Kemalist Politika

Politikanın Merkezi

Son Güncelleme06:41:21 AM GMT

CHP’li seçmenin görevi!

E-posta Yazdır PDF

chp-kemalkSon zamanlarda her birimiz hayatın günlük akışına kaptırdık kendimizi gidiyoruz. Akıntı bizi sürüklüyor ya nasılsa, bu yüzden rahata alıştık!

Gündemi çok takip etmiyoruz, etsek de eskisi gibi önemsemiyoruz. Dinlenmek, biraz köşeye çekilmek güzeldir elbette, ancak hatırlamamız gereken bir gerçek var; 145 gün kaldı Türkiye’nin -iyi ya da kötü- bir kırılma yaşamasına!

Seçim sandığına 145 gün kaldı!

***

Ateşli sözlerle ülkenin kurtarıldığı, gerekenlerin bir çırpıda yapıldığı dost meclislerinin vazgeçilmezidir; parti örgütünü, genel merkezi ya da medyayı suçlamak!

Eksiklikler yanlışlıklar hep başkalarından kaynaklanır! Ya da "Dış mihraklar bizlerin bir şeyler başarmasını engelliyordur" gibi...

Bahanenin olduğu yerde başarı olmuyor olmuyor! Hiç kimse “ben görevimi ne kadar yaptım?” diye sormuyor kendine!

Genel Merkezin söylemleri politikaları, il-ilçe örgütlerinin etki güçleri sınırlı. Evet, böyle olmamalı belki ama sınırlı.

Peki ya seçmenin etki gücü?

22 Temmuz seçimlerinden birkaç gün sonra; “Kendimizi küçümseyip yılmayalım! Bu sonuçlar gösteriyor ki her beş kişiden biriyiz! Her mahallede, her apartmanda varız! Görev bizlere düşüyor!” demiştim.

Tekrarlıyorum. Tekrarlıyorum ki kaybettiğimiz özgüven, çalışma hırsı iktidar arzusu geri gelsin!
Dostlarım, akrabalarınızdan çalışma-okul arkadaşlarınızdan hiç mi kararsız olan yok? Hiçbiri mi size “ülkeyi kim düzlüğe çıkarır?” diye sormadı?

Yanıtınız evetse sizin de şimdiye kadar çok ihmal ettiğiniz büyük bir göreviniz var demektir!

***

22 Temmuz seçimleri sonuçları büyük etki yaratmıştı. %47  -Yaklaşık iki kişiden birisi - yuvarlamasından sonra yakın çevreniz size mutlaka sormuştur “Sen de mi oy verdin yoksa” diye? Bu geyikler sürerken, Deniz Baykal bir televizyon programında “AKP seçmeni “Ben AKP’ye oy verdim” diyemiyor, kendilerini gizliyorlar” demişti.

Şimdi durum öyle mi? Dikkatli inceleyin çevrenizi. Hal ve tavırlarından, giyiminden kuşamından, sakalından zaman zaman da güncel olaylara getirdiği yorumlardan o insanın ne kadar “sıkı” bir AKP’li olduğunu anlayacaksınız!

Bu insanlar önce masumane oy verdiler, sonra oy verdikleri partinin zihniyetini yavaş yavaş edindiler! (1)

Çağdaş demokrasilerde insanlar, sınıfsal konumları doğrultusunda bir partiye oy verirler. Bizim ülkemizde ise, önce bir partinin (liderin olarak anlayınız) sempatizanı olunur sonra o partinin ideolojisini benimser.

Ve aynı retorik papağan gibi tekrar edilir.

İşte bu nedenledir ki, AKP’yi savunmaktan çok CHP’ye kin kusacaklardır. İlk sözleri de CHP Genel Başkanı’nın başbakanlık yapamayacak biri olduğu, "işi(ni) bilmediği" vs. eleştirileridir ve bu genel başkan İnönü olsa “sağırdır”, Baykal olsa “hırçındır, halktan kopuktur”, Kılıçdaroğlu olunca da “sessizdir” onlar için!

Sorun hırçınlıkta veya sessizlikte değil!  Sorun CHP’de!

