Kemalist Politika

Politikanın Merkezi

Son Güncelleme03:46:10 PM GMT

Erol Mütercimler ve Dik Durmak Üzerine

E-posta Yazdır PDF

Ergenekon tasarımının hukuki değil, fakat siyasi bir plan olduğunu en iyi bilenlerden biri sanırım Erol Mütercimler hocadır. Erol Mütercimler, SKYTURK adlı TV kanalında "Ergenekon komplosu" karşısında kendince paçayı kurtarmak, kazara içeri girmemek için eğilip bükülüyor.

Diğer yandan olmayan darbe planları için 12 Eylül'den referans getirip, 1980'e duyulan nefreti kullanıp, Ergenekon'u yumuşatmaya, sevimlileştirmeye mi çalışıyor? Çünkü programda konuşulan hala bunun bir "darbe planı olduğu paranoyası"..

Diyor ki Erol hoca: "Hala darbe düşünen varsa ruh hastasıdır, manyaktır."

Elbette kesinkes doğrudur bu! Ancak o da gayet iyi bilir ki; darbeye en yürekten ve en samimi olarak karşı olanlar "sözde ergenekon terör örgütü"ne üye olmak zannıyla içeride olanlar veya göz altına alınanlardır.

SOL, bu ülkede 12 Eylül'ün en çok ezdiği, ezmek ne kelime, üzerinden silindir gibi geçtiği siyasal görüş olmak sıfatıyla, bu darbe planlarından en çok irkilecek, diken üstünde duracak siyasal görüştür. Bunu bile bile, nasıl oluyor da Cumhuriyet'in, ADD'nin ve diğer Sol, Cumhuriyetçi, Kemalist yapılanmanın üzerine gitmek azim ve karalılığında olan bu soruşturmaya diklenemiyor sayın Mütercimler?

Yine diyor ki Erol hoca;

- "Dilerim (Ergenekon) savcıların umduğu gibi değildir"..

- "..Bana acısınlar ya.. Böyle şizofrenik şeylerle uğraşmayalım yaa!" (Şizofrenik şey=Darbe kurgusu. Kim uğraşıyorsa? Sanki soruşturma sonuçlarını biliyor/tahmin ediyor sayın Mütercimler. Neden o harikulâde stratejik öngörülerinizle bu zırvaya karşı duramadı sayın Mütercimler? Neden PISS'tı?)

Sanki teker teker içeri alınan Kemalistler, Cumhuriyetçiler, şizofrenik bir biçimde darbe tezgahlamakla meşguldüler (?). Eğer tasarlanan bu "şey"in fikir babası içeri alınan yurtsever aydınlar değilse, kimdi Mütercimlere göre?

Aslına bakarsanız Erol Mütercimler ile düşünsel olarak ayrıştığımız fazla bir yön de yoktur...

Peki nedir mesele?

Nedir BALBAY değil de, MÜTERCİMLER'de gözünüze batan şey?

Dik durmak!

Bu ülkede, vatan ve rejimin geleceği için bedel ödeyen pek çok insan vardır. Ben ve benim konumumdakiler, hem yaşları, hem de pozisyonları gereği bu sıralamada pek de üst sıralarda yer bulamazlar kendilerine. (Keşke bulsak, büyük bir onur olurdu bu!)

12 Eylül darbesinin mağdurları başta olmak üzere, pek çok kişi misliyle yaşamıştır bu tarifsiz acıları. Hem işkencede; maddi, hem de sürgünde; manevi! Dönen de olmuştur bu yoldan, kaşığı/kalemi kırılıp yiten de..

Bizim bu zor zamanlarda üstadlarımızdan, hocalarımızdan beklediğimiz yegâne şey artık; DİK DURMAK'tır!

Ne para ne pul..

Sadece uğruna kalem oynattıkları davalarına pratikte de sahip çıkmalarını bekliyoruz. Yoksa, Çetin Altan gibi raflardaki viski şişeleri ve dal dal Havana purolarının hayaliyle dönmelerini değil...

Yalnızca biraz daha sabır! Pes etmek söz konusu dahi olmamalı bu noktada!

Çünkü biz biliyoruz ki; "Sen yanmazsan / Ben yanmazsam / Nasıl çıkar / Karanlıklar aydınlığa?" (1)

Çünkü biliyoruz ki, artık Türkiye'de ordu darbe marbe yapamayacaktır. (Bu darbe iste diğimiz anlamına da gelmiyor ayrıca... Bir takım gerzekler için not düşmek zorundayız yine de..)

İşte bu darbe safsataları henüz ortaya çıkmadan, bir yıl önce (30.07.2007), KEMALİST POLİTİKA'da yazdıklarımız; (2)

"Uzun yıllardan beri ara ara tartışılan bir konudur; "Türkiye'de tekrar bir askeri darbenin olup olmayacağı". Bu konuyu ikide bir temcit pilavı gibi gündeme getirenler, ne 12 eylül darbesinden en büyük darbeyi yemiş -fakat dönmemiş- solculardır, ne de Türkiye'nin bağımsız ve demokratik bir cumhuriyet olmasını isteyen aydınlardır.

