Kemalist Politika

Politikanın Merkezi

Son Güncelleme03:46:10 PM GMT

"Aktif dış politika" değil, ekonomik nihilizm…

E-posta Yazdır PDF

Amerika, süregiden krizin etkileriyle birlikte üzerinde durduğu ideolojik zemini ciddi şekilde sorguladığı bir süreçten geçiyor. Bugüne kadar gerek Amerika içinde gerekse Amerika'nın ideolojik etkisi altındaki diğer ülkelerde devletin olabildiğince küçültülmesi ve ekonomik alandan dışlanması gerektiğine dair bildik ekonomi yaklaşımı tartışılmaz bir esas olarak kabul ediliyordu. Bu yaklaşımın savunucuları çok bilinen deyimle “görünmez bir el” tarafından piyasaların düzenleneceğini iddia ediyordu. Burada görünmez bir el ile sembolize edilen şey aslında insanların özünde kendi çıkarları için hareket ettikleri ve bu çıkar duygusunun kollektif yansımasının da piyasayı düzenleyeceği varsayımıydı. Fakat insanların ve kurumların davranışlarının kökeninde rasyonel bir kar zarar hesabı olduğuna dair önerme doğru çıkmadı. 2008 krizi kurumların da bireylerin de kendi faydalarına olmayan gayri rasyonel kararlar alabileceklerini ispatladı.

Amerika bugünlerde bir şok yaşıyorsa, bu ekonomik anlamda krizin götürdüklerinden çok ayaklarının altındaki ideolojik zeminin kaymasından  kaynaklanıyor. Bu durumu en güzel özetleyen sözü Amerikan Kongresindeki bir oturumda yaptığı konuşmayla ünlü ekonomist ve Amerikan Hazinesi Başkanı Alan Greenspan yaptı: “Kurumların, özellikle banka ve diğerlerinin çıkar duygularının kendi paydaşlarını ve öz sermayelerini korumaya yeteceğini düşünerek çok büyük bir hata yaptim.”

Bu cümle Amerikalıların bugüne kadar tüm sistemlerini oturttukları zeminin yitirilişini özetliyor. Bu yitirişin pratikteki karşılığı ise Federal Hükumetin çeşitli sektorleri ayakta tutmak için aktardığı yüz milyarlarca dolardır. Amerika son yüzyıl boyunca tüm dünyaya ihraç ettiği serbest piyasa ideolojisinin iflas ettiğini işte bu devlet yardımlarıyla ilan etmiş oldu. Bu ekonomik yardımlar otomotiv ve bankacılık gibi çeşitli sektörlere hayat öpücüğü verirken çeşitli çevrelerden “Amerika artık bir komünist ülkedir” eleştirileri yükseliyor. Serbest piyasa dininin ortodoksları federal hükümetin ekonomik destek paketlerine ateş püskürüyor.

Amerika kendi içinde ideolojik tartışmalariına devam ededursun, bütün projeksiyonlar Çin'deki ekonomik gelişmenin gelecekteki etkileri üzerine ilginç şeyler söylüyor. Buna göre devletin ekonomide stratejik roller aldığı karma yapısıyla Çin önümüzdeki yıllarda ortalama yüzde 12 büyüyerek dünyanın ekonomik haritasında köklü kaymalara yol açacak görünüyor. Dünyanın en borçlu ülkesi Amerika, bağrından çıkan krizin aşılması ve küresel ekonomik sistemin düzeltilebilmesi için Çin’den yardım istiyor. Uzmanlar her ne kadar ekonomik gelişiminin kendi içindeki sancılarına dikkat çekse de, Çin’in katettigi mesafe Amerikan serbest piyasa yaklaşımın kökten sorgulanması için yeterli unsurları içeriyor.

Öte yandan serbest piyasa dininin ülkemizdeki meczuplarının yaşananlardan yeterince ders aldıklarını söylemek mümkün görünmüyor. Düne kadar bu ekonomik anlayışın yerli tezahürlerinden biri olan AKP’ye verdikleri koşulsuz desteklerine dair henüz sağlıklı bir özeleştiri yapıldığını göremedik. 1929 dünya ekonomik buhranıyla olacakları sezen ve ekonomide devlete stratejik alanlarda girişim hakkı verirken özel teşebbüsün önünü açan Atatürk’ün öngörüleri hakkında atıp tutan bu kişilerin, yaşanan son gelişmelerle yüzlerinin kızarıp kızarmadığı merak konusudur.

Ancak bu ideolojik kaymadan yola çıkarak devletin ekonomiye müdahalesine yine de ihtiyatli bir ‘evet’ demek gerekir. Zira tıpkı bireyler ve ticari kurumlarda olduğu gibi, hükümetlerin de her zaman yönettikleri devletin çıkarlarına uygun kararlar aldıklarını söylemek oldukça zordur. AKP örneğinde görülebileceği üzere ekonomideki göstergelerin devletin ve ulusun bekaasına uygun şekilde okunabildiğini söylemek mümkün görünmüyor. Devlet, işleyişini sağlayan hükümet eliyle patronaj ilişkilerinin çıkmazında ekonomiyi heder edebiliyor. AKP gibi hükümetlerin devletin ekonomik müdahalesini hangi amaçlara kanalize edebileceğini görmek için kahin olmaya gerek yok.

Devletin stratejik alanlarda ekonomiye müdahale edebilmesine dair gereklilik son krizle birlikte iyice anlaşılmış olsa da, bu müdahalenin nereye ve ne derecede yapılacağına dair kararlar ekonomik olmaktan ziyade politik nitelik taşıyabilir. Şurası açıktır ki, bir politik müdahalenin kendisi kadar onun ne amaçla yapıldığı da esastır. Devlet müdahalesi doğru veya yanlış noktalara yöneltilebilir. Bu tamamen hükümetlerin konuyu nasıl bir anlayışla ele aldıklarıyla ilgilidir. Bu nedenle devletin halkın kolektif çıkarlarına hizmet edecek şekilde sosyal düzenlemeler yapması için CHP'nin iktidara gelmesi şarttır.

Günümüz gerçekliği AKP’nin değil Atatürk’un partisinin bayrağını ve felsefesini göndere çekmektedir. Bu nedenle, son dönemlerde İsrail'e karşı meydana gelen efelenmeler ekonomide ideolojik nihilizme düşen AKP'nin islamcı geçmişine sarılarak kendisine manevra alanı kazanma çabası olarak okunmalıdır.

Başka bir deyisle; bu AKP'nin sonunun baslangıcıdır...

Bülent Yılmaz

Yorum ekle

Güvenlik kodu
Yenile