Seçmen boyutunda durum böyle ve bu zihniyetin kaynağı yukarda. İşte henüz altı ay varken AKP Şanlıurfa milletvekili çıkıp bildik demagoji yapmaya başladı bile; “Bu seçim AK Parti ile derin devlet arasında bir seçim. Bu seçim AK Parti ile faili meçhulü işleyenler arasındaki bir seçim. Bu seçim Cumhuriyet tarihinin en büyük seçimi bunu herkes bilsin.” (2)

Gel de anlat “derin” olmadığını…

***

“Cehalet hep aynı şeyi söyler… Bilmediği bir şey varsa, onun saçma olduğunu söyler.” diyor Tolstoy ve ne kadar da haklı!

İster milletvekili olsun, ister sade bir seçmen, onlara gerçeği anlatmak gerçekten zor! Yukarıda bahsettiğim gibi bir parti kitleleri değiştirdi. “Deneme” amaçlı oy verenler şimdi onlar gibi düşünüyor, giyiniyor ve davranıyor.

Kısacası “dışarıda” kalmamak adına her şeyi yapıyor!

***

21. yüzyılda bir ülkede demokrasi uygulanırken bir parti sürekli, halkın ve gençlerin siyasi cahilliğini kavramlara ve siyaset bilimine hakim olamayışını kullanıyor.

AKP-Derin devlet demagojisi vb. yöntemler şiddetlenerek, medyayı arkasına alarak sürecek, seçim yaklaştıkça da bizzat Başbakan “Ekmeği karne ile dağıttınız” “Halkı benzin kuyruklarına soktunuz” diyecek!

Ve siz istediğiniz kadar yazıp söyleyin araştırın ispat edin yüzlerine vurun gerçeği, sorgulayın, malum kitleler size inanmayacak! (3)

Malum kesimin bize inanması gerektiğine inanır ve bunu nasıl sağlarız derdine düşersek “eksen sapması” kaçınılmaz olacaktır! Bunun sonucu, ülkeyi tabela seçimine götürür ki o zaman demokrasinin “Ruhuna Fatiha” okumak kalır bize!

Sözü çok da uzatmaya gerek yok; Günümüz Türkiye’sinde gizli saklı bir şey kalmadı. Herkes amacını açıktan söyler, ve bu amaçla çalışır oldu.

Ayrılıkçıların çalışmaları…

Şeriat’ın ayak sesleri…

Ya biz?

Amacımız nedir biliyor muyuz? Nasıl bir Türkiye düşlüyoruz? Biliyorsak neden diğerleri gibi yüksek sesle dile getiremiyoruz?

Kendimiz mi, yoksa ümidimiz mi yüreksiz? (4)

***

AKP milletvekilinin dikkat çektiği gibi bu “en önemli seçim” öncesi medya aracılı olsun olmasın her ortamda yürütülen ve kesinlikle karşımıza çıkacak olan CHP’yi karalama kampanyasına karşı koymamız gerekiyor.

Neden mi? Malum kesim ülkemizin bir numaralı sorunu olarak CHP’yi görüyor çünkü en büyük ve aslında “tek büyük” engel CHP var artık! Bu nedenle tepedekiler her fırsatta saldıracaklar, Akplileşenler de her fırsatta her ortamda inanılmaz bir baskı kuracaklardır. İşte bu noktada CHP’li seçmenlere büyük görevler düşmektedir. Dikkatli olun, çıkıp karşımıza AKP’yi savunmayacaklardır.

Ama çıkıp CHP’yi ve Kılıçdaroğlu’nu karalayacaklardır!

İşte bu noktada ideolojimizin, partimizin ve liderimizin arkasında dimdik durabilecek miyiz?
İki nedenden ötürü durmalıyız; birincisi bu ülke malum kesimden oluşmuyor. Elbette bu ülkenin aydınlık çağdaş yüzleri var.

Ancak 21.yy Türkiye’sinin acı gerçeğidir ki sağa sola bulaşmak istemeyen, “Kimden ne duyarsa inanacak” apolitik öğrencileri, işçileri, köylüleri var. Hedef kitle onlar! Yaptıkları karalamalara karşılık vermez sessiz kalırsak eğer, bu kesimler onlara inanacak ve nihayetinde geniş bir halk desteği alacaklardır.

