Suikast, iktidar ilişkilerini değiştirmek amacıyla çok eski zamanlardan bu yana kullanılagelen bir eylem biçimidir. Aristokratik iktidar yapılanmalarından, hanedan ilişkilerine, parlamenter demokrasilerden diktatörlüklere kadar hemen her yönetim biçiminde rastlanır-yaşanır…
Suikastların hedefinde dört belirgin amaç saptanır: Birincisi ve genellikle rastlananı “iktidar ilişkilerini” değiştirmektir. Daha açık söylersek, yönetsel iradenin “el değiştirmesi” amacıyla tertiplenir. Amaç “ortadan kaldırmak”tır.
İkincisi de ortadan kaldırmayı amaçlar; bir düşünce liderinin, toplumda kitleleri yönlendirebilen bir unsurun yok etmeyi amaçlayan suikastlardır. Bu durumda genellikle çıkar ilişkilerini bozucu etkisi olan bir siyasi parti lideri, bir yazar, bilim adamı, düşünce insanı veya genel anlamda siyasi önderlik gücü olan karizmatik bir kişilik suikasta kurban edilebilir.
Bu ikisinin birlikte amaçlandığına da rastlanır.
Üçüncüsü ise, “kaos” ortamı oluşturmak ve toplumsal kargaşadan yararlanarak siyasi ilişkileri temelden değiştirmeyi amaçlamaktadır. Dördüncüsü, kitlelere tersten bir “hiza” çizilmek için yapılır.
“İktidar ilişkilerini” değiştirmeyi amaçlayan suikastlara tarihten bolca örnek verebiliriz: Roma Devletinde Sezar’ın öldürülmesi, iktidardaki yönetimin “el değiştirmesi”ni amaçlamaktaydı. J.F. Kennedy’nin öldürülmesi de Amerika’daki derin devletin, devlet politikasına beklenin dışında bir “rota” çizmeyi amaçlayan “devlet başkanını” ortadan kaldırmak amacıyla gerçekleşmişti. Sistem aynı kalmış, kişiler değiştirilmişti.
En çok rastlanan suikast biçimi ikinci tip suikast biçimidir. Aydınların-yazarların öldürülmesi, sermayenin çıkarlarını bozan sendika liderlerinin katledilmesi, siyasi iradesini ve lideri olduğu partisini halkın çıkarları için kullanan parti başkanlarının öldürülmesi bu gruba girer. Etki gücü yüksek “bu toplum önderlerine” yapılan suikastlar, sabotajların fayda getirmediği durumlarda gerçekleşir. Tarih, bu coğrafyanın aydınlarının-önderlerinin katledilmesine çokça tanıklık etmiştir. Adını saymakla bitiremeyeceğimiz yurtseverlere uygulanan suikast, “ışık saçan” yaratıcı güçleri ortadan kaldırır. Uğur Mumcu’nun yüksek şahsında katledilen devrimcilerimizi anıyoruz.
“Kaos” ortamı oluşturma amaçlı suikastlar de sıkça uygulanan yöntemlerden biridir. Özellikle 19. yüzyılın sonu ve 20 yüzyılın başında öncülüğünü İtalyan Anarşistlerinin yaptığı bir yöntem olarak, belirlenmiş isimlerin suikastlarla ortadan kaldırılmasını kapsar. Amaç “oluşacak kargaşa ve kitlesel hareketlilik yoluyla, kapitalist sömürüye karşı halkın geniş kitlelerinin uyanmasını” sağlamaktır. Siyasi anlamda kitlelerin dikkatinin çekilmesinin bir yolu olarak düşünülen bu yöntem, özellikle yoksul kitleleri iktidar karşıtlığında bir kalkışmaya itelemek için organize edilir. Kaos-bunalım ve politik devrim bileşkesine yönelik önce kuramsal sonra pratik anlamda tezgâhlanan bu düşünce beklenen etkiyi göstermeyince terk edilmiş, ancak suikast bilinci siyasi bir yöntem olarak yer edinmiştir.
