Kemalist Politika

Politikanın Merkezi

Son Güncelleme03:46:10 PM GMT

Türk köylüsünün sefaletle imtihanı...

E-posta Yazdır PDF

Hal hatır sormak için köydeki annemi aradım.

- Oğlum, dedi annem. Komşumuz Meryem hanım da seninle konuşmak istiyor.
(Bu kısa yazı, Meryem teyze ile yaptığımız yürek burkan konuşmadan aklımda kalanlardır. Mealen aktarıyorum…)

- Nasılsın, Meryem teyze?

- Kötüyüm oğlum, bizi bitirdiler!

- Ne oldu hayırdır?

- Oğlum, biliyorsun tütüncülük çoktandır bitmişti bizim buralarda. Kasıtlı olarak fiyatını düşürdüler. Yetmedi, tütünün kalitesini bahane edip almadılar. O da yetmedi kota koydular ki her aile az üretip az satabilsin. Geçim olmayınca da ne yapsın fakir köylü, toptan bıraktı köylü tütüncülüğü. Sonra evladıma söyleyeyim, fındıkçılığa eğildik. Önceleri doyurmasa da aç bırakmıyordu. Ama sonra bu hökümet bizi mahfetti evladım. Fiskobirlik’i kaldırdılar. Dediler ki, toprak mahsulleri ofisi alacak. Aldılar fındığı ama… Maliyetinden bile düşük fiyata aldılar. Bitmedi, onlar satın almayı kesince gariban köylü kaldı mı tüccarın eline... Onlarda milletle köpeğin yırtık ayakkabıynan oynaması gibi oynadılar evladım. Fındık çok diyorlar fiyatı düşürüyorlar. A çaresiz köylünün başka geliri yok mecburen satıyor. Yani, diyeceğim o ki, bu hökümet yüzünden fındıkçılık da bitti buralarda. Millet yıllarca gözü gibi baktığı fındık bahçelerini sokup atmaya başladı.

- Neden?

- Çünkü evladım maliyeti gübresi şusu busu satılan fiyatı geçiyordu. Millet fındığın fiyatına bakınca çok diyor ama kimse bir torba gübre kaç para bilmiyor..

- E peki Meryem teyze, neyle geçiniyor bu millet?

- Ah evladım daha dur bak sen. İnsanlar mecburen yapabilecekleri tek işe, yani hayvancılığa yöneldiler. Ellerinde avuçlarında ne varsa yavru hayvanlar aldılar. Kimi beş tane kimi on tane... Bilirsin bizim buralarda arazı kıttır, bu yüzden fazlasını zaten yapamazlar. Geçen sene ilk kez milletin elindeki hayvanlar biraz para yaptı. Bu yüzden herkes elinde avucunda ne varsa hayvana yatırdı.

- E güzel haberler bunlar…

- Ah, evladım nerde... Sen Amerigan ellerindesin bilmiyon. Bu hökümet şimdi bi karar çıkarttı; et ithalatına izin verdi. Daha iki ay önce bunnarın bi bakanı çıktıydı ve bizde iki milyon hayvan var ne ithalatı dediydi. Biz de gittiydik kurban da satarız diye yavru hayvanlar aldıydık. Bunlar hökümet mi dolandırıcı mı belli değil. Aha şimdi de çıktı aynı adamlar bizde hayvan yok ithal etmemiz lazım dediler.

- Peki ne olacak şimdi?

- Ah yavrum ne olacak, hayvan fiyatları yerlerde sürünüyor. İki hafta önce 1.5 milyardan aldığımız danaları simdi 600 liraya satıyoruz alan yok. Bittik evladım biz... Ahmet amcan hasta oldu üzüntüsünden. Ne yiyor ne içiyor. Adamcağız konuşmuyor bile.

Burada uzun bi es veriyor. Ben bir şey söylemem gerek diye düşünüyorum. Ama ne? Neyse ki konuşmaya başlıyor yeniden…

- Evladım köydeki gençlerin hepsi esrarkeş oldu. On yaşındaki çocuklar bile esrar dikip satmanın derdinde. Ormanlara derelere esrar dikiyorlar. Sonra da şehirlerden gelenlere kilosunu elli yüz liraya satıyorlar. Ben bilmiyom da evladım galiba onlar bu esrarları bi kaç milyara satıyormuş, günahları boynuna.

