S
özlük: İrtica: (a. Rücu’den) Geri dönme, eskiyi isteme (XX. Yy.)Mürteci: Geriye dönmek isteklisi (Fransızca “Réactionnaire” karşılığı)
Son günlerin en ilgi uyandıran haberi çocuklara namaz kılmayı öğreten Örümcek adam!
(Örümcek adam namaz öğretiyor! Bu cümleyi tekrar tekrar okumak bile bendeki şaşkınlığı gideremedi. Bunun bir asparagas olduğunu, eşek şakası olduğunu düşünmek istedim. Malesef şimdilik bir tekzip haberi duymadık.)
Diyanet İşleri Başkanlığı’nın hazırladığı bu dahiyane uyarlamada Örümcek adam evladımız, namaz vakti gelince “örümcek hisleri” zil çalan, kötülerle savaştıktan sonra dini sohbetlere katılan (sanırım tekkeye gidiyor, şeyh’i Superman’dir belki de..) ve kendisini model alan çocuklara ahiret nasihatlerinde bulunan bir kahraman olarak yeniden yaratılmış.
Diyanet İşleri Başkanı ise yaptığı açıklamada şunları söylemiş: “Çocuklarımızın ilgisini çekecek bir namaz kitabı düşünüyorduk. Bunun için sevilen bir çizgi kahraman olan Örümcek adam’ı kullanma fikri bize uygun geldi. Biliyorsunuz ‘Örümcek’, mağaranın girişine ağ örerek müşriklerin girmesine engel olduğu için İslam dünyasında ayrı bir yeri vardır.”
Burada elbette Diyanet İşleri Başkanlığı’nın irticai faaliyetler içinde olduğunu söylemek istemiyoruz. Böyle bir ihtimali düşünmek dahi istemeyiz. Ancak olayda dikkatleri çekmek istediğimiz iki nokta var.. Bunlardan ilki, yozlaşmanın artık son raddesine ulaşmış olduğumuzdur. İkincisi ise bu olay üzerine, dinsel otoriteleri kendilerinden menkul bir takım islami (!) yazarın getirdiği yorumlardır.
İşin en berbat yanlarından biri, her geçen gün yaratıcılıktan uzaklaşmamız ve batıya göbekten bağımlı, taklitçi bir ulus olmamızdır. Çocuklar bizim çocuklarımız, din bizim dinimiz, oysa ki çocuklarımıza dinlerini öğretmek için kullandığımız karakter batı kapitalizminin idollerinden birisidir.
Bundan daha acı ne olabilir? Bir toplum nasıl bundan daha çaresiz olabilir?
Hadi anladık.. Artık durumu kabullenmiş gibiyiz; izlediğimiz televizyon dizileri uyarlama, mutfağımız fast food, dilimiz yarı ingilizce, okuduğumuz kitaplar dinlediğimiz müzikler hep aynı elden çıkma..
Ancak iş buraya geldiyse, dinciler bile durumu ancak “bir süper kahramanın Şafi mezhebinden olmasının daha uygun olacağı” ya da “giydiği kostüm nedeniyle alnının yere temas etmediği için kıldığı namazın kabul olmayacağı” düşüncesiyle değerlendiriyorlarsa.. Söyleyecek söz kalmamış, Nihat Genç’in gündüz vakti elinde fenerle aradığı samimi ve sadık mümin yitip gitmiş demektir.
Gericiliğin doğası..
Bu noktada gerici ve gericilik kavramları üzerine eğilmek gerekiyor.
Tarih ve uygarlık her zaman doğrusal bir şekilde değişmiyor. Toplumsal gelişme ve değişmeler, belirli bir zaman ve mekan içinde değerlendirildiğinde, tarihsel olarak sonradan olan her zaman çağdaş, önceden olan da geri/ci olmuyor. Dolayısıyla doğruyu ve gerçeği ararken öncelik verilmesi gereken şey, tarihin gel-gitlerinde yaşanan biricik olaylar değil, düşüncenin (kavramların) tarihsel evrimidir. Örnek olarak, “İnsan hakları” kavramının geçen yüzyıldaki serüvenini verebiliriz. İkinci dünya savaşı sonrasında şekillenen yeni dünyada, hem Sovyetlere karşı kullanılmak istenen bir koz olarak, hem de oluşan yeni hegemonik post-kapitalist siyasetin tüketim/kitle kültürünün bir araç olarak elinde bulundurduğu insan hakları kavramı ve siyaseti, henüz 50 yılını doldurmadan uygulamada değerini ve etkisini yitirdi. Batı, ekonomik çıkarları gereği bu kavramı neredeyse her on yıl farklı açılardan yorumladı, eğdi, çekti, büktü.. Fakat bize, bizim gibilere faş/oryantalist bir söylemle dayattı durdu. Geldiğimiz nokta, batının çıkarları için, küresel terör tehlikesi (!) işaret edilerek, tüm dünyada insan haklarının ve düşünce özgürlüğünün kısıtlanması oldu.
