Kemalist Politika - Manifesto I
“KURULUŞ”
Yeniden Kemalist Politika
Kemalist Politika, bir sürelik aranın ardından tekrar yayın hayatına başladı. Bu dışavurum, nadastan sonraki ilk üründür; İlerici-Devrimci-Yurtsever bir isyandır sesimiz. Her ilerici isyan, arkasında kendisini var eden tarihsel damarların taşıdığı kodlar sayesinde dile gelmektedir: Türkiye'nin gerçek devrimci geleneğinin izdüşümüdür Kemalist Politika.
20. Yüzyılın başlarında Kemalist Devrimin bize öğrettiği, “Bağımsız Devlet” ilkesinin vazgeçilmezliğidir. Bu ilke, en olumsuz koşullarda; kapitalist olmayan ve hatta kapitalizm tarafından sömürge olarak kullanılmış, sanayileşmemiş, askeri bürokrasi ağırlıklı bir toplumda hem gerekliliğini ve hem de gerçekleştirilebilirliğini ispat etmiştir.
Bugün dünyada, tüm ekonomik ve siyasi algılar değişirken ve değişim rüzgarları azgelişmişliği yeni ve farklı dayatmalarla yönlendirirken, bu ilke bizi tarihle ve gelecekle yüzleşmeye itmektedir. Çünkü kapitalizm, geçmişte olduğu gibi bugün de kan ve gözyaşı dökmekten çekinmemektedir. Bugün yine ilkel ve saldırgan tutumuyla dünyayı ve özellikle Türkiye'nin çevresini cehenneme çeviren, komplolarıyla azgelişmiş ülkelerde darbeler, kıyımlar tezgahlayan ABD emperyalizmi ülkemizin geleceğini tehdit etmektedir.
Eğer 20.yüzyıl başıyla bir benzerlik ilişkisi arayışına girecek olursak hiç kuşku yok bunun için bir dolu örnek bulunabilecektir. Ama önemli olan, benzerlikler üzerinden değil, farklılıklara rağmen devrimi tekrar edebilmektir. Kemalist Devrimin tüm yaşamsallığı buna bağlıdır. Benzerliklerden çok farklı koşullarda hareket edebilmeye hazırlıklı olmak, bağışıklığımızın da güçlü olması ve zinde olmasına bağlıdır. Bakalım emperyalizm bize her vurduğunda ayakta kalabilecek miyiz? Kemalist Politika bu direnci örgütlemek için kurulmuştur.
Düzlem Farklı-Eksen Farklı-Boyut Farklı
Cumhuriyet rejimi uzun zamandır ama özellikle 2002’den bu yana hızlanarak liflerine ayrılmakta ve iğdiş edilmektedir. Cumhuriyet Türkiye’si, Ortadoğu coğrafyasının tek özgür-bağımsız devletidir. Özgürlük ve bağımsızlık, onun kendisini yeniden var eden “niteliği”dir: İğdiş süreci bu nitelik üzerinde yürütülmektedir. Cumhuriyet böylece, kendisini yeniden üretemeyecek noktaya getirilmektedir.
Yaşadıklarımız bir elektrik kesilmesi değildir; hele ekranın kararıp yerine gelmesi hiç değildir. Uydudaki arıza, telefondaki cızırtı size yine de mesajın ulaşmasını sağlar. Bugün yaşananlar farklı bir durumu tarif ediyor bize, bir elektirik kesilmesinden daha farklı olarak; düzlemin değişmesi, eksenin farklılaşması, boyutun başkalaşmasıdır: Bu sefer aynı kapıdan dışarı çıktığınızda, son kez çıktığınız aynı bahçeye çıkamayacaksınız; asfalt farklı, alışveriş yaptığınız market farklı, selamlaştığınız insanlar farklı olacak. Belki bu dünyanın “matrix”inde geri dönüşsüz bir yolculuk olacak. Dönüşüm ve değişim dedikleri, işte böylesine farklı bir yapıyla karşı karşıya bırakıyor bizi: Cumhuriyetin, yozlaşması ve halktan kopuk bir sisteme haline bürünmesi gerçeğiyle karşı karşıyayız!
Bir başka deyişle değişim-dönüşüm, evrimsel yani ilerleyici bir biçimde olmaktan çok, mevcudu bozucu ve dağıtıcı bir “etki” yaratmaktadır. Değişim, o çok bildik tartışmanın diğer ucundaki süreci üretmiştir: Geriye doğru itelenen bir tekerlek ile karşı karşıyayız. Geçmişte devrimci bir kopuş yaşayan bu coğrafya 1920’ye bağlanacak ve 90 yıllık gecikmenin yarattığı siyasi tarih “değişime” tabi olacaktır.
Karşı Devrim ve Politik Propaganda Yöntemi
Karşı Devrimin uygulamış olduğu politik propagandanın yeni yöntemi, “dikkat çekmek”ten, “dikkat kaydırma”ya dönüşmüştür. Kim bu dönüşümün karşısına dikilirse kitle iletişim araçlarının boy hedefi ve AKP “adalet” mekanizmasının yeni “uğraş”ı haline gelmektedir.
“Uğraş”ın öznesi maskeyi indirmeye çalışan politik bir aktivisttir. Bu özne aynı zamanda yaratılan postmodern faşist devletin boy hedefidir ve kovuşturma eyleminin nesnesi olarak görülmektedir. İşte Kemalist Politika böylesi bir mücadelenin öncü figürü olarak siyasette yerini almaktadır: Devrim için özne olmaya, bedel ödemek için nesne olmaya da razıdır!
