrafyasında yaşayan toplumların egemenlik kaynağı “dini söylemlerle” bezenmiştir. Çoğu zaman bu söylemleri dile getiren görünüşteki otorite, emperyalist batının kalkanı olarak işlev görmektedir. Cumhuriyet rejimiyle Türkiye, bu coğrafyada, tarladaki gelincik gibi kırmızı bir görüntünün sahibidir ve onun için hedef tahtasında adı ilk sırada yer almaktadır. Bu farklılık, diğer benzerlere katılması gereken ve kabul edilmeyen bir farklılıktır.

Aşamalı Tekelleşme

AKP’nin, devleti tekeline alması kademeli bir yapıda gerçekleşmiştir. Tüm iktidar sürecinde “tekelleşme”, devleti ele geçirme öncesinde de yer edinmiş bir “ana yöntem” olarak karşımıza çıkar. Din, bu siyasi çizginin en belirgin siyasi söylemidir. İşte, tekelleşmenin ilk basamağında, din kavramı üzerinde bir “tekel” kurmak yatar. Kullandıkları siyasi terminolojide bir karşıtlık ilişkisi egemen kılınmış ve kendisi gibi düşünmeyenler “dinsiz” olmakla itham edilmiştir. Buradaki “dinsiz” teriminden anlaşılması gereken “gerçek dinsizlik” değil, “onlar gibi düşünmeyenlerin dinsizliğidir.” Böylelikle tekelleşmenin ilk aşamasını “dini tekel” oluşturmaktır ki, bugün herkes din üzerinden bir değerlendirmede AKP’nin hedef tahtasına oturtulmaktadır. Din üzerinde tekel kurmak, iktidar üzerinde tekel kurmaktan önce oluşumunu tamamlamıştır.

AKP’nin tekelleşmedeki ikinci aşaması işbirlikçilik üzerinedir. Dikkat edilirse, işbirikçilik konusunda tüm diğer siyasal yapılanmaların ya önüne geçmiş ya da diğerlerini kapsamış ve bünyesinde hazmetmiştir. Doğal olarak bugün, hiç bir siyasal hareket AKP’den daha fazla emperyalizmle eklemlenmiş değildir. AKP’nin bu hamlesi, yani emperyalizmle eklemlenmede en üst basamağa tırmanması, liberal ekonomik politikaları içeren bir siyaset izlemesiyle eş zamanlı gelişmiştir. Özelleştirmeler yoluyla gerçekleştirilen yabancılaştırma bu siyasetin temel kilometre taşıdır. Bu anlayış biçimi böylelikle işbirlikçilik konusunda diğerlerine yaşam şansı da bırakmamaktadır: Çünkü işbirlikçilik konusunda “en” nitelemesine sahiptir ve diğerlerine bu konuda parsa bırakmamaktadır. Elbetteki bu tarz siyaset, siyasetteki kutuplaşmaya hizmet etmektedir; işbirlikçilerin tek çatı altında toplanması, diğer siyasal hareketlerin büyük bölümünü ulusalcı olmaya itelemektedir. Siyasi yörüngedeki yeni konumlanma bu açıdan eskiden farklılaşmış ve yeni uyum problemlerini ortaya çıkartmıştır.

Emperyalizm ile entegrasyon, AKP için iki önemli fayda ortaya çıkartmıştır. Birincisi, emperyalizmin tarafı olan ama AKP’li olmayan odakların olası muhalif tepkileri içkinleştirilmiş ve yutulmuştur. Diğer faydada ise emperyalizm, AKP kadrolarını semirtmiş ve paraya boğmuştur. Artık finans yönetiminde bu siyasi hareketin kalın izleri görünür olmuştur.

Tekelleşmedeki üçüncü aşama devlet üzerindeki aşamadır. Din üzerinde kurulan tekel ile işbirlikçilik üzerindeki kurdukları tekelin toplamının ele geçiremediği bakir alanlar hala mevcuttur. İşte devletteki tekelleşme, bu bakir alanların da ele geçirilmesine yönelik bir hamledir ve tekelleşmedeki son süreci imlemektedir. HSYK’yı bakir, Anayasa Mahkemesini yarı bakir bir alan olarak kabul edersek, Referandum hamlesini bu tekelleşmedeki eksik halkaların tamamlanması olarak değerlendirmek zor olmasa gerekir.

