Geçen günlerde basında yer alan iki farklı haber Türkiye'nin içinde bulunduğu açmazı açıkça ortaya koyması bakımından dikkatimi çekti.
Birinci haberin başlığı şöyle idi: Türkiye: 1 Hırvatistan: 28
İlk bakışta sanki bir spor karşılaşmasının sonucunu yansıtıyormuş gibi görülen haberde, her iki ülkenin 3 Ekim 2005 tarihinde başladıkları Avrupa Birliği'ne katılım müzakerelerinde aldıkları yol değerlendiriliyordu. (1)
Müzakerelerin başlamasından bu yana geçen yaklaşık beş yıllık sürede, Hırvatistan 35 fasıldan 28'ini başarıyla tamamlarken, Türkiye ancak bir tanesini neticelendirebilmiş.
O başlığın da hangi başlık olduğunu yazının sonunda ele alacağız.
Gelelim ikinci habere...
AKP'li eniştem sağ olsun!
Sözcü gazetesinin sürmanşetten gördüğü habere göre; AKP Genel Başkan Yardımcısı Haluk İpek'in kaynı Metin Doğan, bir yıl içinde profesör oldu, ardındanda açılmamış üniversiteye rektör...
Aslına bakarsanız, bu haberde Türkiye için şaşırtıcı bir yan yok. AKP'nin bilindik çalışma biçimi; yeğen, bacanak, mürit, damat vs. ihya etme söz konusu...
Bu yazıda ele alınacak olan konu; iktidar partisinin devlet kurumlarını, daha özelde üniversiteleri eşe dosta makam odası yapma geleneği değil, onu algılama biçimidir.
Türkiye'de "Yüksek Öğretim"i ve Üniversite'yi tartışmaya başlamadan önce, bir eğitim kurumu olarak üniversitenin geçmişine bakmak yararlı olacaktır.
"Üniversite" teriminin kökeni
Üniversite, çeşitli alanlarda lisans ve lisansüstü öğrenimlerinin yapıldığı, akademik dereceler verme yetkisine sahip bir yüksek eğitim ve araştırma kurumudur. (2)
Kelimenin kökeni "Universitas magistrorum et scholarium"dan gelir ve şöyle tercüme edilebilir: "Öğretmen ve Bilginler Topluluğu". (3)
Mehmet Ali Kılıçbay bu konuda şunları söyler: "12. yy'da bir takım ihtiyaçlar sonucunda, Avrupa'nın çeşitli okullarında görevli hocalar bir "esnaf loncası" örgütlenmesi oluşturuyorlar. Ortaçağda bu loncalara verilen adlardan biri de Universitas'tır. Başlangıçta yüksek öğrenimle ilgili olmayan bu terim, zaman içinde giderek yalnızca schola fakültelerindeki loncaları, daha sonrada bugünkü anlamda üniversiteleri ifade eder olmuştur". (4) (Mehmet Ali Kılıçbay. Doğu'nun Devleti, Batı'nın Cumhuriyeti İmge Kitabevi Genişletilmiş İkinci Baskı Sayfa 299)
Üniversite'yi anlamak
Üniversite kelimesinin etimolojik kökenini bilmek neredeyse hiç bir şey ifade etmiyor. Ortaçağ Avrupa'sını, merkantilizmi - sermaye birikimini, ticaretin tarihsel serüvenini, commune'lerin oluşumunu, rönesansı, reformu, bilimsel düşünce tarihini bilmeden Üniversite'yi anlamak mümkün değildir.
Avrupa tarihi bir bakıma insanın birey, halkın yurttaş, bilim ve aklın özgür olmasının tarihidir.
Tarihsel süreçte bir takım olaylar peş peşe bir birini izleyerek, Batı ile Doğu'yu farklı noktalara sürüklemiştir. 11. yy'dan itibaren Kuzey Avrupa'da ve Kuzey İtalya'da kentlerin canlanmaya başlaması önce kentler arasında, ardından uluslararası ölçekte ticareti geliştirdi.
Roma İmparatorluğu'nun yıkılmasının ardından (MS 476) dağılan merkezi yapı, yerini zaman içinde parçalı yüzlerce yerel, bölgesel idareye bırakırken, binli yıllara kadar büyük ölçüde değişmeden süre giden feodal düzen, kent komünleri'nin egemen olmaya başlaması, ticaret ve sermaye birikiminin gelişmesiyle birlikte çatırdamaya başlıyor. (5)
Avrupa (ve Amerika'daki akrabaları), bugünkü refahlarını ve dünya siyasetindeki lider konumlarını Ortaçağ'a borçludur desek yeridir. Ticaretin gelişmesiyle birlikte sanat ve eğitimde atılan adımlar, özellikle özgür bireylerin (sanatçı, öğrenci, öğretmen) gelişmesini sağlamış, kurumların özerkliklerini savaşarak da olsa elde etmelerini beraberinde getirmiştir.
