Kemalist Politika

Politikanın Merkezi

Cumartesi, 04 Eylül 2010

Son Güncelleme02:38:58 PM GMT

ODATV.COM bu kez yanılıyor... (PKK - Fethullah ittifakı çatırdıyor mu?)

E-posta Yazdır PDF

Başarılı analizleri ve çarpıcı haberleriyle internet yayıncılığının önde gelen adreslerinden biri olan ODATV.COM bir gece yarısı haber/analizi ile bizleri şaşırttı.

fethullah-gulen-apoDTP'nin kapatılmasıyla birlikte "cemaat" ile PKK'nın birbirine girdiği iddiasının savunulduğu analizde şu görüşlere yer veriliyor: "Ancak AKP’nin kapatılmasıyla (Kp: DTP olmalı) beraber karşılıklı gelişen çatışmasızlık süreci tersine döndü. Uzun süre sonra ilk defa PKK’nın Haber Ajansı Firatnews’de cemaat aleyhinde bir yazı çıktı."

Ayrıca analizde, "PKK’ya yakın Fırat Haber Ajansı tarafından hazırlanan "VAN’daki cemaat raporu" cemaatin PKK tarafından VAN’da adım adım izlendiğini, örgütün DTP’nin kapatılması sonrası hem hükümete hem de cemaate karşı kullandığı dilin değişmesi ise özellikle dikkat çekiyor" deniliyor.

Buraya kadar her şey tamam!

Bize kalırsa, tespitler, gözlemler doğru fakat çıkarım yanlış.

Nedenlerine gelince...

Öncelikle -aynı metinde- Öcalan'ın henüz bir kaç ay önce “Ben Fethullah Hoca'yı takip ediyorum, okuyorum. Olumsuz değerlendirmiyorum. Kürdistan'da okulları cemaatleri var. Örgütlüler. Demokratik temelde, karşılıklı yaklaşımlar olabilir” ifadelerini kullandığına dikkatinizi çekmek isteriz.

Herkesin bildiği üzere, DTP'te açılan kapatma davası üç-beş aylık aylık bir süreç değildir. Kapatma davası, Öcalan ve Fethullah hocaefendi arasındaki flört ilişkisinin deklare edildiği 16 Ağustos 2009 tarihinden çok önceleri açılmıştı. Hem PKK/DTP cephesi, hem de AKP ve diğer açılımcıgiller davanın bu sonuçla biteceğini zaten kestiriyorlardı.

Çok önceleri açıklanması gereken sonucun bu kadar ertelenmesindeki gerekçe duraksayan "AB süreci" - ABD baskısı olabileceği gibi, ne zamandan beri "Aman borsa düşmesin" kaygısıyla yaşayan bozulmuş hukuk sistemimiz olabilir. Zira, 2001'den beri Türkiye'de devletin tepesindekilerin (yargı-yürütme-bürokrasi-TSK-partiler vs.) biricik kaygısı "Ama kriz çıkmasın, çıkarsa da ihale üstüme kalmasın" değil midir?

Diyesi, PKK ve Öcalan'ın DTP'nin kapatılmasından Fethullah Gülen'i sorumlu tutmaları pek akılcı görünmüyor.

Ayrıca Kemalist Politika olarak şunu tekrar vurgulamakta fayda görüyoruz; Türkiye Cumhuriyeti nicedir bir varoluş kavgası vermektedir. On yıllardır emperyalist güçlerin destek ve himayesinde palazlanan gerici ve bölücü akımlar bugün kanser hücreleri gibi bürokrasimizi, medyamızı, bir takım yarım-aydınları ve iş adamlarını sarmış durumdadır. Çok basit bir ilke, bütün bu devrim karşıtlarını aynı eksende tutmaya yetmektedir: "Düşmanımın düşmanı dostumdur".

Adı geçen çevrelerin ortak düşmanı ise apaçık bellidir: Mustafa Kemal ve Cumhuriyet devrimleri...

Böylesi bir durumda, ilişkileri belkide flörtün ötesine geçmiş bulunan Fetoş ile Apo, sırf DTP anayasa mahkemesi tarafından kapatıldı diye bir birlerine ihanet etmeyeceklerdir.

Yazıda bahsedilen gelişmeleri, kendi hakimiyet alanlarını işaretleyen köpeklerin davranışlarına benzetebiliriz. AKP ve uzantısı cemaatler bir yandan -geçmişte de yaptıkları gibi- diğer karşı devrimci güçlere omuz verirken, diğer yandan kendi egemenlik alanlarını genişletmeye çalışmaktadır. Bu noktada siyasetin doğası kendini göstermekte ve iki müttefik zaman zaman karşı karşıya gelmektedir.

Durum bundan ibarettir.

Sanıldığının aksine, AKP liderliğindeki dinci sağ ile, DTP/PKK liderliğindeki faşist sağ yeminlerini bozmuş değillerdir. Ta ki, "bizim bildiğimiz cumhuriyet" tarih olana kadar...

Bir gelecek öngörüsü:

"Demokratik açılım / PKK açılımı" en çok DTP/PKK çizgisini rahatsız etmişe benziyor. Partilerinin kapatılması ile birlikte ayrılıkçı kürtleri iki yol bekliyor: Ya sivilleri kıştırtıp iç savaşa kadar gidebilecek bir kalkışma planlayacaklar, ya da henüz zamanının gelmediğine kanaat getirip mazlum numarası çekecekler. (İkinci seçenek için Vaşington'dan talimat lazım ki, geçenlerde başbakan gerekli açılımları Obama nezdinde yapmıştır). Her iki durumda da AKP bu işten zararlı çıkacağını biliyor olmalıdır.