Devlet Üzerinde Kurulan Tekel

Devlet üzerinde tekel kurmak, yani bütün devlet kurumlarında aynı siyasal algıyı örgütlemek ve hatta 1920-23 süreçlerinde Türkiye’de olduğu gibi bu tekelci düşünceyi yasama-yürütme-yargıyı da içine alacak biçimde örgütlemek genellikle “devrimci” eylemlerde ve büyük dönüşümlerde rastladığımız bir olgudur.

Ya da olaya tersinden bir göz atarsak, her devrimci olgu veya büyük dönüşümü tasarlayan siyasal hareketler devleti ele geçirmeye yönelik bir hareket içerisindedir. Bu bir tür yumurta ve tavuk hikayesidir aynı zamanda. Ama iş AKP gibi işbirlikçi ve gerici bir hareket tarafından yapıldığında, devrim terimini “karşı” sözcüğüyle nitelemek en doğru tarif olacaktır.

Yasama-Yürütme-Yargı ve Demokrasi

Siyaset biliminde, demokrasinin temel ilkeleri arasında yer alan “yasama, yürütme ve yargı” erklerinin ayrı ellerde toplanması her zaman topal bir anlayışa sahne olmuştur. Çünkü bu süreçte “yasama çoğunluğunun içinden çıkan yürütme erki” hemen her zaman iki gücü de tek elden oganize eden bir odak konumunda bulunur. İşin diğer tarafındaki yargının bağımsızlığı, kısmen ve tek başına demokrasinin işleyişini ayakları üstünde tutan bir işlev görebilir. Çoğu zaman bu işlevi güçlü bir yasama-yürütme ittifakı kendi lehine şekillendirebilir: Yasa yapma yetkisi, yargıyı, hükümetin bir aracı haline kolaylıkla dönüştürülebilir.

“Dördüncü erk” olarak pazarlanan ve kitle iletişimin egemen gücü olan “medya”, çoğu zaman, sermaye sınıfının sesi olarak hükümetlere hiza vermenin peşinde koşmaktadır. Onun bu kendine müslüman ve savruk yapısı demokrasinin nesnel bir erki olmadığını ortaya koyar. Ama medyanın “nesnel bir erk” olmaması, demokrasiye biçim vermediği anlamına da gelmez. Kaldı ki güçlü bir yürütme erki, medyayı kendi himayesinde kalmaya mecbur bırakabilir; medyayı dönüştürebilir ve ele geçirebilir.

Tekrar, devleti ele geçirme konusuna dönersek, bunun, yani devleti ele geçirme eyleminin, bir devrimci hareket veya büyük dönüşüm amaçlayan siyasal bir hareket olabileceği üzerinde durmuştuk. Bugün böylesi bir hareketi tespit etmek hiç de zor değil. Yaşadığımız dönüşümün bugün karşı devrimci niteliğini açıklamamıza yeniden eklememiz gerekir.

Baskı Devleti

Doğaldır ki bir karşı devrimci eylem, iktidarın bir kısmıyla yetinmez ve tamamını elde etmeye çabalar. Bu süreç, “muhalif olan herhangi bir dile sabır göstermek” gibi bir portre vermez. Tipik “baskı devleti” böylece oluşur.

Bir “baskı devleti”nin en önemli özelliği, devlete ait casuslar ordusunun varlığıdır. Hitler Almanya’sında Gestapo ve günümüz ABD’sinde CIA örnek gösterilebilir. Casuslarla işleyen bu sistem hem baskının göstergesidir ve hem de casusların varlığı bu baskı zihniyetinin bir sonucudur.

AKP iktidarının doğrudan başbakana bağlı üstün teknolojiye sahip modern casusluk şebekesini, tüm muhalifleri içeri tıkan anlayışlarını, “baskı devleti”nin son model örneği olarak düşünmek lazım.

Ve nasıl söylememezlik ederiz ki, bir yerde baskı ne kadar güçlü ise direnç de o kadar güçlü demektir...

İktidarın Siyasi Paradigması

Devlet otoritesindeki tekelci algı, kendi siyasi paradigmalarını da oluşturur. Türkiye üzerinden örneklendirecek olursak, “demokratik açılım” tartışması açıklayıcı olacaktır. AKP’nin açılımı, Kürt halkının ezilmişliğiyle ilgili olduğu için değil, “ulus” algısından sıyrılma endişesiyle yürürlüğe girmiştir. Bu her haliyle siyasi tarihin kadrajının geriye sarılmasıdır: Çaba, ulus değil, ümmet devletini inşa etmektir. Doğal olarak hiç bir soruna çözüm getirmeyen bu anlayışın arayışı terörü ortadan kaldırmayı amaçlamamaktadır. Tam tersine belki de terörün varlığından beslenen bir faydacı anlayış, bu sayede, zamanla “ulus” algısının aşındırılmasından kazanç sağlamaya da çalışmaktadır. Bu, AKP’nin öznel paradigmalarına yalnızca bir örnektir... değil