Bizde son 50 yılda sıkça kullanılan özyönetim hakkı, neredeyse bin yıl öncesinin Avrupa'sında, kentlerde yurttaşların, okullarda ise öğrenci ve hocaların mücadeleleriyle elde edilmiş bir "hak"tır.
Türkiye'de Üniversite
Olaylar arasında neden sonuç ilişkisi kurmakta zorlanan, az okuyup çok hamaset yapan bir toplum olarak, hiç bir şeyi anlamaya çaba göstermesek bile üniversite ve bilim tarihi üzerine düşünmek, platonik demokrasimizi yaşatmak / geliştirmek için hayati önem taşımaktadır.
Bilimle ve özgür akılla ilişkisi sorunlu, geri kalmış bireylerin gözünde Türkiye'de bir üniversite sorunu yoktur. İnternetin temel başvuru adreslerinden biri olan Wikipedia'nın İngilizce "University" maddesi pek çok kaynakla ve 28 referansla yazılmışken, Türkçesi (pek çok maddede olduğu gibi baştan savma olarak) sıfır kaynak ve sıfır referansla yazılmıştır. Sanal da olsa, bir ansiklopedi maddesini bile kaynak belirtmeden yazma cesareti / aymazlığı gösterebilmek tam anlamıyla cahil'in cesaretidir. Sadece bu anektod bile Türk entelektüelinin yazın ve kültürle ilişkisinin ne kadar kısır ve sorunlu olduğunu ortaya koymaktadır.
Türkçe bağlantı: http://tr.wikipedia.org/wiki/Üniversite
Türkiye'nin üniversitelerine girmeden, Üniversite ile karıştırılan başka bir eğitim kurumuna değinmekte yarar var: Medrese
Medrese ile üniversite farkı
Özellikle Osmanlı'yı 1918'in şartları içinde dahi yere göğe sığdıramayan, Devlet-i Aliyye'nin yıkılmasını dinden (İslami ilkelerden) uzaklaşmaya bağlayan kimi modern görünümlü takunyalıların bu bölümü iyi okumalarında yarar var.
"İslam aleminin yüksek öğrenim kurumu olan medrese, Batı üniversitelerinin tamamen tersine, merkezi devlet tarafından kurulan, denetlenen ve idame ettirilen kuruluşlar olarak ortaya çıkmıştır. Dinsel eğitimin özü, gerçeğin bir kerede ebediyen verilmiş olmasına dayanmaktadır. Bu durumda medrese eğitimi, olabildiğince çok sayıda değişmez (sabit) önermeyi, olabildiğince sağlam, ama onları ille de anlamak gerekmeden öğrenmek demekti... Bu söylediklerimin ışığında, medreseye illaki Batılı bir benzer bulunmak istenirse,bu üniversite değil manastır okulları olacaktır" demektedir Mehmet Ali Kılıçbay. (Kılıçbay, Age Sayfa 294-295,303)
Bir konuyu tartışabilmek, o konu üzerinden bir uzlaşıya varabilmek için öncelikle kavramlarda ve amaçta uzlaşabilmek gerekir. Devlete din adamı, taşraya bürokrat yetiştiren bir eğitim kurumu olarak medrese, 16. yüzyıla kadar Osmanlı sistemi içinde görevini yerine getirmiştir.
Bugünkü anlamda Üniversite ile Medrese'yi karşılaştıracak olursak şu sonuçlar ortaya çıkacaktır:
1- Üniversiteler özerk yapılardır ve özyönetimle idare edilirler. Medreseler merkezidir, parayı veren de, düdüğü çalan da devlettir.
2- Üniversite eğitimi bilimin doğası gereği değişmez doğrulara dayanmaz. Özgür akıl egemendir. Medrese ise nakilcidir, dogmatiktir. Asla değişmeyecek ilkelerden hareket eder.
3- Üniversite'de tartışma, medresede biat / itaat kültürü hakimdir.
4- Üniversite'de bilginin öğretiminden çok, bilgiye ulaşma, diyesi bilme / araştırma tekniği öğretilir. Medrese'de soru sormak, sorgulamak bir yana, anlamak bile şart değildir.
5- Medrese için dört duvar, hoca ve bir kaç öğrenci yeterliyken; Üniversite için bina değil, bilimsel araştırmalarına zaman ve kaynak ayırabilen hocalar, okuyan tartışan öğrenciler, laboratuvar, zengin bir kütüphane, araştırmalar için bütçe ve en önemlisi "bilgi üretme" anlayışı gereklidir.
Maddeleri uzatmak mümkün..
