Kemalist Politika

Politikanın Merkezi

Son Güncelleme03:46:10 PM GMT

Le Pen faşist de... Erdoğan nedir?

E-posta Yazdır PDF

Uluslar ve kültürleri hiç bir zaman birbirinin tıpkısı değildir; sad ece bir parça benzerlikten söz edilebilir. Ancak ne zaman Türkiye'de birileri Cumhuriyet'e ve Kemalist devrimlere çatacak olsa, bundan Fransa'nın payına da iki çift söz düşer! Neymiş efendim? Türkiye model olarak İngiliz modeli yerine, (Jakoben) Fransız modelini benimsediği için demokrasisi eksikmiş! Oysa "ulus, laiklik ve özgürlük" kavramları başka türlü de tanımlanabilirmiş! Belki Fransız Devrimi'nin hatırına Fransa'ya, Türk Silahlı Kuvvetleri korkularından Cumhuriyet devrimlerine anti-demokrat diyemiyorlar da, ancak sömürgeci Anglo-sakson'ların eteği altına girip taş atıyorlar. Madem demokrasiyi bu düzlemde tartışıyoruz, bizimde bir karşılaştırmayla konuya katkımız olsun! Hatırlayanlarınız vardır, Fransa 2002 yılının nisan ayında da Cumhurbaşkanlığı seçimleriyle  meşguldü. Bilindiği üzere dünyanın herhangi bir ülkesinde yapılan seçimler hakkında dünya basınında -ülkenin önemine göre- küçük ve büyük haberler, yazılar yer alır. Ancak bu kez haber içeriğinin de ötesinde, Le PEN'in ikinci en yüksek oyu alarak ikinci tura kaldığı Fransa'daki cumhurbaşkanlığı seçimleri sadece bu ülkenin değil, bütün dünyanın derdi olmuştu.

Türkiye'den ABD'ye, İngiltere'den İran'a, Almanya'dan Venezuela'ya her ülke kendi penceresinden gördüğü gibi yorumlamaya başlamıştı.

Üst Düzey Yetkililerden Gelen Tepkilere bir kaç örnek vermek gerekirse;

Fransa Cumhurbaşkanı Jacques Chirac, rakibiyle televizyon programında tartışmayı reddetti. Chirac, yaptığı açıklamada, "Benim Le Pen ile yapacak hiçbir şeyim yok" dedi. (Bunu bizde anti-demokrat lider, muhalefete söylüyor!)

AB Komisyonu üyesi Neil Kinnock, seçim sonuçları karşısında ''hayretler içinde kaldığını ve dehşete düştüğü'' ifadesini kullanırken seçim sonucunun ''Avrupa havuzuna büyük, kirli bir kayanın fırlatılması olduğunu'' söyledi.

Almanya Başbakanı Gerhard Schröder, aşırı milliyetçi lider Le Pen'in "engellemesi gerektiğini" söyledi. Schröder, Fransa'daki aşırı milliyetçi kesimin bu kadar güçlenmesinin ''çok üzücü olduğunu'' belirtti.

İsrail İçişleri Bakanı Eli Yişay ise Fransa'daki Yahudilere seslendi: ''Pılınızı pırtınızı toplayıp İsrail'e gelin...'' Yişay'ın partisi Şas'tan yapılan açıklamada, başta Fransa olmak üzere Avrupa'da Yahudi karşıtı faaliyetlerin arttığı görüşü savunuldu.

İngiltere Başbakanı Tony Blair Fransızlara seslenip ''Durum hoş değil, aşırılıkları reddedin'' dedi.

Belki de sadece Özgürlükçü Parti'nin eski lideri (faşist) Jörg Heider, Le Pen'e arka çıktı. Heider, ''Seçmenler, geleneksel partilere hak ettikleri dersi verdi'' dedi.

Le Pen, Batı'yı kaygılandırıyor, Halk ise Sokaklarda!

O dönem alınan haberlere göre, gözyaşlarına boğulan protestocu Fransızlar, ''Fransız olmaktan utanıyorum'' yazılı pankartlar taşıyorlar, Le Pen'i Hitler'e benzetiyorlar, sokaklara dökülüp yıllardır duyulmayan sloganlar atıyorlar:

''Faşizme geçit yok''
''Bastille çocukları, bugünleri de mi görecektin?''
''Ağlıyorum, ağlıyorum, çünkü Fransızlığımdan utanıyorum''
''Le Pen'e hayır''

Evet, yaygın duygu: "Fransa utanıyor!.." Ama neden?