Son yüzyılda batı emperyalizminin kullandığı bir yöntem olarak, düşünce dünyasını “kendi konumuna göre” kavramsallaştırma ne kadar geçerli ise, gericilik/muhafazakarlık üzerinden siyaset yapmak da o denli geçerli ve gerçektir. Bir yandan “az gelişmiş”leri, gelişmekte olan diye avuturken, diğer yandan onların kendilerini geliştir(e)memeleri için elinden geleni yapmaktadır. Özgür dünyanın efendileri, az gelişmiş ülkelerde özgür düşüncenin sözcüsü kesilen uşaklarını her zaman korumuşlardır, koruyacaklardır. Uşaklarda efendilerine sadakatlerini ülkedeki gerici takıma destek çıkarak göstermekte, küresel oyuna katılmaktadırlar.
Bu çerçevede gerici yalnızca eskiyi özleyen nostaljik bir figür olmaktan öte, kapitalist paylaşım savaşının üyesidir. Gericinin bu durumun farkında olup olmaması gerçeği değiştirmez. Aklın, bilimin, ahlakın ve bağımsızlığın yönetiminde olmayan her düşünce bu hedefe hizmet etmekten kurtulamaz.
Gericinin doğası din maskesini takıp gerçeğe, geleceğe yüzünü dönmektir, panzehiri de akıl ve bilimsel düşüncedir. Bilimin ve özgür düşüncenin ülkemizdeki kurucu ve koruyucuları ise Kemalist’lerdir. AB’nin, ABD’nin ve işbirlikçilerin *****huriyetin kurucusu, büyük önder Mustafa Kemal Atatürk’ü bir türlü içlerine sindirememelerinin nedeni de öngördüğü bilime dayalı, ilerici, halkçı,bağımsızlıkçı toplumsal ve siyasal yapılanmadır.
Örümcek kafalı Örümcek adam, İslamcılar, ve Üniversitelerimiz..
Mürit Örümcek adam’ın Şeyh’i olarak Batman’i mi düşünüyorlar bilemeyiz.. ancak şu açıkça görünüyor ki, bütün bu zırvalıkların çözümü ulusalcı bir iktidar olduğu kadar aydınlanmacı üniversitelerimizdir. Ne ilginçtir ki, gerici takımı son zamanlarda üniversitelerimizi diline doladı. Her tartışma platformunda (!) üniversitelerin dünya standartlarının çok gerisinde olduğu, ilk 500 içerisinde (1.000 diyenlerde var) tek bir Türk üniversitesinin bulunmadığı propagandası yapılır oldu. Sanırsınız ki, Soros’un çanağını yalayan liberallerin destek çıktığı bu mürteci ayak takımı, gerçekten bilime ve bilim düşüncesine gönülden bağlı! Sanırsınız ki, hoca efendi’leri misali, bir gözü-bir burun deliği iki çeşme zırlayan bu zat-ı muhteremler “fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür” kuşaklar yetişsin istemektedirler.
Nedendir dersiniz? Yoksa...
Üniversitelerimiz, rejime yönelik sistemli ve sürekli saldırıların farkına vardıklarından beri cumhuriyetin temel değerlerini savunmak konusunda öne çıkmaya, sorumluluk almaya başladılar diye olmasın?! Rektörler, dekanlar, profesörler neredeyse her öğretim yılı açılışında laikliğe vurgu yapar, rejime yönelik saldırılara dikkat çeker oldular. Aynı konu üzerine, üniversitelerden daha önce harekete geçen cumhurbaşkanı, ordu ve yargının uyanıklığı da mürtecilerin fena halde canını sıkıyor olmalı.
Önceleri sahte sivil tarihçiliğin karşı-propagandasıyla başlayan işbirlikçi/irticai demagoji, şimdilerde insan hakları, demokrasi ve “AB uyum süreci” teraneleriyle amacına hizmet etmeye devam ediyor. Tabi liberal tosuncuklarda aportta bekliyor güncel soruya cevap vermek için;
- İrtica var mı?
- Nereden çıkartıyorsunuz efendim bunları! Küreselleşen dünyamızda.. Falan filan fişmekân..
Peki nedir şu irtica, gerçekten var mı?
- Valla ben bilmem! Ulema’ya soralım!
Demir Büyüközkan
Bu e-posta adresini spambotlara karşı korumak için JavaScript desteğini açmalısınız



