Kemalist Politika

Politikanın Merkezi

Son Güncelleme03:46:10 PM GMT

CHP'nin kayıkçı kavgasına değil, iktidar kavgasına ihtiyacı vardır

E-posta Yazdır PDF

Deniz Baykal'a ve Cumhuriyet Halk Partisi'ne yönelik yürütülen sistemli ve sinsi dezinformasyonun son halkasını oluşturan komplonun üzerinden kısa bir süre geçmesine rağmen, siyaset köprüsünün altından çok sular aktı.

CHP'nin gerek anayasal düzenin savunusunda üstlendiği öncü rol, gerekse gelecek seçimler öncesinde kayda değer bir yükseliş grafiği sergilemekte oluşu karşı devrimci cepheyi çokça rahatsız etmiş olmalı ki, partiyi ve liderini toplum nezdinde küçük düşürerek eritme ve yok etme yolunu seçtiler.

Bu alçakça girişim doğal olarak büyük bir tepki topladı. Yaşamını Türk siyasetine adamış, dürüst ve lekesiz bir geçmişin böylesine çirkin bir yöntemle karalanmasına sadece partiden değil, toplumun pek çok kesiminden tepkiler yükseldi.

Sonunda kimilerince olması gereken, kimilerinceyse beklenmeyen bir gelişme yaşandı: Deniz Baykal CHP Genel Başkanlığından istifa etti.

Ne sayın Baykal böyle kirli bir oyun ile siyaset sahnesinden çekilmeyi hak ediyordu, ne de CHP örgütü bu çekilmeye hazırdı. Aradan geçen kısa, fakat yüksek tempolu zaman diliminde CHP ve toplumun pek çok kesimi durumu analiz etmeye koyuldu.

Gelecek planlarında “kesinlikle olmayan” (belki de olması muhtemel olmayan) olmuştu. Baykal'sız bir CHP düşünülememesi; bunun aksinin ihanete, yokluğa, hiçliğe varan nitelemelerle eş tutulması siyasal yapımızın ne denli sağlıklı olduğu konusunda bir takım soruların sorulmasına yol açıyordu.

Diğer önemli soru ise, “Önemli olan Baykal'lı bir CHP miydi, yoksa iktidar adayı bir CHP mi?”. Eğer bu skandal veya komplo, CHP'nin gelecek seçimlerdeki muhtemel başarısını etkileyecekse yine de görmezden gelinebilir, yok sayılabilir miydi?

Pek çok partili ve yurttaş artık bir geri dönüşün (moda tabirle “come back”) söz konusu olamayacağını düşünürken, ben de dahil olmak üzere çok kişi de Baykal'ın istifasının bir şartlı istifa olduğunu hissediyordu. Hissediyordu diyorum çünkü kendisinin ifade ettiklerinde, görüşmelerinde, gelen kulis bilgilerinde her iki yöne de çekilebilicek ifadeler vardı. Ağır basan yön ise, kuvvetli bir “geri dön” baskısı ile Deniz beyin “Parti sahipsiz değildir. Kimse yoksa, ben varım.” argümanını kullanarak döneceği yorumuydu. Elimizde birinci elden bilgiler olmadığı için bu yorumların sadece birer varsayımdan ibaret olduğunu belirtelim. Deniz Baykal ilk günden geri dönüşünü planlamış da olabilir, aksine hiç aklından geçirmiyor fakat etrafındaki bazı “Baykalsız var olamayacaklar” dönüş senaryosu üzerinde çalışıyor da olabilir.

Hangi seçenek doğru olursa olsun ortada bir gerçek var: Kurultay sürecini önümüzdeki genel seçimi merkeze alarak düşünmek kaçınılmazdır. Bu yapılmazsa partinin seçimlerden başarısızlıkla çıkmasının Türkiye'ye ödeteceği faturanın sorumluluğunu kimse kaldıramaz.

İşte bu nedenle örgüt, pek çok CHP milletvekili, üst yöneticisi, kurultay delegesi Baykal'sız bir Cumhuriyet Halk Partisi kurgulamaya başlamışlardır. Partinin bir şahsın malı değil, fakat aynı idealleri paylaşan insanların, daha yaşanır bir dünya düşleyenlerin ortak çatısı olduğunu haklı olarak düşünen Kemal Kılıçdaroğlu da bu sese kulak vermiş ve demokratik hakkını kullanarak genel başkanlığa adaylığını açıklamıştır.

Bu noktada, konuyu “CHP'nin iktidar olması için yapılması gerekenler” olarak değil de, bir Bürütüs sendromu olarak değerlendirenler CHP'nin ve Türkiye'nin çıkarlarını değil, kendi çıkarlarını gözetenlerdir.

CHP'nin kayıkçı kavgasına değil, iktidar kavgasına ihtiyacı vardır.

CHP il başkanları örgütün sesine kulak verirlerse iyi ederler. Çünkü aksi bir deneme halk nezdinde partiye güveni azaltacak, hüsran kaçınılmaz olacaktır.

 

Demir Büyüközkan

Yorum ekle

Güvenlik kodu
Yenile