İnanç Birliğinden Çıkar Birliğine


Bu güne kadar herkes, belki AKP tabanına sıkışmış kitleler dahi, bir arada olmalarının nedenini “inanç birlikteliğine” dayandırıyorlardı. Oysa siyaset “inanç birliğinden” de önemli olan “çıkar birliğinin” bu yapının tutkalı olduğunu ispat ediyor! Zaten bu “çıkar birliği” terimi, AKP ile emperyalizm arasındaki dayanışmayı da anlamamızı sağlıyor.

En nihayetinde AKP, bir tarikatlar ve cemaatler ittifakıdır; yani bir koalisyondur. Koalisyonlar ise bir inanç değil çıkar birliktelikleridir. Bir başka deyişle tarikatların ve cemaatlerin AKP’nin iktidar yapılanmasından “sus payı” aldığı gerçeğini dile getirebiliriz. İşte adı “İslamcı” olan bir hareketin güncel özeti budur...

AKP Yıkılacaktır!

AKP çözülmeye başlamıştır: Bedeninden sökülen tuğlaların, yere düşerken çıkardığı sesi engellemek için, daha byük bir gürültüye ihtiyaç duyuyor bugün. AKP’nin, “iktidara bu yarım sahip olma durumu” sürdürülebilir değildir: İşte bu koparılan gürültü onun içindir! Ergenekon, Mavi Marmara ve Referandum, bu çöküşü gizleyen bir örtüden başka birşey değildir. Amaçları, çökmeden önce yeni bir aşamaya sıçramayı başarabilmektir...

AKP iktidarı elbettei ki yıkılacaktır, çünkü kendi aralarında sosyolojik bir bölünme yaşamaktadırlar. İçinden çıktıkları kitlenin bölünmesindeki en önemli etken, üst tabakada yer etmiş ve bürokratikleşmiş bir sınıfı temsil eden parti kadrolarının, alt tabakanın sömürüsü üzerine koltuklarını kurmuş oldukları gerçeğidir. Açıkçası bu durum, siyasi hareketlerindeki çatlamadır, bir bölünmedir ve böylesi bir bölünme AKP’nin çöküşüyle sonuçlanacaktır. Bu bölünme hem yapısaldır; çünkü siyasi tabanları, zenginlerle yoksullar olarak ikiye ayrılmaktadır ve hem de sömürgecidir; çünkü biri diğerinin sömürüsü üzerinde yükselmektedir.

Gayet tabi ki aynı siyasi hareket içinde bulunan kitlenin bölünmesi perdelenmektedir: AKP iktidarının sömürdüğü kitleyle arasındaki ekonomik farkılılk derinleştikçe, “din sömürüsü de derinleşmekte” ve ittifakın çatırdaması ötelenmektedir.

Kavganın Tarafları

Bu topraklardaki son devrimci eylem olan Cumhuriyet hareketi, yüzyıllardır süren “din tacirlerinin egemenliğinin aleyhine bir gelişim” göstermiştir. Daha doğrusu bu aleyhte gelişim tarih boyunca hep karşılıklı bir seyir izler. Dinciler ilerledikçe de Cumhuriyetin aleyhine bir durum ortaya çıkar. İkisinin bir arada gelişim göstermesi olanaksızdır. Bu nedenle mürteciler ile cumhuriyetçilerin “barış içinde bir arada yaşamaları” imkansızdır. İktidar kimin eline geçerse geçsin, diğerinin hakim konumunu aşındıran bir eylem hemen göze çarpar.

Günümüzde yaşadığımız siyasi çatışma, her biçimiyle tarihin süzgecinden damıtılarak gelen bir “kavga”nın izdüşümüdür. Bugün kavga, “Evet ve Hayır” arasındaki gerginlikte cisimleşiyor. Her durumda kavga, gasp edenler ve mağdurları arasında gerçekleşiyor. Hükmünü güçlendirmek isteyenlere direnen halk kitleleri hep vardır ve var olmaya devam edecektir. Bu direnç, tüm 12 Eylüllere “Hayır” diyen bir anlayışla somutlaşacaktır!

Önder YILMAZ
Eğitim-İş Pendik Başkanı
01.09.2010

Yorum ekle

Güvenlik kodu
Yenile