Kemalist Politika

Politikanın Merkezi

Çarşamba, 08 Eylül 2010

Son Güncelleme02:38:58 PM GMT

İ. Melih Gökçek: Ankara'nın Makus Talihi...

E-posta Yazdır PDF
ankaranin-makus-talihi-gokcekBir varmış bir yokmuş… Milyonlarca yıl önce, gezegenin birinde yaşam başlamış. O gezegende yaşayan canlılar doğaya boyun eğip, onun kurallarını kabul ederken, içlerinden biri doğayla mücadele etmeye, ona karşı gelmeye başlamış. O günleri bugünlere taşıyan “akıl sahibi” insanoğlu, diğer bütün canlılar gibi koruma ve yaşama güdüsüyle çeşitli sanatlar inşa etmiş farkında olmadan...

Bu sanatlardan biri olan mimarlık sanatı o gün bugündür insan hayatını, gelişmesini ve eylemlerini mekanlaştırmaya çalışadurmuş. Bu çalışmalar kimi zaman devletlerin politikalarını, gücünü, görkemini, yoksulluğunu, zenginliğini, bunalımlarını, duygusunu ve daha pek çok niteliğini yansıtmış.

Daha sonraları da mimarlık sanatı boyutunda yöresellikten evrenselliğe adım atılmış. Öyle ilerlemiş ki insanoğlu, sosyal-kültürel, ekonomik, ekolojik ve teknolojik açıdan yüzyılımıza yola çıktığı noktayla karşılaştırıldığında çok gelişmiş olarak gelmişler.

Peki daha sonra ne olmuş dersiniz? Katliamların, sömürünün, savaşların bile yok edemediği yapıları yok etmeye, ranta dayalı politikalarla kimliksiz yaşam ortamları hazırlatmaya, her geçen gün birbirine benzeyen, meydanları bile yok edebilen kentler hazırlamaya, mimarlık sanatının uygulanabilirliğini yok etmeye, hoşnutsuz insan sayısı artırmaya, doğal kaynakları yok etmeye ve baskı altına almaya başlamışlar.

Tarihi-kültürel değerlerin etkisi ve bin bir toplumsal sorunla karşı karşıya kalan insanoğlu, oyunun kuralını oluşturabilmek için mimarlar ve şehir plancılarına çelişkiyi çözme görevini yüklemiş. Bütün bu yaşananları mekansal boyuta taşıma işini yapan mimarlar ve şehir plancıları; Lüzumsuz moda isteklerini tamamlamaya, kişilerin ekonomik güçlerine göre hizmet etmeye, piyasa ve ticaret dengesine bağlı iş yapmaya, keyif aldıkları değil başka insanların popülaritelerini artırmak için kullanmak istedikleri nesnelere yönelmenin yanı sıra yasal olmayan ilişkilerde kurumsallaşan toplumda üslup karmaşası veya benzer yapılar taklit ettirilmeye başlamışlar.

Saygıdeğer meslekleriyle sanat inşa eden, kentleşme dekorasyon ve tasarımda büyük rol oynayan mimarlar ve şehir plancıları şuan içinde bulunduğumuz durumda bir takım engellemelerle karşı karşıya kalmışlardır. Son dönemdeki kentleşme süreçleri en belirgin gelişmelerinden biri olan Ankara ve İstanbul’daki kentsel dönüşüm projeleri, kapitalist sistemin sevimsiz ütopya kentleri baş göstermiştir.

Bir ülkenin başkenti bir gelinin gerdanlığı gibi değerli ve görkemli olması gerekir. Daha öncede belirttiğim gibi kentsel yapılar devlet politikalarını, gücünü, kültürel tarihi, duygusal dokuyu yansıtır. Maalesef Türkiye'nin geri kalmış bir ülke olduğu gerçeğini tekrar tekrar ortaya koyan ve devam eden, bir şehri sevmemizi engelleyebilecek yegane unsurları gözümüze sokan, hizmet anlayışı trafiğin yoğun olduğu bir bölgenin ortasında su fışkırtmak, heykel dikmek, onlarca alt geçit, üst geçit ve önüne çıkan herkese çamur atıp kendini mafya babası zannedip "dünyayı bunlara dar edeceğim" cümleleri savuran, Ankara'nın iğrenç bir şehir olma işini ölene kadar bırakmayacağına ve bu işi bırakmamak için ölümsüzlük iksirini bulacağına inandığım botoks gülümsemesiyle bütün iticiliğini sergileyen Anakent belediye başkanı Sürrealist İ. Melih Gökçek...