Neden uzun yıllardan beri sokağa dökülmeyen halk, sadece bir cumhurbaşkanı adayı ikinci tura kaldı diye 100 binleri aşan kalabalıkları oluşturuyor? Neden bütün avrupa basını ve siyaset camiası Le Pen'in ezilmesi gerektiğini haykırıyor. Neden tıpkı Jörg Haider'i yüzde 27 oy oranıyla iktidara getiren Avusturya'ya yaptıkları gibi Fransa'ya baskı yapıyorlar..? Fransa'da demokrasi yok mu ki, seçimle gelen ya da gelecek olan birine set çekmeye çalışılıyor? Sadece Fransa mı? Bütün avrupa!

Çünkü; Le Pen, Fransa'da elde ettiği başarıyla 'Avrupa değerlerine' de meydan okuyor. Bu nedenle, Le Pen'in aldığı yüksek oy, batının en önemli dergilerinden biri tarafından (The Economist) "Fransa'nın Utancı" olarak değerlendirildi, hem de manşetten! Le Pen yalnızca batı demokrasisinin temel değerlerine olan inancının, bağlılığının yeterli görülmemesi nedeniyle neredeyse siyasetten aforoz edilmişti. Oysa ki Le PEN ve partisinin -yasal olarak- seçimlere girmesinin önünde herhangi bir engel yoktu. Kağıt üzerinde, seçilmesi halinde gereğinin yapılması konusunda da herhangi bir engel yoktu. Fakat bütün batı ayağa kalktı?! Şimdi buraya kadar tamam!

Şimdi gelelim Türkiye'ye ve 2007 yılı Cumhurbaşkanlığı seçimlerine!

Bilindiği üzere 3 Kasım 2002 tarihinde yapılan genel seçimlerde AKP dostu ABD'nin yarattığı "2001 krizi" fırsatını iyi kullanarak, aldığı %34 oy ile birinci parti oldu. The Özal'ın mirası seçim sistemi sayesinde, AKP toplam seçmenin %25'inin (1), oy kullanan seçmeninse %34'ünün oyuyla meclisin % 65'ine sahip oldu.

Atatürk ve Cumhuriyet karşıtı Milli Görüş çizgisinden geldiklerinin bilinmesine, geçen yıllarda dile getirdikleri şeriatçı söylemlerin demeç ve görüntülerinin ortalıkta gezmesine, mevcut iktidarları döneminde "değiştik" iddiasında bulunmalarına rağmen "değişme" yönünde hiç bir irade ve geçmişe dönük özeleştiri göstermemelerine rağmen, rejim karşıtı AKP'nin bizdeki şakşakçıları nedense çok sevgili AB muhipleri, 2. cumhuriyetçiler, boyalı basın ve sermaye çevreleri olmamış mıdır? Peki bu sözde demokrasi şövalyeleri, daha sonra A.K.Partisi'nden Milletvekili adayı oldu mu olmadı mı? Kupon ve televole demokrasisine bizi mahkum eden boyalı basının sesi iktidara olan gebeliğinden kesilmedi mi?

Le Pen faşist de, Erdoğan nedir? John Bury'nin konuyla ilgili bir tanımını mealen aktarayım burada: "Faşizm, sermayenin sömürüsünü devam ettiremediği durumda güce başvurmasıdır." Le Pen eğer fransız (küçük veya büyük) burjuvazisinin ihtiyaçlarına yanıt vermeye başladıysa, Erdoğan da 50 yıldır palazlanmakta olan yeşil sermayenin önünü açmak için görevdedir. Siz bakmayın sermyenin rengi olmaz diyenlere, kimin altındaysa bu-kemal-un(2) onun rengini alır! Şimdilik 52 yıldızlı pekiyi!

