Kemalist Politika

Politikanın Merkezi

Son Güncelleme06:41:21 AM GMT

İnkarcı olan Atatürk Cumhuriyeti midir, yoksa Yaşar Kemal midir?

E-posta Yazdır PDF

1960 – 1980 arasının marksisti, katı anti-amerikancısı Sayın Yaşar Kemal, 1990’lardan başlayarak, yani bir yandan sosyalizmin çöküşü, öte yandan adının NOBEL ödülü aday-adaylığı için dile getirilişiyle birlikte, ‘evrim’den geçerek eski söylemlerini bırakmış, ancak ‘bir uçtan ötekine sıçramanın kolaylığını’ kanıtlarcasına, bu kez aynı katılıkla Atatürk Cumhuriyeti’ne saldırmaya başlamıştır.

Tüm Cumhuriyet dönemimizi “İnkâr dönemi” diye nitelemeğe koyulmuştur.

Nefret ettiği ABD sömürgeciliğinin eseri olan 12 Mart ve 12 Eylül faşist darbelerinin kıyımlarını, emperyalizmi tepeleyen Atatürk’ün tertemiz Cumhuriyetine fatura etmek yanlışını sürdürmüştür.

Ama petrollerini talan etmek için Irak’ın 2 milyon insanının ölümüne, bu ülkenin tümüyle yakılıp yıkılmasına neden olan ABD’ye ve ona destek veren AB’ye karşı sesini yükselttiğini   bugüne değin duymuş değiliz.

Atatürk Cumhuriyetinin inkâr ettiği nedir?

Bütün Atatürk Cumhuriyeti düşmanlarının hiçbir  suçlamalarında açıklık bulunmadığı gibi, Sayın Yaşar Kemal de bu soruyu yanıtsız bırakarak suçlamalarını yineleyegelmektedir.

Bu durumda  asıl inkârcının kendisi olduğunu söylemek kaçınılmaz olmaktadır.

Bu satırların yazarı, Sayın Yaşar Kemal Türkiye Cumhuriyetine saldırmaya koyulduğu tarihten başlayarak, birçok konferanslarında bu temelsiz suçlamalarına yüksek sesle karşı çıkmış,    Atatürk  Cumhuriyeti olmasaydı, ne kendisinin ve kendisi gibi yüzbinlerce, milyonlarca Türk’ün (evet,   tüm   Türkiye halkının ortak adı olarak Türk’ün)   Van’da  ya da Adana’da ... Osmanlı’nın düşkünleştirdiği köylülükten kurtulması olasılığı bulunabileceğini,  ne de İnce Memet’teki güzelim Türkçemizin   yazın, bilim, felsefe, yönetim, yasa, uygulayım ... dili olabileceğini haykırmıştır.

Bu gerçekten ve Türk Devriminin tüm ulusumuzu insan hak ve özgürlüklerine kavuşturan, dünyaca beğeni toplamış daha nice atılımlarından söz etmeyen, Atatürk Cumhuriyetinin inkâr ettiği bir şey olmadığını bilmesine karşın hiçbir somut örnek vermeksizin  “80  yıllık inkârcılık” suçlamasını sürdüren Sayın Yaşar Kemal’in, ne yazık ki kendisi  inkârcı olmaktadır.

Oysa Sayın Yaşar Kemal’e yaraşan, tüm uygar toplumların en seçkin bilim ve sanat adamlarının saygıyla, sevgiyle anıp yücelttiği Atatürk’ün anti-emperyalist, laik, demokratik, sosyal adaletçi  cumhuriyetini ABD ve AB emperyalizminin açık ve örtülü, doğrudan ve dolaylı saldırılarına  karşı savunmak ve korumaktır.

Eskilerden bir ozan, ozanlığı, yani sanatçılığı tanımlarken “Şairim, inkâr-ı hak etmem, yalan hiç söylemem..” demişti.

Sayın Yaşar Kemal’i, gerçek sanatçı kişiliğinin bu en  temel gereğine göre davranarak:

a) Sömürgeciliğin nasıl tepelenebileceğini ve bir daha hortlamamasının güvencelerini  eylemli olarak sergilemekle tüm uygar insanlığa örnek bir UYGARLIK PROJESİ sunan Atatürk Devriminin değerine gözlerini kapamaktan vazgeçmeğe,

b) Benim de doğup büyüdüğüm  Diyarbakır’ın, ailemin değişik dallarının yaşadığı Van’ın, Elazığ’ın, Mardin’in, Hakkâri’nin, Muş’un  ... bütün Türkiye toprakları gibi Türk, Kürt, Zaza, Arap, Süryani, Ermeni...si ile tüm Türk Ulustaşlarının eşit ölçüde anasının aksütü gibi yurdu olduğu gerçeğini haykırmaya,

c) PKK’nın ise  bu tertemiz yurdu kirleten sömürgecilerin maşası bir cinayet ve eşkiyalık örgütü olduğunu, en büyük özgürlük ve insan hakkı ihlalinin ise terör olduğunu kabul etmeğe çağırmak, İnce Memed’in yaratıcı yazarından  beklemeğe hakkımız olan bir tutum ve davranıştır.

Sayın Yaşar Kemal’in tümüyle Atatürk Cumhuriyeti’ne borçu olduğu büyük ününden çekinerek bu gerçekleri dile getirmemek, ‘kendi kendine sansür koymak’ gibi, aydın sorumluluğuyla bağdaşmayan bir tutum ve davranış olurdu.

Ben, kendi kendime sansür uygulamayı kabul etmediğim için, eleştiriye açık olmak koşuluyla, bu görüşlerimi belirtmeyi görev sayıyorum.

Prof. Dr. Özer Ozankaya

Yorum ekle

Güvenlik kodu
Yenile