Bir başka deyişle halka beraber örgütlenmenin ve devrimci bir önderliğin uygulanabileceği partileşmiş bir kurum mevcuttur ancak onu bir “strateji”etrafında örgütleyecek temel dinamiklerin eksikliği yadsınmaz durumdadır. Buradan yola çıkarak çekirdek bir kadronun yaratılması ve tüm ülkede bu kadroların çoğaltılarak gericiliği kuşatacak devrimci bir güce dönüştürülmesi gerekmektedir. Bir başka deyişle bu stratejinin ana hattını hem kitleselleşmek ve hem de bilinçlenmek oluşturmaktadır. Gayet doğaldır ki, orta ve alt sınıf bu örgütlenmenin gerçek tabanıdır. Böylece, Kemalist hareketin dayanacağı toplumsal tabanın niteliği ortaya çıkmış olmaktadır.
Siyasetin Yörüngesi
Eğer bir ülkede herhangi bir alanda bir sömürü ilişkisi kurulmuşsa, hiçbir ilişki sömürüden etkilenmeme şansına sahip olamaz. Örneğin bir ülkede emek sömürüsü yoğunlaşmışsa, muhtemelen o ülkede dinin siyasallaşmasıyla birlikte “din sömürüsü”nün etkin ve egemen olduğu bir politik arena var demektir. Bir başka yolla kitlelerin emek sömürüsüne başeğdirilmesi mümkün olmayacaktır. Din sömürüsü varsa, “kadın sömürüsü”, cinsiyet ayrımcılığı vardır: Kadın, “namus” kavramının “meta”sı olmaya indirgenmiş ve temel sömürü araçlarından biri haline getirilmiştir. Belki de Türkiye’deki gibi bütün politik çıkar ve sömürü ilişkileri “kadın” cinselliği üzerinde yürüyebilmektedir.
O zaman Kemalist Devrim’in bizi yüksek perdeden göreve çağırmama ihtimali var mıdır: Bir ülkeyi bağımsızlaştırarak, dış sömürüyü ortadan kaldıran, kadını özgürleştirerek onu toplumsal hayatın gerçekçi ve eşitlikçi bireyi olarak sabitleyen, din sömürüsünün tüm mekanizmalarını ve hatta elini ayağını “laik” bir yaşamla kıran ve hepsinden önemlisi feodal ezilmişlik içindeki “köyü ve köylüğü” devrimin efendisi yapan bu siyaset, bugün kendisini tekrar dayatmakta ve bizi göreve çağırmaktadır.
Kemalist Devrim, azgelişmişliğin kaldıracıdır: Gönyesi şaşmış dünya düzenine bir hiza çizmiş ve “doğu”yu kapitalizmin laboratuarında bir “kobay” olmaktan kurtarmak için “model” olmuştur. Bugün “Ortadoğu” da açılmış oyuklardan kurtulmak, tekrar, “Ulusal Kurtuluşçu” siyaseti gerektirmektedir: Tarihe kazınmış olan ve putları yıkan Kemalist Devrim kendisini işte bu yüzden dayatmaktadır! Ve işte bu yüzden Amerikan taslakları öncelikle Mustafa Kemal’i tarihten silmeye ve Cumhuriyeti özünden yalıtan bir “ılımlılığa” mahkûm etmek istemektedir.
İmece ve Kollektif Önderlik
Kemalist Politika “imece” ile çalışan bir yapılanmadır: Kendi kendini yetiştiren, birbirini taşıyan, birbirine omuz veren devrimcilerin-yurtseverlerin-antiemperyalistlerin evidir. Büyük devrimci önderinin izinde yürüyen politik bir varoluşun ilk adımıdır. Bu bir parti hareketi değildir, çünkü Kemalistlerin bir partisi hali hazırda zaten vardır!
Şu unutulmamalıdır; biz mevcut düzenle “uzlaşmaz” bir çerçevedeyiz. Bizim bu uzlaşmazlıktaki en büyük güvencemiz Kemalist Düşüncenin sahip olduğu büyük ve sarsılmaz gövdedir. En önemli gücü bilimsel ve özgür düşünce olan bir anlayışı tekrar ve azimle sırtlamaya yeniden hazırlanıyoruz.
Kemalist Politika’nın bu ikinci dönemi, reddedilemez bir gerçeğin izdüşümüdür: O gerçek, biriken devrimci-yurtsever kadroların “direnç siyaseti”ni dayatmasıdır. Bugün yurtseverlerin yarattığı enerji bu coğrafyadaki tümöre panzehir olacak güce erişmiştir; tümör varsa ilacı da vardır!
Tarih, emperyalizmle işbirliği yapanların, uşaklıklarını kabul ettiklerini hiç yazmadı. Bundan sonra da yazmayacaktır. Ama biz bu gerçeği haykırmaktan vaz mı geçeceğiz, elbette hayır, kesinlikle hayır!. Biliyoruz ki dünya, ne kadar çok işgal, kan ve gözyaşı gördüyse, ülkelerine ve halklarına ihanet eden o kadar çok hain de görmüştür.
İşte biz Kemalistler, bugün yaşadığımız zulüm için şunu haykıracağız: Gericilik emperyalizmin kırbacıdır… ve bu ülke kırbacın çilesine katlanarak aydınlığa çıkacaktır!
Kemalist Politika



