Cumhurbaşkanı Abdullah Gül son dönem öğrenci protestolarını anlamak ve öğrencilerin sorunlarını dinlemek için çeşitli üniversitelerden öğrenci konseyi başkanlarını köşke davet etmiş. Buraya kadar her şey normal. En azından coplarla icra edilen “ileri demokrasi” uygulamalarıyla kıyaslandığında…
Ancak Cumhurbaşkanlığı köşkü önünde bu öğrencilerden ikisiyle NTV televizyonunun yaptığı röportaj konunun vahametini ve hatta garabetini gözler önüne seriyor. Öğrencilerin dilinde garip bir şeyler var. Her iki öğrenci de adeta emniyet müdürüymüş gibi konuşuyor. Israrla öğrenci olduklarını ve öğrenciliğin siyasetle karıştırılmaması gerektiğini vurguluyorlar. Onlara göre üniversiteler bilim yuvalarıymış ve üniversitelere siyasetin girmemesi gerekirmiş. Bu konsey başkanları ziyaretine gittiği Cumhurbaşkanının kendi öğrencilik döneminde Milli Türk Talebe Birliği mensubu olarak siyasetle çok yakından ilgilendiğini ve aktif olarak gösterilere katıldığını, siyasi dergilerde yazılarının çıktığını sanırız bilmiyorlar.
Öğrencilerin dilinde muhafazakâr bir ton var. Toplumsal olanın mutlaka siyasi bir boyutunun
olduğunu bilmeyen ve sürekli birkaç cümlenin etrafında dönerek meramını anlatmaya çalışan bu
arkadaşın neden köşke davet edildiği anlaşılıyor. Davet edilenlerin özenle seçildikleri ve standart
bir propaganda çalışmasının malzemesi olarak medyaya servis edildikleri anlaşılıyor. Davet edilen öğrencilerin bazılarının jaguarlarıyla gelmeleri bu öğrencilerin protesto gösterilerine katılan öğrencilerle hiçbir alakaları olmadığını da kanıtlıyor. Öte yandan bu liberal görünümlü muhafazakâr öğrencinin konuşmaları aklıma muhafazakârlarımızın ideolojik kâbesi olan Osmanlı dönemindeki bazı öğrenci olaylarını getirdi.
1876 yılında Rusya, Avusturya-Macaristan ve Prusya devletleri Hıristiyan azınlıkların korunması
gerekçesiyle Osmanlının iç islerine karışmaktadırlar. Bu sebeple Bab-ı âliye bir nota verirler. ‘Andrasi Layihasi’ denen bu notaya göre Osmanlı Tanzimat doneminde verdiği sözleri yerine getirmediği için artık alacağı her kararı batılı devletlerin onayına sunacak ve onların gözetimi altında uygulayacaktır.
Bu notanın kabulüne rağmen Rus elçisi Bulgarları kışkırtır ve Balkanlarda Türklere mezalim başlar. Binlerce suçsuz Türk katledilmeye, yerlerinden sürülmeye başlanır. Üstelik batı basınında Türkler Hristiyanları kesiyor şeklinde haberler çıkmaktadır. Avrupa kamuoyunu sakinleştirmek için sadrazam Mahmut Nedim paşa ve kabinesi suçsuz Türklerden ve hatta bazı devlet memurlarından bazılarını asar. Gelen muhacirlerin perişan hallerini gören ve bu idamlarla ortaya konulan haksızlığa isyan eden öğrenciler 11 Mayıs 1876’da Yıldız Sarayı önünde bir gösteri yaparlar. Padişahîn huzuruna yapılan yürüyüşlerde öğrencilerin dile getirdikleri Cumhurbaşkanının huzuruna çıkan öğrencinin söylediklerinden çok farklıydı. Bu öğrencilere göre:
“Tahsil ve terennüm (Bilimsel Çalışma) ancak huzur ve sükûn içinde olabilir. Böylesi fitne ve fetret (karışıklık) zamanında ise talebeler gerekirse silahlanmalıdır. Binaenaleyh ders okumayacağız, bu felaketlere bir çare bulacağız” diyorlardı. Aynı şekilde Beyazıd meydanında toplanan öğrenciler: “Devletin ve milletin hukuk ve istiklali paymal-i ada olduğu (Düşmanlarca çiğnendiği) bir zamanda derslerle uğraşmak muvafiki hamiyet ve diyanete (Dine ve onura uygun) değildir. Her tarafta milletimiz düşmanların eyadii tahkir ve ezalarından zebun oluyor (Hakaret ve baskılarından inciniyor). Buna sebep olan ekâbiri (Devlet büyüklerini) ortadan kaldırmak cümlemize vazifei zimmettir” şeklinde haykırıyorlardı. Yani o dönemin öğrencilerinin yüksek öğretimi devletin ve haklin temel sorunlarından bağımsız düşünmediklerini görüyoruz.
