Kendisini eleştiren medya kuruluşlarını yok etmek için varını yoğunu ortaya koyan, karikatürünü çizenleri dava eden RTE'nin demokrasi anlayışı ve kültürünün, en fazla o çok özendiği Osmanlı padişahlarınınki kadar olduğunu düşünüyorum.RTE, TRT gibi bir devlet kurumunu, medyanın büyük bir kesimini iktidarın basın bültenine dönüştürürken, yurtdışı seyehatlerinde "en özgür basın bizde" pozları verebiliyor utanıp sıkılmadan.
Oysa ne parti içi demokrasi söylemlerinde samimi RTE, ne de 3Y (Yolsuzluk, Yoksulluk, Yasaklar) ile mücadelede...
Yolsuzluklar ayyuka çıkmış...
Dolandırıcılar hükümetin üst düzey yetkilileri ile kol kola girmiş...
Yoksulluk her geçen gün derinleşmekte... Yasaklar ve gözdağı vermeler ise Menderes dönemini aratır durumda.
Hal böyleyken, hangi demokrasiden, hangi "mücadele"den bahsediliyor?
Fethullahçı gladio ile kol kola devletin ordusuna, yurtsever aydınlara, gazetecilere peşi sıra operasyonlar düzenleyen AKP, son olarak kendi içindeki muhaliflere el attı.
Siyasette Özal ekolünden geldiğini ifade eden AKP Elazığ milletvekili Fevzi İşbaşaran, partideki sindirme ve yıldırma politikalarının son kurbanı oldu.
Polis ile girdiği küfürlü diyalog gerekçe gösterilerek disipline sevk edilen milletvekili partisinden istifa etti.(1)
Partide bugüne kadar düşüncelerini söylediğini ifade eden İşbaşaran, Adana Milletvekili Ömer Çelik ile arasında geçen tartışmayı bir mektupla Başbakan'a aktardığını anlattı.
"Sayın Başbakan, Anayasa değişikliğiyle ilgili partide toplantı yaptı. Hatırlarsınız, 2008'de grup grup bizi davet etti. Orada tek fikrini açıkça söyleyen, karşı çıkan ben oldum" dedi.
Fevzi İşbaşaran konuşmasını şöyle sürdürdü: "Açık açık eleştiri yaptım. Arkadaşlar dedi ki `Senin işin bitti` Ben de `Niye bitti, o zaman bizi niye çağırdı` dedim. Ben Özal ekolünden geldim. Biz Özal ile konuşuyorduk, tartışıyorduk, demokrasi içinde konuşuyorduk, burada da konuşuyorum. `Valla bizim bildiğimiz Tayyip Bey senin işini bitirir` dediler. `Bitirirse bitirsin ne yapalım` dedim. Milletvekilliği, siyaset yapmak zorunda mıyım ama fikrimi söylerim, söyledim de".
AKP: Tek Lider, Tek Ses...
RTE, bilindiği üzere demokrasi kavramını çoğulculuk yerine çoğunlukculuk ile biçimlendiriyor. Bu anlayışa göre; "Ne kadar çok oy alırsanız, ne kadar çok sandalye kazanırsanız o kadar haklısınızdır. Her zaman çoğunluğun dediği olur. Buna da milli irade veya demokrasi denir."
Bu kuralın işlemediği tek yer var: AKP
RTE orada tek başına; 300 vekil, 1.000 delege, 10 milyon seçmen gücünde... Hikmetinden sual olunmayan, astığı astık kestiği kestik bir "Mein führer".
Sadece 'diktatör'le faşizm olur mu?
Olmaz..
Bunun bir Joseph Göbbels'i(2) olmalı; Yalaka basında bin tane Göbbels(3) var, taktik ve strateji uzmanı(!)
Faşizm'in destekçisi/yardakçısı sermaye sınıfı olmalı; Laik görünümlüsü de var, islami olanı da...
Kiralık bir aydınlar ile uykuda bir toplum lazım; o da mevcut...
Eksik olan bir Reichstag yangını...(4)
O da ha çıktı, ha çıkacak! (TSK'daki son üç beş Kemalist paşanın tasfiyesine bakar!)
Demir Büyüközkan
Notlar
(1) Bir milletvekilinin kamu hizmeti yapan bir personelle böylesi bir tartışmaya girmesi hoş görülebilir değildir. Fakat diğer yandan, partinin genel başkanı milletin köylüsüyle, uluslararası toplantılardaki devlet başkanlarıyla konuşurken bile argoyu bir uslup olarak seçiyorsa, partinin böyle bir gerekçe öne sürmesi inandırıcı mıdır?
(2) Paul Joseph Goebbels (29 Ekim 1897 Rheydt (bugün Mönchengladbach) - 1 Mayıs 1945 Berlin) 1933 ilâ 1945 yılları arasında Halkı Aydınlatma ve Propaganda Bakanlığı yapmış Alman politikacıdır. Adolf Hitler'in en yakın arkadaşlarından biri ve en sadık yandaşıydı. Kendisi coşkulu ve enerjik hitabet yeteneği, sert anti-semitik görüşleri ve kitlesel propagandanın Büyük Yalan olarak bilinen tekniğini kullanmadaki ustalığıyla bilinirdi.
(3) Bu noktada Joseph Göbbels'i anmamızın temel amacı "propaganda" kavramına değil "topyekun savaş"a atıf yapmak istememizdir. Wikipedi'ye göre Topyekün savaş; "Bir milletin bütün kaynaklarını seferber ederek başka bir milletin askeri gücünü yok etmek için savaşmasıdır. Yüzyıllardır pratikte uygulanmakta olan topyekün savaş, 19. yüzyılda bir savaş çeşidi olarak tanımıştır. Topyekün savaşta sivil yoktur, herkes bir askerdir."
Bunu şöyle uyarlamak mümkün:
Türkiye ve mevcut politik durum göz önüne alındığında, pek çok Cumhuriyet karşıtı için bu savaşta "Şeriatçı", "Terörist", "İkinci Cumhuriyetçi/Liboş", "İşbirlikçi" yoktur, herkes bir anti-kemalisttir. (Statükonun koruyucusu olarak gördüklerine de "karşı"lardır: Bu ittifak bir anti-CHP, anti-TSK ittifakıdır aynı zamanda.) Bu savaş topyekündür. Toptan imhaya, kökünü kazımaya, sıfırlamaya kadar gitmelidir. Bir "(Var) olmak ya da (var) olmamak" meselesidir.
(4) Reichstag yangını, Hitler'in şansölye (başbakan) atanmasından sonraki ilk politik manevralarından biri olan genel seçim kararından sonra, tüm partilerin seçim çalışmalarını sürdürmekte olduğu bir dönemde gerçekleşmişti. Yangının, kundaklama olduğu ortadadır. Soruşturma kısa sürede polisi, Marinus van der Lubbe adında yarı-deli bir anarşiste götürdü. Lubbe, yangını çıkaranın kendisi olduğunu itiraf etti. Ertesi gün Hitler, Hindenburg'a, anayasanın kişi hak ve özgürlükleriyle ilgili maddelerini ortadan kaldıran bir kararname imzalattı. İzleyen günlerde Nazi partisi ve Milliyetçiler dışındaki tüm partilerin yayınları ve seçim çalışmaları durdurulduğu gibi komünist partisinin parlamentodaki 181 milletvekili ve parti ileri gelenleri tutuklanmıştır.