AKP'nin bundan sonraki adımları "açılım"ı bir kenara koyup, Cumhuriyet'in tasviye davası "Ergenekon" ve yeni anayasa ile ilgilenmek olması muhtemeldir.

Kürt kartını oynamayı beceremeyen AKP, acaba diğer işbirlikçi unsurlarla birlikte PKK'nın ağzına bal çalmaya mı hazırlanacak?

Demir Büyüközkan
Editör

Kemalist Politika
www.kemalistpolitika.com


Odatv.com'un analizi:

Cemaat ile PKK arasında yaşanan gerginlik zaman zaman Odatv’de haber oldu. Cemaatin Kuzey Irak ile beraber Kürtler’e açılımı PKK tarafından tepki görmüştü. Cemaatin örgütlediği Abant Platformu geçen yıl Diyarbakır’da bir toplantı düzenlemek için girişimde bulunmuş, PKK’nın açıkça tehdit etmesi nedeniyle geri adım atmıştı. Diyarbakır’da güvenlik nedeniyle yapılamayan toplantı daha sonra Erbil’de yapıldı.

Ancak Kürt Açılımı ile beraber her iki taraf da daha itidalli açıklamalarda bulunmaya başladı. Abdullah Öcalan 16 Ağustos 2009 tarihinde avukatları ile yaptığı açıklamada ““Ben Fethullah Hoca'yı takip ediyorum, okuyorum. Olumsuz değerlendirmiyorum. Kürdistan'da okulları cemaatleri var. Örgütlüler. Demokratik temelde, karşılıklı yaklaşımlar olabilir” dedi. Bu açıklamanın ardından hem PKK kaynakları Fethullah Gülen hakkında hem de cemaat kaynakları Abdullah Öcalan hakkında daha dikkatli bir dil kullandı. Cemaat yazarlarından Mümtaz’er Türköne’nin “Öcalan paşa olurdu” sözü günlerce tartışıldı.

Ancak AKP’nin kapatılmasıyla beraber karşılıklı gelişen çatışmasızlık süreci tersine döndü. Uzun süre sonra ilk defa PKK’nın Haber Ajansı Firatnews’de cemaat aleyhinde bir yazı çıktı. Ajansın özel haberinde cemaatin Van’daki tüm faaliyeti deşifre edildi. Haber aynı zamanda cemaatin örgüt tarafından yakından takip edildiğini göstermesi bakımından önemliydi.

Haberde verilen bilgilere göre cemaatin Van’da 1600 civarında ışık evi bulunuyor. Cemaatin Doğu’da en örgütlü olduğu yerin Van olduğunu iddia eden Ajans, Van Valisi’nden yardımcılarına, ilçe kaymakamına kadar pek çok ismin cemaat ile ilişkili olduğunu iddia etti.

Cemaatin Van’daki çalışmalarının Bürokrasi, Eğitim, Sağlık, AB projeleri, KÖYDER ve KÖYDES üzerinden yürütüldüğünü söyleyen ajans, devletin yardım fonlarının cemaat eliyle kullanıldığını, bu sayede cemaatin devlet eliyle bölgede tabanını genişlettiğini iddia etti.

Van’da Serhat Koleji, Çağlayan Dershanesi, Fem Dersanesi, Özel Çınar İlköğretim Okulu adıyla 4 özel eğitim kurumunun elinde bulundurduğunun anlatıldığı haberde cemaatin VÖDER ve KÖYDER üzerinden zeki çocukları tespit edip İzmir ya da İstanbul'a götürerek burada cemaate kattığı anlatıldı.VÖDER’in şehir merkezlerinde üniversite kursları aracılığıyla örgütlendiğinin de anlatıldığı haberde kurslara giden öğrencilerin ışık evlerinde kaldığı ve ailelerine sosyal yardım fonlarından yardım verildiğini ve bu sayede devletin imkanlarının cemaatin örgütlenmesi için sunulduğu iddia edildi.

Van’da Hayat Hastanesi ve Akademi Tıp Merkezi isimli iki hastanenin de cemaatin elinde olduğunun anlatıldığı haberde cemaatin Van’da Memur-Sen bünyesinde bulunan Eğitim Bir-Sen ve Sağlık Bir-Sen içinde 1500 civarında üyesinin olduğu anlatıldı. Haberde dikkat çekici olan noktalardan biri ise TOKİ ihalelerinin Van’da cemaat ile ilişkili firmalara verildiği iddiasıydı.

Cemaatin Van’da Merkür adında bir televizyonunun da anlatıldığı haberde emniyet teşkilatı ile cemaat ilişkisi irdeleniyor.

PKK’ya yakın Fırat Haber Ajansı tarafından hazırlanan VAN’daki cemaat raporu cemaatin PKK tarafından VAN’da adım adım izlendiğini gösteriyor. Örgütün DTP’nin kapatılması sonrası hem hükümete hem de cemaate karşı kullandığı dilin de ğişmesi ise özellikle dikkat çekiyor.

Odatv.com