Son suikast biçimi, kitlelere hiza çizme amacını taşır. Bir tür “yıldız parlatma” gayreti açık seçik gözlenir. Ya yıldızı parlatılacak “bir siyasi kişilik ya da aydın” tespit edilir ve “göstermelik bir suikast” organize edilir ya da yine “yıldızı parlatılacak bir siyasi düşüncenin önde gelen temsilcilerinden biri öldürülür.” Her iki durumda da dikkatler belirli bir odağa toparlanmış olunur. Kitlelerde öldürülmek istenen ya da öldürülen kişinin “çok önemli biri olduğu için öldürüldü” düşüncesinin oluşturulmasına gayret edilir. Böylelikle siyasi şekillenişte halkta oluşacak tepki “oy”a dönük bir ranta dönüştürülür. Tepki, oy, rant… sağ siyaset komplolarının, CIA tertiplerinin bilindik sonuçları!
Kuramsal açıklamaya daha fazla devam etmeden Başbakan Yardımcımız Bülent Arınç ile ilgili olan “suikast dedikodusu”na gelelim. Bülent Arınç, politik bir kuramın “oluşturucusu” değil bildiğimiz kadarıyla… ya da yine bildiğimiz kadarıyla “çıkar ilişkilerini bozan” bir direncin merkezinde de durmuyor. Ne sermayenin sömürüsüne ne emperyalizmin Irak’ta Müslüman kadınlara tecavüz etmesine karşı bir söylemini-eylemini işittiğimiz olmadı. Ya da bir yazar değil, kitleleri etkileyebilecek bir yaşam felsefesinin izlerine de rastlayamadık. Tabi AKP’nin en önemli isimlerinden biri olduğu kuşku götürmez ve “dini siyasete alet etme konusunda” uzmanlığı olduğunu hiçbir biçimiyle inkâr edemeyiz. Ama heyhat hangi bedbaht bu iki özelliğinden dolayı Arınç’ı ortadan kaldırmak isteyebilir!
O zaman geriye bir “olasılık” kalıyor, o da Arınç’a ait özel bir yetenek ve kimsenin sahip olmadığı özel bir aletin varlığı… Bülent Arınç’ın 2007 seçimleri öncesinde özellikle Cumhurbaşkanlığı seçimi tartışmaları sırasındaki politik etkisini bilmeyen yok.
Biliyoruz ki Arınç, günümüzde kimsenin elinde olmayan bir ölçüm aletine sahip, bir insanın ne kadar “dindar” olup olmadığını anlayabilecek özel bir alete ya da kişisel insanüstü özelliğe sahip tek kişi. Oysa İslam inancına göre bu yalınkat biçimde yaradana yani “Allah”a ait bir özellik… Ama Arınç bir istisna… Arınç’ın elindeki alet, örneğin eski Cumhurbaşkanımız Ahmet Necdet SEZER’in “dindar” olmadığını ölçmüş ve ABDullah GÜL’ün de gayet “dindar” biri olduğuna karar verebilmiştir.
Belki de suikast düşüncesi, bu “aleti” ele geçirmek amacıyla planlanmış veya düşünülmüş olabilir. Bu son söylediğimiz olasılık eğer gerçek değilse, geriye tek bir seçenek kalıyor…
O da feri gitmiş, apoletleri sökülmüş, AKP içindeki karizması silikleşmiş birinin “yıldızının parlatılmasını” amaçlayan komik bir kumpas olduğunu işaret ediyor bize… Bu milli görüşün eskiyen gömleğinin yerine ABD’nin en “kaliteli” kumaşından biçilmiş gömlekleri giyen büyük insan-başbakan yardımcımız Bülent Arınç’ın “yıldızının partalılması”nı amaçlayan bir kumpas!
Diyoruz ki aman Arınç ölmesin-öldürülmesin! Günü gelip de öldüğünde nice değerli insanımız hatırlanır, yad edilir, kahraman olur “değeri anlaşılır”… O yüzden Arınç’ın yaşaması en büyük dileğimiz. Bu saatten sonra modası geçmiş siyaset biçimlerini dillendirenlerin ve Anadolu ve Ortadoğu Coğrafyasını ABD emperyalizminin taslaklarında yazılı olan “ılımlılığa” mahkûm edenlerin ne “yıldızının parlatılmasına” ne de onları daha fazla iktidar koltuklarında görmeye tahammülümüz var.
Ölüm Allah’ın emri ama suikast değil…
Hatay Devrim
Bu e-posta adresini spambotlara karşı korumak için JavaScript desteğini açmalısınız



