Kemalist Politika

Politikanın Merkezi

Çarşamba, 10 Mart 2010

Son Güncelleme05:18:21 PM GMT

Kadınlar ve çağdaşlaşma

E-posta Yazdır PDF
Suudi Arabistanlı bir kadın gazeteci Mısır’da yayımlanan ‘El Masri el Yavm’ adlı gazetede o ezeli soruyu sordu: “Neden erkekler dört kadınla evlenebiliyor da, kadınlara bu hak verilmiyor? Biz de dört erkekle evlenebilmeliyiz!”

Bunun üzerine kıyamet koptu.

recmNadina el Bedair adlı Suudi gazetecinin ne ahlaksızlığı kaldı, ne de kâfirliği. Hakkında dava bile açıldı! Bu tepkiler Arabistan veya Sudan gibi muhafazakâr, şeriatçı bir ülkeden gelse anlaşılırdı, ama Mısır gibi nispeten gelişmiş bir ülkede olunca biraz tuhaf kaçtı.

Bayan Bedair’in önerisi elbette olacak şey değil ve bunu kuşkusuz ki kendisi de bilmektedir. “Kadınlar da dört eş alabilmelidir” derken asıl söylemek istediği şu olmalı:
“Ey erkeler, ey şeriatçılar, bir erkeğe dört kadınla evlenme ruhsatı vermekle kadını aşağılamış oluyorsunuz! Kadın erkek eşitliğini zedeliyorsunuz. Kadının onurunu ayaklar altına alıyorsunuz. Ve bunu çok doğal karşılıyorsunuz. Üzerine kuma getirilen kadının neler hissetini anlayasınız diye bu öneriyi yaptım!”

Fakat kadına bırakın dört erkekle evlenmeyi, seçme ve seçilme hakkı gibi temel hakları bile çok gören Arabistan gibi ülkelerde bunların tartılması bile abes ve günah sayılmaktadır!
Sorun elbette bir kadının kaç kocası olacağı sorunu değildir. Bu tartışmanın gerisinde, kadın erkek eşitliği sorunu yatmaktadır. Onun da gerisinde, kadının bir birey olup olmadığı sorunu yatıyor. Bu da, insan hakları ve demokratikleşmeyle ilgili konuları kapsar!

Bayan El Bedair’in bütün bunları bildiğine kuşku yok. Maksadı, bu konuların tartışılmaya başlaması olmalı.

Birkaç hafta oluyor, bir başka kadın, bu kez İranlı, gene tartışma konusuydu: Bu İranlı kadının, ateist olduğu için ölüm mahkûm edildiğini, canını kurtarmak için ülkesinden kaçtığını okuduk. İranlı kadın, “Ben ateist filan değilim, sadece ılımlı Müslüman’ım, ama buna da tahammülleri yok” diyordu.

Geçenlerde Somali’de kocasına ihanetle suçlanan bir kadın taşlanarak öldürüldü.
İsviçre’de camilere minare yapılması halk oyuyla yasaklandı diye çok kızdık, “İsviçre’de din özgürlüğü yok!” diye sert yazılar yazdık. Kendi durumumuzu görmezlikten gelerek.
İsviçre’nin yaptığı yanlıştı. Ya bizim birbirimize ettiklerimize ne demeli?
Önümüzdeki 10 yılların en önemli sorunları arasında kadın hakları yer alacak. Çağdaşlaşmaya giden yol, bunu gösteriyor.

Türkiye’nin deneyimleri bu konuda yol gösterici olabilir.

Türk televizyon dizilerinin son yıllarda Arap ülkelerinde gittikçe artan bir ilgi görmesi boşuna değil.
Ve modernleşme çizgisini bu ülkelerde savunanlar arasında kadınların gittikçe artan bir rol oynamaları da dikkate değer bir durum. Mevcut düzenin kadınlara getirdiği sınırlamalar düşünülürse bunda şaşılacak bir şey yok!

Türker Alkan

Radikal