Batı için demokrasi karşıtı bir siyaset aba üstünden sopa ile dayak yemişten beter edilirken, Türkiye Cumhuriyeti'nde şeriatçı olduğu konusunda binbir emare olan demokrasi ve cumhuriyet düşmanı bir başbakan ve onun partisi bırakınız sorgulanmayı, yere göre sığdırılamıyor! Barlas'ından Altangiller'ine, Oran'gutan'ından Özkök'üne bir bölük cumhuriyet karşıtı AKP'nin yanında saf tutuyor. Ortada darbenin zerresi yokken "Eyvah darbe olacak" çığırtkanlığı yapanların tek amacı A.K.Partisi'nin değirmenine su taşımaktır. Böyle bir çarkı batıda görebilir misiniz? Hadi batı medyası bize önyargılı bakıyor.. Onlar kendi çıkarlarını savunan oryantalistler diyelim. Ya bizim bu kanı bozuklara ne dememiz gerekiyor? Her koşulda AB-D düzenine çalışan bu aymazlar ne zaman bu halkın çıkarları için iki satır yazacaklar?

Tamam anladık, batı işçisi ve sermayesi en azından neyi savunduğunu biliyor! O harika kitap, ismiyle ne güzel de açıklıyor ciltlerle anlatılacak konuyu: "Batı işçisi sömürüye ortak"! Ortalama bir avrupalı için Le Pen, yabancı düşmanı söylemleriyle çok kültürlü, çoğulcu demokratik yapıyı tehdit ederken, ekonomideki ulusalcı söylemiyle de AB-D boyalı basını'nı korkutuyor. Le Pen'in ekonomi politikalarını eleştirmek yerine, doğrudan ırkçı anlayışını hedef almaları manidar değil mi? Bunu kurcalayan kimse oldu mu şimdiye kadar?

Oysa bizde işçi sendikasızlaştırılmış, medya meydanların söylediği gibi "satılmış", Atatürk ve cumhuriyet düşmanlığı AB'cilik maskesi altına "gizlenmiş" (!) durumdadır! AB'cilik oynamakta da amacın aslında AB'ye girmek olmadığı ortadadır. AB'ci olmak ABD'ci olmanın maskelenmiş halidir. ABD de AKP ile bunu gayet iyi kullanmaktadır. Bu konuya da uyanan pek yoktur malesef.. (Olacaktır diye umalım!)

Le Pen 'in çizdiği düşünce portresi Avrupa'nın yabancısı olduğu bir durum değil. Nazik deyimle ''aşırı sağcı'' olarak adlandırılan ırkçı partiler, İtalya'da oyların yüzde 30'una, Avusturya'da yüzde 27'sine, Norveç'te yüzde 15'ine sahip. Nazi partisi kurma yasağı kaldırılsa Almanya'da Hitler 'in torunlarının alacağı oyun oranı yüzde 10'un altında olmaz. Avrupalının ''üstün ırk'' geninin üç-beş kuşakta sona ermesi beklenemez. Bu nedenle bugün avrupa ülkeleri, içlerinden birinde boy gösterecek hareketin ''bulaşıcı'' olabileceğini düşünerek Fransa'ya temkinli bakıyorlar. Fakat belki de A.K.Partisi'nin islamcılığının onlara bulaşmayacağını bildiklerinden, belki de laik ve güçlü bir Türkiye'nin AB için sorun oluşturacağını düşündüklerinden AKP'nin her yağtığına övgüler yağdırıyorlar.

Fransa'da Le Pen'in, Türkiye'de Erdoğan'ın Yükseldiği Ortam:

Geçen yıllarda yılların politikacısı Alman Sosyal Demokrat Lafontaine şöyle diyordu: ''Artık bir ülkede izlenecek politikaların uluslararası finans çevrelerince belirlendiğini herkesin bilmesini istiyorum. Bir ülkede verilecek politik kararları uluslararası finans çevreleri değil, parlamentolar vermelidir.'' Küreselleşmenin yol açtığı ekonomik ve toplumsal çöküşler Almanya ve Fransa gibi ülkeleri etkiliyor; savaşlar doğal olarak sığınmacıların da sayısını arttırıyordu. Le Pen bir bakıma, sisteme karşı hoşnutsuzluğu da sömürdü. Her biri ötekinin kopyası kadar benzer politikalar izleyen sosyal demokrat ve merkez partilerin dışında radikaller öne çıktı.