Ne ilginç ve de tesadüftür ki Mahmut Şevket paşa kamuoyunu bu olayların dışında tutabilmek
amacıyla basına ağır bir sansür koyar. Ama buna karşın olaylar devam eder. Öğrenciler 12 Mayıs'ta Bab-ı Ali’de toplanarak sadrazama karşı harekete geçerler. Sadrazam arka kapıdan gizlice kaçar ve İran elçiliğine sığınarak canını kurtarır. Öğrenciler o günün koşullarında sorunu kendilerince çözüme ulaştırmış ve sadrazamı defedip olağan eğitimlerine geri dönmüşlerdi. Öğrencilerin eylemleri duyarlılığın sağlam bir bilince dönüşemediği sonuçsuz kalmaya mahkûm çıkışlardı. Çünkü sorunu kişileri değiştirmekle aşabileceklerini sanıyorlardı. Fakat meselemiz bu eylemlerin sonuçları değil, o günün Osmanlısındaki bazı öğrencilerle bugünün Osmanlı idealiyle şekillenmiş bazı öğrencilerinin iktidar karşısındaki duruşlarının çelişkisidir.
Bütün demokratik teoriler ifade özgürlüğünün altını çizmesine rağmen, uygulamada bu ilkelere
ne denli uyumlu politikalar izlendiği konusu gerçek demokrasilerle diğerlerinin arasındaki çizgiyi
oluşturur. Kısa süre önce Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesinde konuşan Burhan Kuzu’ya atılan yumurtalar nedeniyle bazı öğrencilerin yurtlarından atılmaları için soruşturma açılması Türkiye’de ileri demokrasiyi temsil ettiği iddiasındaki iktidarın protestolara nasıl tahammülsüzce cevap verdiğinin son derece ibretlik bir örneğidir.
Bu soruşturma bırakın demokratik tahammülü hukuken de zemini olmayan bir baskı mekanizmasıdır.
Her şeyden önce yönetmelikler kullanılarak hukuki yaptırımlarda bulunulamaz. Verilecek cezanın
mutlaka ceza hukukunda karşılığı olmak zorundadır. Kaldı ki, hukukta karşılığı olsa bu öğrencilerin zaten yönetmeliklerle cezalandırılmasına gerek kalmazdı. Öte yandan bu yaptırım gençlerin korunması ilkesiyle de çelişmektedir. Yurtlarından atılan gençlerin son derece mağdur durumda bırakıldığı açıktır ve bunun demokratik bir önlemden ziyade faşizan bir bastırma aracı olduğunda insaf sahibi her bireyin hemfikir olması gerekir.
1989 Tiananmem meydanî öğrenci protestolarında ya da Vietnam savaşını protesto eden Kent State Universiteli öğrencileri katleden zihniyetle, yumurta attığı için öğrencileri sokağa döken veya hapis cezaları almalarını sağlayan zihniyetin arasında ilkesel bazda bir fark yoktur.
Postmodernist çağın her türlü değerin ve doğrunun içini boşaltan anti-temelci akımları yerleştikçe hak eksenli mücadele eden kesimlerin pratikleri ısrarla marjinalize kılınmaya çalışılıyor. Hakkini arayan öğrencilerin haykırışlarını Cumhurbaşkanı sipariş öğrencilerle susturamaz.
Bülent Yılmaz
Kemalist Politika
15.01.2011
Kemalist Politika
Politikanın Merkezi