İkincisi; “Ülkemizin yüz bin doçenti doktoru üniversitelerde konuşamıyor, yüz bine yakın bilgisayar uzmanı bankacısı müfettişi mimarı mühendisi devlet kadrolarında konuşamıyor on binlercesi büyük patronların tezgâhlarında çalışıyor ve bir on bine yakını da büyük medyanın TV ve gazetelerinde yazıyor onların diline hizmet ediyor geriye konuşacak büyüyü çözecek kitlelerin donmuş beyinlerini açacak kim ve kaç kişi kalıyor?” (5)

Geriye sadece sizlerin-bizlerin kaldığını söylemek hata olmaz! Elbette genel merkez, örgütler işini doğru yapacak. Bizler de her platformda sık sık karşılaştığımız demagojilere, karalama çabalarına sessiz kalmayacağız! Tepki göstereceğiz!

Toplumsal direncin önemi yadsınamaz. İnanıyorum bu süreç bizi iktidara, Türkiye’yi aydınlık yarınlara taşıyacaktır.

Bu süreci başlatacak olan bizler kim miyiz?

Deniz Baykal’dan dinleyelim:

“Değerli arkadaşlarım ben sizlere baktığım zaman, sizlerin şahsında Türkiye'de dünyada ilk kez emperyalizme karşı bir mücadeleyi, ulusal kurtuluş mücadelesini başarıya ulaştırmış olan insanları görüyorum. Sizler o zaman belki doğmadınız bile, o zaman belki hiçbiriniz yoktunuz. Ama hiç önemli değil hiç önemli değil. Ben bugün en genç Cumhuriyet Halk Partili kardeşime bakarken bile onu Mustafa Kemal'in yanında ulusal kurtuluş savaşı veren bir insan olarak görüyorum. Sizlere baktığım zaman ben, Sevr Antlaşması'nı imzalayanları değil, onları yırtıp atanları Lozan'ı yapanları görüyorum.

Ben sizlere baktığım zaman dünyanın en güç döneminde ulusal bağımsızlığını gerçekleştirip, çağdaş bir devlet oluşturma doğrultusunda çok büyük çabalar harcamış o büyük Kuvayi Milliyecileri görüyorum. Atatürk devrimcilerini görüyorum, Türkiye’yi çağdaş bir ülke haline getirebilmek için yasa yapanları, kurum yapanları, ifşa ortaya koyanları görüyorum. Köy enstitülülerini kuranları görüyorum, halk evlerini kuranları görüyorum, eğitim hamlesi yapanları görüyorum, Medeni Kanunu'nu kabul edenleri görüyorum, kadın-erkek eşitliğini gerçekleştirenleri görüyorum, Türkiye'yi yoksul Türkiye'yi ayağa kaldırmak için büyük ekonomik atılımlar planlayanları görüyorum. Anadolu’yu dört taraftan demir ağlarla örenleri görüyorum, onları planlayanları görüyorum, o demiryollarını döşeyen işçileri görüyorum, TÜRKİYE'NİN BAĞIMSIZLIK RUHUNU GÖRÜYORUM." (6)

Aydınlık günlere!

Halil İlhan Aydoğdu
Kemalist Politika
Afyonkarahisar Temsilcisi

Dipnotlar:
1-3-5- Nihat Genç - “Ağızdan Kapılan Laflar”
2- http://haber.gazetevatan.com/2011-secimi-ak-parti-ile-derin-devlet-arasinda/351585/9/Siyaset
4-Mehmet Akif Ersoy- “Atiyi Karanlık görerek azmi bırakmak”
6-Deniz Baykal-2005 CHP Kurultayı Konuşması

Deniz Baykal'ın konuşmasının devamı:
"
Ben sizlere baktığım zaman, çağdaş Türkiye Cumhuriyeti'ni bu dünyada bu coğrafyada ilk kez bir Müslüman toplumun demokratik bir atılım yapabileceğini kanıtlamış olan insanları görüyorum. İslamiyet’in kutsal bir inanç olarak her birimizin inancında yüreğinde bendinde ruhunda bir yanda yaşarken, bir yandan da kadın-erkek eşitliğini bir yandan da demokrasi anlayışını bir yandan da laik devlet düzeninin bir arada gerçekleştirebileceğini ortaya koyanları görüyorum.