Üniversiteyi bir medrese veya yüksek okul (high school = lise) olarak algılayanlar için ne yazık ki, bilgi üretmek bir anlam ifade etmemektedir. Toplumun gözünde mühendislik en önemli üniversite bölümüdür, fakat ne mühendislik bir bilimdir, ne de mühendis bilim adamı... Pek çok branş gibi mühendislik de bir "yapma bilgisi"dir. Bilginin sadece aktarılmasının, anında paraya çevrilmesinin en önemli değer olduğu Türkiye'de, "laboratuvarda araştırma yapmaktansa, bir muayenehane açıp çok para kazanmak çok daha akıllıca görülmektedir". (Kılıçbay. Age Sayfa 318)
Türkiye'de 125 üniversite var, fakat ne dişe dokunur sayıda makale yazılıyor bu ülkede, ne de uluslararası bir bilim dergisi çıkartabiliyoruz. Çağdaş toplumlarda özellikle lisansüstü öğrencileri kitap okumaktan, araştırma - ödev hazırlamaktan, kısacası çalışmaktan uyumaya zaman bulamazlarken, bizde üç beş sayfa ders notu vaziyeti kurtarabiliyor.
Amerika ve Avrupa üniversite kütüphaneleri her bir bölüm için dünyanın en zengin arşivlerinden biri niteliğindeyken, bizde en temel eserler dahi bulunamıyor.
"Uluslararası gözlemlere göre Türk halkı Japonların 250'de biri, Avrupalıların 180'de biri, Amerika'nın 120'de biri kadar kitap okumaktadır. Cehalet bir örümceğin ağ kurması gibi yıllardır bulandırıyor. Eskiden cehalet örgütlenemezdi. Şimdi demokrasi ve partiler sayesinde örgütleniyor." (6)
Ne yazık ki; buna çanak tutanlar da yine üniversite çevresinden çıkıyor. Profesörler, hem de "emeritus" olanından paralı yarı aydınlar, halkı (ve dolaylı olarak kendilerini) aptal yerine koymaktan çekinmiyorlar.
"Öğretmen imama yenildi" buyuran "emeritus" sosyoloğumuz Şerif Mardin, Fethullah Gülen'e güzelleme yazarkenki nezaketini cumhuriyet devrimleri söz konusu olunca bir kenara bırakıyor:
"1950’den beri bu rekabette cumhuriyetçi ve halkçı öğretmen geride kaldı. İmamla rekabetinde öğretmen topluma iyi, güzel ve doğruyu eski sistem kadar iyi gösteremedi." (7)
"Öğretmen imama yenildi" demek nesnel bir gözlemi anlatıyorsa, din bilimi arkada bıraktı demektir. Bu günümüz dünyasında yarı köleliktir" diyor Doğan Kuban ve haklı olarak soruyor:
"Dünyada rahiplerin öğretmenlerin yerine geçtiğini düşünen ve bundan mutlu olan kaç aydın tanıyorsunuz?"
Şerif Mardin bilmez mi; modern toplumda din adamı ile öğretmenin, "iyi, güzel ve doğru"yu bir biriyle ilgisi olmayan biçimlerde sunduğunu. Diğer bir değişle, kesişen / çatışan alanlarının bulunmadığını...
Şerif Mardin bilmez mi; dünya yüzünde din adamlarının yönettiği bir tane bile özgür, demokratik ve modern bir ülke yoktur!
Bilmez olur mu hiç! Bilir de... Neden kendisini yeterince tanımayanların gözündeki itibarını böyle şarlatanca iddialarla riske atar, bunu anlamak gerçekten zor!
İkinci haber başlığını burada kapatıp ilkine geri dönelim.
Hatırlarsanız, Türkiye'nin AB ile müzakere ettiği 35 fasıldan sadece 1'ini başarıyla kapatabildiğinden bahsetmiş, bu bölümün adını sona saklamıştım:
Bilim ve Araştırma.
İyi uykular Türkiye!..
Demir Büyüközkan
Kaynaklar ve Notlar:
(1)Hürriyet, 23 Aralık 2010
(2)Google eBook of 'Encyclopedia Britannica'. Retrieved 2010-05-28.
(3)http://en.wikipedia.org/wiki/University
(4)Mehmet Ali Kılıçbay, Doğu'nun Devleti, Batı'nın Cumhuriyeti, İmge Kitabevi
(5)Medieval Commune (Ortaçağ komünü): Bir kasaba ya da kentin fiziksel savunmasını üstlenen yeminli yurttaş birliklerini ifade eder.
İtalyanca commune kelimesi ise temelini yunan kent devletleri polis'lerden alan, feodalizm sonrası bir ortaçağ yönetim birimini anlatır.
http://it.wikipedia.org/wiki/Comune
(6)Doğan Kuban, Çağdaş bir gelecek için Türkiye'nin bağımsızlık savaşı, Cumhuriyet Kitapları (Sayfa: 93, 102)
(7)http://haber.gazetevatan.com/Haber/180297/1/Gundem