Diğer bir ilginç nokta ise şuydu: İngiliz yayın kuruluşu BBC, "Le Pen'e oy veren seçmenin yaşının, ortalamanın üstünde, gelirinin de ortalamanın altında olduğuna dikkat çekiyor. Le Pen, özellikle de işsizlerden oy topladı. İşsiz kesimden Le Pen'e giden oyların oranı yüzde 38." Bu Türkiye'de AKP'nin oy profili ile benzeşiyor. AKP ve onun gibi partiler asla istemezler ki Türkiye'de eğitim kalitesi yükselsin, insanlar kitap okusunlar... İstemezler çünkü en önemli beslenme kaynakları ortadan kalkar! 1- Cehalet 2- Yoksulluk. Cehalet sürsün ki, dincilikle cepleri doldursunlar, yoksulluk sürsün ki, 2 çuval kömür 1 çeyrek altınla oy satın alsınlar. Türkiye'de önce Refah Partisi'nin, sonra da AKP'nin yükseldiği dönemlere bakılırsa -dışa kaynaklı- ekonomik krizlerin yaşanmış olması dikkat çeker. O pis kokuyu aldınız mı?

Önemli Bir Benzerlik: Sandıktan kaçış

Fransa'da uzun yıllardır ilk kez solun ikinci tura aday çıkartamadığı 2002 cumhurbaşkanlığı seçimleriyle, bizdeki 2002 genel seçimleri seçime katılım oranları açısından da benzeşiyor. Fransa 5. cumhuriyet tarihinin en düşün katılımına sahne olan seçimler sonrasında anti-demokrat Le Pen sürprizini kısa sürede bertaraf ederken, biz malesef 5 yıldır katlanıyoruz. Bir de bu yetmezmiş gibi, oldu bitti ile üzerine 7 yıl daha koymak adına ülkenin çivisini çıkarttılar. Bir yanda, seçilme hevesindeyken kazın ayağının öyle olmadığını gören Le Pen, diğer yandan Laik Cumhuriyet'i kaz gibi yolmaya çalışan AKP!

Sokak artık politikada ciddi bir aktör olarak hesaba katılmak zorundadır.

Fransa 2002: "Sonuçları yorumlayan Fransızlar, ya utandıklarını söylüyorlar ya da ''uyanmanın tam zamanı'' diye konuşuyorlar. Bundan sonra Fransa'da politikanın başka türlü yürüyeceğini, muhalefetin parlamento dışına kaydığını söyleyenler de epeyce kalabalık. Fransa'da ''parlamenter demokrasi'' yi zor günler bekliyor da diyebilirsiniz. Hemen seçimlerin ertesinde sokağa çıkan on binlerce Fransız, özellikle de gençler, bir sokak muhalefetinin ilk işaretlerini verdiler. Faşist adayın 2. tura kalmasını protesto için düzenlenen gösteriler artarak sürüyor."

Fransa'da çoğunluk demokrasiyi özümlemiş ve benimsemiştir.

Fakat 14 Nisan'da Tandoğan'dan başlayarak yurdu saran miting dalgası açıkça gösteriyor ki; Türk halkı, devrimleri her ne kadar yüzyıllar süren sınıf mücadelelerinin sonunda kazanmamış dahi olsa, rejime ve demokrasiye sahip çıkma bilinci açısından asla Fransızlardan geride değildir. 14 Nisan, 29 Nisan ve 13 Mayıs mitingleri sadece Türk siyasi tarihinin değil, dünya demokrasi tarihinin altın harflerle yazacağı ölümsüz şölenler olarak anılacaktır: Türkiye 2007!

Fransa ve Avrupa nasıl bir anti-demokratı kovaladıysa, Türkiye'de Erdoğan'ı kovalamayı, rejimi korumayı bilecektir! Fransa Le Pen'i seçme utancından kurtuldu, Türkiye'de 2007'nin 22 Temmuz'unda AKP utancından kurtulmalıdır.

 

Demir BÜYÜKÖZKAN

Bu e-posta adresini spambotlara karşı korumak için JavaScript desteğini açmalısınız
Bu e-posta adresini spambotlara karşı korumak için JavaScript desteğini açmalısınız

Yorum ekle

Güvenlik kodu
Yenile