Son Osmanlı padişahlarından biri olan Ankara beyliğinde son 15 yıla damgasını vuran gelecekte tahtını oğlu genç Osman’a bırakacak olan İ. Melih Gökçek, Ankara’da uzun süreden bu yana, kamu yararı yerine bireysel çıkarı, halk katılımı yerine popülizmi, planlamacılık yerine projeciliği, yayalar yerine araçları ön plana çıkaran yerel yönetim politikaları yürütmeye devam ediyor. Kentsel dönüşüm projelerini, kent merkezlerindeki dönüşümü, çarpık ulaşım politikasını ve bir türlü çözülemeyen su sorunları alıp başını gidiyor.

Ankara'nın suyu metal boruları eritirken, bu borular değiştirilmeye çalışılırken ve DSİ ye bu suyla sulama yapılmasına izin vermezken çıkıp Ankaralılara suyu içmelerini söyleyen ve kameraların önüne geçip şaklabanlık yaparak o meşhur ve pişkin gülümsemesiyle sürahiyi tepesine dikmesini, kalitesiz kömür dağıtıp halka zehirli hava solutmasını, Atatürk bulvarı, Kızılay meydanı, şehrin ana caddelerini yok etmesini, aklı sıra psikolojik baskı yaptığını düşünerek en işlek caddelerde sola dönüşleri yasaklamasını, caddeleri kapattırıp daracık sokaklardan belediye otobüsü geçirerek, kışın 2 hafta boyunca zaten donmuş olan suyumuza 5 kişilik çekirdek bir aile olarak 487,12 TL su faturası göndermesi, çift yöne kapatılmış kargacık burgacık yollarda taksilerin bile yollarını kaybetmesi, hasta yaşlı demeden yayaların demirden minare benzeri üst geçitlerden karşıya geçmeye mahkum etmesi ve asıl amacı olan Ankara’yı köstebek yuvasına dönüştürmesine neden olmuştur. Ankaralı sadece bu kişiyi değil, onu bir kez daha aday yapan zihniyeti de affetmeyecektir...

Mimarlar odasıyla, şehir plancılarıyla, sanatçılarla, yazarlarla toplumun neredeyse her kesimiyle kavgalı olan, Kızılay’dan Çankaya’ya metro sisteminin geçişini engelleyerek Akay kavşağını yaptırıp sonra da “Emin Çölaşan ve Şehir plancıları geçemez” yazılı pankart astırıp şov yapan, başka bir kent te sosyal alan olan parka kayınpederinin ismini veren, Ankara yetmiyormuş gibi kalkıp birde İzmir’e saldıran bir belediye başkanını dünyanın neresine giderseniz gidin göremeyeceksiniz.

Geçmişte normal medeni bir ülkede belediye başkanlığı yapmış olması durumunda, bırakın yeniden seçim kazanmayı, seçime bir daha girememesini sağlayacak pek çok hadise barındırmasına rağmen, yeniden belediye başkanı olması Ankaralıların sinir sistemini alt-üst etse de, bir sonraki seçimde yeniden seçilmemesi için, Ankaralıların "Yok artık daha da vermem oyumu Gökçek'e" demesi için, daha ne yapması lazım çok merak ediyorum. Merak etmekle birlikte tahmin yürütüp diyorum ki; sokak ortasında gasp, tecavüz, cinayet gibi organizasyonlara imza mı atması gerek...

Ah benim Güzel Ankara’m, hak etmedin, hak etmiyorsun tüm bunları...

Aylin Sapaz