Türkiye'yi demokrasi'ye taşıyanları görüyorum. İktidarını halk oy vermedi diye gönül huzuru ile "benim iktidarda olup olmamam önemli değil, yeter ki Türk halkı neyi isterse o olsun, kimi isterse o iktidar olsun" diye büyük bir alçak gönüllülükle Milli Mücadele ile geldikleri iktidar noktasından elinde çantası, şapkası ve paltosuyla ağır ağır yürüyerek Çankaya'dan aşağı inerek İsmet Paşa'yı görüyorum, arkadaşlarını görüyorum.

Sizler busunuz değerli arkadaşların, bilin busunuz. Hiçbiriniz yaşamadınız belki bu günleri, hiçbiriniz o günlerde hayatta değildiniz belki ama hiç önemli değil hiç önemli değil. Siz Atatürk’sünüz, siz İsmet İnönü'sünüz, siz Türk devrimi'nin şanlı, onurlu geçmişisiniz.

Türkiye'yi Türkiye yapanlarsınız. Demokrasiyi gerçekleştirenlersiniz, Türkiye'de emeğin hakkını koruyacağım diye ortaya atılanlarsınız, emek diye ilk kez konuşan insanlar sizsiniz, sendika diyen insanlarsınız, demokratik sol diyenlersiniz, sosyal demokrasi diyenlersiniz. Böyle söylediğiniz için "Moskova'ya Moskova'ya" diye tepki gösterilenlersiniz. Sosyal demokrasinin vatanseverlik olduğunu, sosyal demokrasinin inançlara saygı göstermek olduğunu, sosyal demokrasinin emeğe saygı göstermek olduğunu, hukuka saygı göstermek olduğunu ilk Türkiye'ye öğretensiniz öğreten.

Ve siz 12 Mart'ta cezaevlerinde hesap vermeye çağırılanlarsınız,12 Eylül'de Zincirbozanlara sürülenlersiniz, Merkez Komutanlığı’nda gözaltına alınanlarsınız, siz Türkiye'de Atatürk ilkelerine, sosyal demokrasiye inandığınız için hizmet ettiğiniz okuldan bambaşka yerlere sürülen insanlarsınız, işlerine son verilenlersiniz, ekmeğiyle oynanan insanlarsınız, haksızlığa maruz bırakılanlarsınız, mağdur olan insanlarsınız, demokrasi mağdurusunuz, onur mağdurusunuz, şeref mağdurusunuz, inanç mağdurusunuz.

Sizlere baktığım zaman ben bunları görüyorum. Türkiye’nin onurlu tarihini görüyorum, şerefli tarihini görüyorum. Türkiye’nin özünü görüyorum. Türkiye’nin onurlu geçmişini görüyorum.

Sizler 1 Mart'ta iş başındakiler 65.000 yabancı askeri getirip Türkiye'nin en hassas coğrafyasına yerleştirmeye kalktığı zaman, Türkiye’yi bir kardeş kavgasına sürükleyebilecek olan yanlışlıkları yapmaya başladığı zaman "olmaz öyle şey" diyen, buna karşı çıkan, Türkiye'yi terör bataklığına sürüklenmekten alıkoyan insanlarsınız, onlar sizsiniz sizsiniz. Her biriniz o gün parlamentodaydınız, her gün o kalkan ellerin içinde siz de vardınız.

Sizler sadece Türkiye'nin onurlu geçmişi değil, sizler Türkiye'nin aydınlık geleceğisiniz, aydınlık geleceğisiniz. Türkiye’nin yarınısınız, Türkiye’nin gelecekteki aydınlık günlerinin sahibi ve gerçekleştiricisi insanlarsınız.”

Deniz Baykal

Yorum ekle

Güvenlik kodu
Yenile