- Ne diyorsun sen Meryem teyze!!!

Ağzım açık dinliyorum. Devam ediyor…

- Evladım geçen baktım bizim “Yan Ağız” Hüseyin’in küçük çocuğu esrar içiyordu. Daha yaşı 13 var yok.

- Nereden bildin esrar olduğunu Meryem Teyze?

- Evladım kokusundan anlar olduk biz artık. Günahları boynuna…

- Herkes köyden gitmek istiyor evladım. Gençler perişan. Evlenme çağındaki kızlarımız erkeklerimiz parasızlıktan evlenemiyor. Sen bilirsin tomari diye bir bitki var ormanlarda, yumurtayla kavrulup yenen hani.

- Evet biliyorum.

- Evladım bak onun zamanı geçti kartlaştı. Ama millet çaresizlikten hala bu karta kaçmıs tomarileri toplayıp yiyor. Bir çuval un olmuş 60 lira. Ekmek bile yapamıyoruz kendimize. Sen Amerikalardasın, söyle ordan bizim çocuklarımıza iş neyin bulunmaz mı? Allah rızası için Bülent evladım, hayatım boyunca sana dua ederim…

- Meyrem Teyze, dedim. Benim böyle bir gücüm imkanım yok. Ben bir öğrenciyim burada. Nasıl yapabilirim böyle bir şeyi? Ayrıca ABD’de de durumlar pek iç açıcı değil.

“Oğlum burdan bin kat iyidir” diye tıkadı lafı ağzıma. Sakın dönmemeliymişim memlekete.  
Dönersem deliymişim. Bu ülkede insanin değeri yokmuş…

Sessizce dinledim. Çocuklar için elimden bir şey gelmez teyze, inan bana, dedim. Ölüme razı bir insanin ses tonuyla, “Biliyorum oğlum, ama iste bir umut, ana yüreği dayanmıyor çocukların perişanlıklarına”, dedi.

Boğazımda dizildi kaldı sözcükler. Çocukluğumun bu onurlu temiz insanları neler söylüyor böyle. Karşımda ağlamaklı olan bu insanlar benim çocukluğumun kan kussa kızılcık şerbeti içtim diyen insanlarıydı. Perişanlıklarını adeta pornografik bir şekilde ortaya dökebiliyorlarsa durum gerçekten ciddi demektir.

“Meryem teyze oyunu kime vermiştin”, diye sormadım. Çünkü biliyorum ki bu insanların hepsi dini duyarlılıkları okşandığı için gidip AKP’ye oy verdiler. Dini duyarlılıkların bireysel manevi bir derinleşme alanından çıkıp siyasi çakalların ziyafet sofralarına meze yapıldığı toplumlarda açlık ve sefalet siyasi surecin doğal sonucudur. Yıllardır ekonominin iyiye gittiği yalanlarını din motifli paketlere sarmalayarak insanlara yediren mevcut iktidarın propagandaları en sancılı yan etkileriyle taşmış bir lağım gibi ortalığa saçılmış durumda.

Öte yandan ülkenin en namuslu insanlarını son çare olarak esrar ekecek noktaya kadar düşüren bu iktidarın yandaşları için en küçük bir ekonomik sancı söz konusu değil. Belediyeler ve bakanlıklardan çıkan ihaleler ve bin türlü şam şeytanlığıyla kendi zenginlerini yaratırken halk seksen yıldır dişinden tırnağından biriktirdiği değerlerinin din iman üfürmeleriyle nasıl hiç edildiğinin artık çoktan farkına vardı.

Milyonlarca üniversitelinin işsiz gezdiği, tarımın, hayvancılığın, tekstilin yok edildiği bu ekonomik yapıda kaybettiğimiz sadece ekonomik değerler değil, bunlarla birlikte insanimizin yüreğindeki onuru, şerefi, haysiyeti, bizi biz yapan bütün güzellikleri kaybediyoruz.

AKP’den en çok bunun için hesap sorulmalıdır!…


Bülent Yılmaz

Yorum ekle

Güvenlik kodu
Yenile