Peki ya kimlerdir?

Hiç bir şüphe duymadan, bir an olsun düşünmeden söyleyebiliriz ki, Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluş felsefesine karşı(t) olanlardır. Tam bağımsız üniter devlet ile laik ve çağcıl Türk toplumunun varlığından rahatsız olanlardır! Bu rahatsızlıklarını Menderes'ten bu yana dile getirmekte, karşı devrim sürecini son noktaya taşımış bulunmaktadırlar. Bahsettiğimiz bu karşı devrimci ittifak o denli çeşitlilik arz etmektedir ki, böyle çok taraflı bir koalisyon ancak savaş zamanlarında bir araya gelebilir. (Ya da bir iç savaş sırasında..)

- Çıkarları ço k uluslu sermayeyle ortak ulusal (!) sermeye,
- AB ve ABD muhibi yarım aydınlar,
- Ayrılıkçı kürt hareketi (başta PKK ve DTP),
- Sosyalist geçinen Sorosçular,
- İktidarlara göbekten bağlı medya,
- Emperyalizmin uşağı tarikatlar,
- Milli Görüş kökenli dinci takımı,
- Salon Sosyal Demokratları,
- Diyaspora'dan beslenen azınlıklar,
- "Baş ol da soğan başı ol" komünistleri..

Şimdi! Dünya görüşleri, siyasi konumları hatta inançları bile bir birinden çok farklı bunca toplum kesimi neden sözbirliği etmişçesine aynı hedefe saldırmaktadır?

Ordu'ya ve Kemalizm'e...

Neden 12 Eylül anayasasında değişmesi gereken onca madde varken tutup da anayasadaki "Atatürk milliyetçiliği" ile uğraşmaktadırlar?"

İşbirlikçi basının mevzisi değişmiş görünüyor mu size? Hayır! Peki biz? Çatırdıyoruz! Kimimiz -yüz yüze geldiğimiz bu dinci (nurcu) taarruz karşısında- artık bu siyaset ("Kemalizm/Ulusalcılık" anlayınız) belasından paçamı kurtarayım diyor, kimimiz "Adamlar devleti ele geçirmiş ben ne yapabilirim ki.." havasında.

Süreç nasıl da hızlandı değil mi? 10 yıl sonrasını kestirebilen var mı? Oysa yine aynı yazıda diyoruz ki;

"Burada asıl değinmek istediğim konu ordunun artık darbe yapamayacağıdır! Küresel ekonomiye göbekten bağlanmış bir ülkede, (seçilmiş/atanmış) yönetici kadrolarını ABD'nin onayladığı bir ülkede, halkın on yıllardır bilinçli bir şekil de cahil ve yoksul bırakıldığı bir ülkede, bütün bu güçlere rağmen bir harekete girişilemez. Bu gerçeği karşı devrimci koalisyonda açıkça görmektedir. Cazgırlıklarının nedeni Türkiye'de bir darbenin olacak olmaması değil, görevi sadece laikliği korumak olan ordunun, bu görevini yerine getirmekten aciz konuma getirilmesidir. Türban, Cumhurbaşkanlığı gibi konularla bu denli uğraşmaları işte bu yüzdendir. Yoksa her iki konudan da elle tutulur bir kârları olmadığı ortadadır.

Sonuç olarak,

Türkiye ne zamandır tam bağımsız bir ülke değildir.

Kemalist hiç değildir.

Eğer Türkler, Cumhuriyetlerini korumak istiyorlarsa yapmaları gereken şey öncelikle, hiç kimseye, hiç bir kuruma dayanmadan sadece kendi güçlerine inanarak hareket etmek olacaktır.

Ne ordu ne de yargı bizimledir...

Yalnız olduğumuzu bileceğiz ve ona göre yapacağız, ne yapacaksak!"

Uzun vadeli bir perspektiften bakıldığında görülen şudur; Artık darbe imkanı hiçbir suretle kalmamıştır. İç ve dış siyasi süreçler Türkiye'yi köşeye sıkıştırmıştır. Kısa dönemde bir karşı devrim de olmayacaktır. Bu itiş kakış devrimci güçler tüm mevzilerini kaybedene k adar sürecek, karşı devrim işte o aşamadan sonra yapılmaya çalışılacaktır. Henüz erkendir!

İran'dakinin benzeri bir karşı devrimin başarı olasılığı ancak Kemalistlerin direncine ve örgütlenme iradesine bağlı görünmektedir. Gidişata bakıldığında hem ümit var olmak için hem de karamsar olmak için yığınla sebep vardır.

Gerçeği, geleceği zaman... Daha doğrusu zaman içinde yapacaklarımız gösterecektir.

(Bu yazının arkası, "TSK - Darbe ve Kemalist Devrim"dir.. Bakalım hangisi mümkün?)

Demir Büyüközkan
Kemalist Politika Topluluğu
http://www.kemalistpolitika.com/

NOTLAR:

(1) Nazım Hikmet RAN
(2) Bu ordu darbe marbe yapamaz! yazısının tamamı için:
http://www.kemalistpolitika.com/ (….)

 

Yorum ekle

Güvenlik kodu
Yenile