Sosyal bilimlerde teoriler bize içinde yaşadığımız koşulları anlamlandırabilmek için büyük bir muhakeme gücü verir. Soyut teoriler sayesinde son derece karmaşık olayları bütüncül bir çerçevede ele alabilir, anlamlandırabiliriz. Buna karşın, teoriler kimi zaman da hapishanelerimizdir. Olayları açıklamak için kullandığımız çeşitli teoriler hayatın gelişmeleri karşısında meseleyi açıklama gücünden dev parçalar yitirirken bizler bunun farkına varmayabiliriz.
Uğur Mumcu, içinde yaşadığı politik çevrelerde böyle bir rahatsızlık görmüş ve bunu açıkça dile getirmiştir. Soyut sözcüklerle konuşup meselenin özünü ustalıkla saklayan sağcı politikacıların söylemlerini eleştirir. "Necip millet", "şanlı tarih", "atalarımızın kanları" gibi soyut ifadelerle ülkemizde sürüp giden finansal teşvikleri, yatırım indirimlerini, haksız ve hukuksuz vergi iadelerini gizlediklerini, bütün bu soyut söylemlerin bu ekonomik rant düzeninin kılıfı olduğunu ifade eder.
Eleştirilerinden sol gelenek de yakasını kurtaramaz. Sol siyasetin toplumsal yapıları burjuva işçi sınıfı düalizmine sıkıştıran yaklaşımını fazlasıyla soyut bulur ve bu tavrın somut gerçeklerin gözden kaçmasına yol açtığını ileri sürer. Bu kişilerin birkaç dakika içinde düzeni yıkıp devrim yapma hayallerine tepkilidir. O, bu tür soyut söylemlerden ziyade toplumsal çatışma ve sömürünün izlerini bizzat hayatın içinde bulup halka gösterme eğilimindedir. Halkın laf salatalarıyla oyalanmadan gerçek dinamikleriyle yüzleştirilmesi gerektiğini savunur. "Bu düzen kimden yanadır? Kime karşıdır? Temel sorun bu soruların en açık seçik şekilde yanıtlanabilmesine bağlıdır" der. Bunu yapmayıp sosyalist öğretinin soyut tartışmalarında kaybolanları “kolaycı aydın” olmakla suçlar.
Bu yazarlardan bazılarını "Biz kişilerle uğraşmayız, muhbir yazar değiliz" dedikleri için eleştirir. Oysa kişiler sınıfların kimlerden oluştuklarının anlaşılabilmesi için kilit unsurdur diye düşünür. Sınıfsal çözümleme yapıyorum diye güncel ve somut konulara değinmeden burjuvaların işçileri sömürdüğünü söylemek, Osmanlı ekonomik düzeni ve günümüz Türkiyesi hakkında üstünkörü bir kaç değerlendirme yapmak ve bu soyut teorik çözümlemeleri eski solculardan bir iki anıyla süsleyerek kendine geçmişten onurlu bir mazi devşirmek… Döneminin solcularında öne çıkan bu tip yaklaşımları sertçe eleştirir. Bu kişilerin risk almadıklarını ve çok ucuz bir solculuk yaptıklarını düşünür.
Uğur Mumcu tepkilerinde haklıdır. Zira düzeni soyut teorilerle eleştirenler bir anlamda sistemi aklamaktadırlar. Çünkü sistemin çürümüş yanları bu laf kalabalığında gizlenmekte ve hatta kendisine meşru kılıflar yaratabilmektedir. Bu nedenle bu tarz soyut telakkilerde bulunanların herhangi bir ceza aldıkları, iktidar güçlerince baskıya maruz kaldıkları görülmez. Çünkü bu soyut eleştirilerin yöneldiği kişiler yoktur ve haliyle düşman da yoktur. Sömürü düzeni soyut eleştirilerde öznesi olmayan bir çarpıklık gibi yansıtıldığından, bu yazarçizerler kimseden doğrudan hesap sorma yürekliliğini gösteremezler.
Bu kişilerin aksine, sömürünün tam kalbine inip çıkar ilişkilerini ortaya döken bir araştırmacı gazeteci olarak başı ceza davalarından kurtulmaz. Kapısının önünde kabadayılık gösterileri yapılır. Tazminat davalarıyla boğuşur. Düşman edinmekte sorunu yoktur. Örneğin emekli olan bir generalin sermayeyle olan ilişkisini ve gündelik politikaya alet olusunu eleştirdiği an "asker düşmanı" olmakla yaftalanır. Oysa, para karşılığı onurunu beş paralık eden emekli bir generali politik bağlantıları nedeniyle eleştirmesi onun şahsında Türk askerinin zarar görmemesi adınadır. Ancak eleştirdiği her kesimden genel olarak benzer tepkileri alır. Süleyman Demirel’in yeğeni Yahya Demirel'in karıştığı "hayali mobilya" dosyasıyla sömürünün ve çürümüşlüğün resmini çizer. Terör ve silah kaçakçılığı üzerine eğilir. Türkiye’de düzene bekçilik yaptırılan sağ siyasetin radikal militanlarının üzerine gider ve Ağca dosyasını hazırlar.
Uğur Mumcu o günlerde aslında günümüzün ataletine de isyan bayrağı açar. Soyut çözümlemeler kılıfıyla içine girilen suskunluğu yerden yere vurup sorar. "Güncel siyasal kavgada yerinizi aldınız mı? İşin can alıcı yani budur. Soyut sözcüklerle oynuyorsanız haydi doğru kitaplıklara ve müzelere…"
O, teoriye son derece hakim olmasına rağmen ülkemizde sosyolojik, politik ve ekonomik çarpıklıklara tumturaklı soyut cevaplar vermektense bu ilişkilerin toplumsal hayatımızdaki somut tümörlerini ortaya koyan ve kendisinden sonra birçok kişiye örnek olan gerçek bir aydın, gerçek bir yurtsever ve gerçek bir Kemalist'ti. Bu yüzden günümüzde arzı endam eylemesine iktidarca izin verilen tatlı su solcularının aksine yaşamasına izin verilmedi. Onun şahsında asil bir renge bürünen mücadele pratiği Kemalistlerin yolunu aydınlatmaya devam ediyor.
Bülent Yılmaz
Kemalist Politika
25.01.2011



