Kemalist Politika

Politikanın Merkezi

Son Güncelleme06:41:21 AM GMT

Yokluğun çığlığı olarak Tunus halk ayaklanması

E-posta Yazdır PDF

tunusiaSovyetler Birliği Marksizm’in çarpık bir karikatürü olan Stalinizm'e dönüşüp en sonunda kaçınılmaz sonla buluştuğunda, toplumsal eşitsizliklerin düzeltilmesine dair soru işaretleri de bir kenara itiliverildi. Marksizm’in kapitalizme yönelik tedaviden bağımsız teşhisteki haklı eleştirileri “Nasılsa batıdaki mülkiyetin eşit dağılımı sorunu, sosyalist denemelerde de gücün eşit dağılımı sorununa dönüşüyor” denilerek anlamsızlaştırılmak istendi. Ancak bugün geldiğimiz noktada, kapitalizmin kendisini üzerine inşa ettiği zemin dünyanın her yerinde çatırdamaya başladı.

Birçokları olaya ısrarla böyle bakmak istemese de, Tunus'ta kendisini yakan üniversiteli işsiz genç, küresel kapitalist sistemin kurallarına iman edenlerin "Hayallerin her zaman gerçekleştirilebileceğine" dair inancının toplumca kusulmasını sembolize ediyor.

İçinde bulunduğumuz adaletsiz ekonomik yapı bizzat bu sistemin başındakiler tarafından da eleştiriliyor. Amerikalı milyoner Warren Buffet Amerika’nın giderek bir Plutocracy’ye (Zenginler yönetimi) dönüştüğünü ve çözüm yolunun zenginlere düşen vergilerin yükseltilmesinden geçtiğini söylüyor. Sistemin fildişi kulesinde yaşayan Amerikalı bir zenginin çözüm önerisinin "kendi parasından feragat etmek" olması, sistemin kökten reformlarla değil de, rötuşlarla düzeltilmesi gerektiğini düşünenleri acı acı gülümsetiyor.

rich_government_poor_peopleDünya Ekonomik Forumu’nda zenginle fakir arasındaki eşitsizliğe yönelik tedirginlik, küresel ekonomik düzeninin sarsılabileceği yönündeki korkularla besleniyor ve bu açıkça dile getiriliyor. Eşitsizliğin failleri gelinen noktanın sürdürülebilir olmadığının farkındalar ve adaletsizliği sürdürülebilir bir noktaya çekmenin gerekliliğini konuşuyorlar.

Ekonomik eşitsizlikte suç oranlarının yükselmesi mevcut durumun çıktılarından birisi olarak kabul ediliyor. Dünyanın gelişmiş ülkelerinde cinayetlerden uyuşturucu suçlarına uzanan yelpazede yeniden bir artış trendi gözleniyor. Yaşam sürelerindeki değişimler de toplumun her iki ekonomik kesimi için dehşet verici bir uçurum arz ediyor.

Bu durumun olumsuzluklarından birisi de zenginlerin maddi olanaklarıyla politika üzerindeki etkileri. Hükümetler bu etkiler nedeniyle rasyonel kararlar alamıyor. Washington lobi merkezlerindeki inanılmaz hareketlilik ABD’nın rasyonel devlet geleneğini yerle bir etmiş durumda.

Gelir dağılımdaki eşitsizlik en tepedeki yüzde birlik kesimin lehine artmaya devam ediyor. Gelişmiş kapitalist ülkelerin düzenine paralel olarak ülkemizde bankalar rekor karlar açıklarken, halkın büyük kısmı düşük bir gelirle, açlık seviyesinin altında yaşıyor. Türk-İş tarafından yapılan araştırmaya göre, 2010 Aralık ayı itibariyle insan onuruna yaraşır bir yaşam düzeyi için gerekli olan ve yoksulluk sınırı olarak adlandırılan tutar 2 bin 826 lira 70 kuruş olarak tespit edildi. Aynı araştırmada, açlık sınırı ise 867 lira olarak belirtildi. Aynı dönemde yürürlükte olan net aylık asgari ücretin 599,12 lira olduğu düşünüldüğünde durumun vehameti açıkça görülmektedir.

Gelir dağılımındaki bu çarpıklık küresel ekonomik düzenin kökten sorgulanmasına neden olabilecekken bazı rötuşlar kitlesel tepkileri önlüyor. İktidarlar hiçbir zaman yoksullara sırtını tam olarak dönmüyor. Geniş kitleler, tepkileri doruğa ulaşıp sistemi sorgulayacakları o kritik sınıra gelmeden verilen çok çeşitli desteklerle bu aşamanın gerisinde tutuluyor. Ülkemizde yoksullara yapılan kömür yardımları da yoksulluğu yaratanların yoksullarca sorgulanmaması için bütün dünyada yapılan manevraların ucuz bir varyasyonundan ibaret.

Devlet ideolojik aygıtlarıyla sistemi aklarken hiçbir zaman tamamen ekonomik elitlerin yanındaymış gibi davranmıyor. Hukuk sistemi, Anatole France’nin meşhur deyimiyle; "köprü altında yatan evsiz bir çocuğa da, çok zengin birisine de ekmek çalmayı yasaklarken" sözde eşitlikçi bir makyaja bürünerek kendisini meşru kılmaya devam ediyor. Sömürü düzeni, akıl almaz inceliklerle kendisine meşru kılıflar bulabiliyor.

Bütün bu haksızlıklar içinde vergilerle beli bükülmüş halkın çocukları ekonomik sistemde kendilerine yaşam alanı bulabilmek için eğitim almak istediklerinde çeşitli baskılarla karsılaşıyor. Harçların yüksekliği yanında çağın gerisinde kalmış eğitim sistemi hükümet tarafından geliştirilmiyor. Sendikalar işlevsizleştirilip işçiler taşeron firmaların insafına terk edilirken kamu kurumları bile sözleşmeli adı altında kölelik düzeninin bile gerisinde kalabiliyor.

Antik dönemde kölelerin barınma, giyecek ve yiyecek ihtiyaçları karşılanırdı. Günümüzde yüz milyonlarca insan kapitalizmin kendilerine arzulattıkları hedeflerin yanına ulaşmak bir yana, barınacakları bir ev sahibi olabilmek için ömürlerini tüketiyor. Asgari ücretle çalışan bir işçi açlık sınırının altında yaşıyor.

Sistem kendisini bütün bu çarpıklık içinden sıyrılan üç beş başarılı insanla aklamaya çalışıyor. Yoksulluktan gelip zengin olan kişilerin hikâyeleri medyada kendisine en süslü ifadelerle yer bulabiliyor. Bu yolla insanlara çektikleri yoksulluğun sorumluluğunun kendilerinde olduğu, eğer istenirse örnekte görüldüğü gibi “zincirlerin kırılabileceği” mesajı veriliyor. Ekonomik düzenin mağdurları, yani neredeyse toplumun tamamı, medyada sunulan başarı hikâyelerini izleyip aynı şeyi yapamadıkları için kendilerini suçlamaya devam ediyor.

Sonuç olarak; ülkemizin de içinde bulunduğu ekonomik kuşakta uçurum hala zenginler lehine  derinleşiyor. Ancak derinlik düzeni yok edecek noktaya gelmeye başladığında sistemin egemenlerince yumuşatılmaya ve ‘katlanılabilir’ hale çekilmeye çalışılıyor. Tunus örneği bu danışıklı dövüşte yumuşatma derecesinin ayarlanamamasının bir sonucudur. İktidarın el kazası yani…

Bülent Yılmaz
Kemalist Politika

26.01.2011

Yorum ekle

Güvenlik kodu
Yenile