Kemalist Politika

Politikanın Merkezi

Son Güncelleme06:41:21 AM GMT

Sahte ikilem

E-posta Yazdır PDF

41000Eğer bir maymun önündeki hazır kelimelerden rastgele seçtiklerini önümüze koysaydı ortaya mantıklı bir cümle çıkması oldukça düşük bir ihtimal olurdu. Ancak neyse ki, bizim başbakanımız üzerinde değerlendirme yapacak kadar mantıklı cümleler sarf edebiliyor.

Son cümlesi böyle bir şeydi mesela: "Çocuklarımız dindar olmasın da, tinerci mi olsun!"

Yani, ya dindar olacaksınız ya da tinerci!
Amerikan başkanı 11 Eylül saldırılarından sonra ne diyordu?
"Ya bizimlesiniz, ya teröristlerle…"
Devletin dindar çocuklar yetiştirmesine karşı mısınız? Öyleyse siz çocuklarımızın tinerci olmasını istiyorsunuz. Karl Marks’ı dinlersek arada bir fark yok. Ona göre din toplumların afyonuydu. Bu durumda seçeneklerimiz iyice daralıyor. Ya afyon, ya tiner…

Biz Türkler bu taktiği çok küçük yaslardan itibaren öğreniriz.
Ne derdi babalarımız; "Orada öyle akşama kadar tembellik mi yapacaksın, yoksa şu işi bitirecek misin?" Yani, verili işi yapmak istemiyorsan derdin tembellik yapmaktır. "Sahte ikilem taktiği"dir bunun adı. Siyasetçilerin yakından tanıdığı bir yöntemdir. Sahte ikilem yöntemini kullananlar insanları seçeneklerinin sadece iki tane olduğu yalanıyla ikna etmeye çalışır. Aslında bu tek bir seçeneği karşınızdakine dayatıyor görünmemek için yapılan sahte bir manevradır. Çünkü sunduğunuz seçeneklerden biri o kadar marjinal, o kadar korkunçtur ki mecburen kabul etmeniz istenilen seçeneğe yönlenirsiniz.

Başbakanın derdi tam da bu. Bizi istediği gibi gütmek… Kendisini milletin babası gibi gördüğünden, halk ona göre yola sokulması gereken çocuklardan ibaret. Söylenmek istenen açık; Ya bizden yana olur politikalarımızı desteklersiniz, ya da ben size tinerci muamelesi çekerim. Tercihlerini marjinalleştirdiğiniz insanları halkın gözünde kolayca düşman sınıfına sokarsınız çünkü. Tinerciyle sembolize edilen, rasyonel düşünemeyen, pejmürde, saldırgan, pis vb’dir. Bu temel taktik korkuluk argümanıyla iç içedir. Karşınızdaki kişinin hiç söylemediği bir argümanı ona mal edip bu hayali argüman üzerinden ona saldırırsınız. Bu da sayın başbakanımızın çok sık kullandığı bir yöntemdir.

Paul Auster olayından biliyoruz; Kılıçdaroğlu, uluslararası planda tanınan bir yazarın Türkiye’deki basın özgürlüğüne yönelik eleştirilerine destek verirken aniden kendisini İsrail’in avukatlığını yapmadığını anlatmaya çalışırken buldu.

"Hokus pokus" ve bırakın rakibiniz bir anda hiç söylemediği şeyler için kendisini savunmak zorunda kalsın. Ben sayın başbakanın din algısının Cengiz Han'ın o meşhur retoriğine ne zaman ulaşacağını merak ediyorum. Ne demişti Cengiz Han; “Ben tanrının gürzüyüm. Büyük günahlar islemeseydiniz Tanrı beni sizin üzerinize göndermezdi”.

Ha gayret sayın başbakan!

Kendinizi tanrının gürzü olarak sunacağınız günü bekliyoruz sabırsızlıkla…

Bülent Yılmaz
Kemalist Politika
9.2.2012

Yorum ekle

Güvenlik kodu
Yenile