Kemalist Politika

Politikanın Merkezi

Son Güncelleme03:46:10 PM GMT

Köy Enstitülerinin Politik Analizi

E-posta Yazdır PDF

Toplumda Kastlaşma ve Devrimci Eğitimin İşlevi

Devrimler, kendilerinden önceki eşitsizlikleri giderdikleri, toplumsal yapının gerici unsurlarını tasfiye ettikleri ve üretim ilişkilerini bir üst aşamaya taşıdıkları müddetçe anlamlıdır. Cumhuriyet Devriminin müdahale ettiği alanlardan biri olarak eğitimde gerçekleştirilen dönüşüm, Türkiye’de, Osmanlı’dan miras kalan toplumsal yapıyı dönüştürmenin aracı olarak düşünülmüştür. Köy Enstitülerinin bu dönüşümün tasarlanmasında ayrıcalıklı bir yapısı vardır; Enstitüler Kemalist Devrimdeki kökleşmenin sosyal boyutunu oluşturmaktadır.

Devrimin lider kadrosu ve “gerçek aydınlar” Cumhuriyet döneminin hemen tamamı boyunca köy toplumu ve Anadolu köylüsünün geri kalmışlık ve feodal köhnemişlik içinden çıkartılması-eğitilmesi için uygun çareler aramaya koyulmuştur.

Anadolu Köylüsünün destansı bir çilesi vardır; “onlar”, yüzyıllar boyunca savaşan insan kaynağını yetiştirmenin yanında, ülkenin “tek gerçek üretici gücünü” de oluşturmuştur. Üretici güçlere verilen önem her devrimin temel niteliklerinden biridir. Devrim, üreticisine sahip çıkmaya 1923 İzmir İktisat Kongresi üzerinden başlamıştır, köylüyü köleleştiren “aşar” kaldırılmıştır.

Atatürk’ün Öngörüsü

Köy Enstitüleri, Atatürk yaşarken kurulabilmiş değildir, ancak, Atatürk’ün talimatıyla, köyün gerçeklerine uygun bir eğitim arayışı için araştırma yapan komisyonların raporu üzerine olgunlaşmıştır. Enstitülerin mimarlarından Tonguç, bu komisyonların üyelerinden biridir.

Köy Enstitüleri bir çözüm arayışının “özgün” sonucudur: Öğretmen okullarında yetiştirilen öğretmenler köylere atanmakta ama köyde kalmayı reddetmektedir. Bunun yerine, köylüyü “köylünün öğretmeni” yapma düşüncesi süreç içinde olgunlaşmıştır. Enstitüler, bugünlerde dahi uygulanmakta ciddi sıkıntı çekilen “yaparak-yaşayarak” öğrenme anlayışını hayata geçirebilen ve “kendi yaşamından sorumlu” olma bilincini inşa eden tamamen özgün bir sistemin adı olarak tarihe geçmiştir.

Ancak Köy Enstitülerinin tek önemi, eğitim sisteminde devrim yaratan özgün bir organizasyon olması değildir. Tipik feodal yapılanmalardaki toplumlarda görülen, eğitimin “ayrıcalıklıların” edinebildiği bir hizmet olması anlayışını yerle bir etmek için üretilmiştir: Cumhuriyet, varoluşuna uygun bir refleks geliştirmiştir.

Eğitimin Sınıfsal Yapısı

Köy Enstitüleri, devrimin eğitim atılımlarından yalnızca birini oluşturmaktadır. Tüm Cumhuriyet dönemi eğitim tarihinde en gerçek olan şey, eğitimin, olabildiğince alt katmanlara yaygınlaştırılması ve eğitim sisteminin toplumsal eşitlik konusunda yetkin bir “anahtarı” konumuna getirilmesidir.

Mustafa Kemal, içinden çıktığı “toplumsal tabakanın” hemen tamamını eğitecek bir hamleyi gerçekleştirmiştir. Bu biçimiyle Cumhuriyet Devrimi, sınıfsal karakter taşıyan bir nitelik barındırır. Eğitim hizmeti “yeni devletin” herkesin eşitçe yararlanabileceği bir hizmet olarak yaygınlaştırılacaktır. Yasalar önündeki eşitlik, eğitimde fırsat eşitliğiyle desteklenecektir. Gerçek eşitliğin alt yapısı bu biçimiyle örülecektir.

Cumhuriyetin eğitim felsefesinde toplumun en ücra köşelerinde yetişen yetenekli köylü çocukları dahi ülkenin en tepesine çıkabilecek bir eğitim eşitliğine tabi tutulmuşlardır; köyde çobanlık yaparak yaşamını sürdüren bir çocuğun Cumhurbaşkanı olabilecek kadar yükselmesi Cumhuriyet devriminin eğitim sisteminin meziyetinden başka bir şey değildir. Günümüzde böylesi bir eğitim eşitliğinden söz etmek ise hayalcilik olacaktır; bugünün toplumsal tabakalarının kalıcılığına hizmet eden eğitim sistemini teşhir etmek için daha iyi bir örnek olamaz…

Cumhuriyet Dönemi Eğitim Felsefesi ile Günümüzün Kıyaslanması

Devrimci bir eğitim, her şeyden önce eğitimdeki eşitsizlikler üzerine köklü çözümler üreten bir eğitimdir. Varlıklı ailelerin çocuklarıyla yoksul ailelerin çocukları arasındaki fırsat farkını ortadan kaldırmak, devletin müdahaleci yeteneğiyle gerçekleşir. Günümüzle kıyaslandığında arada derin farklar bulacağımız eğitim eşitsizliğinin aldatan yönlerini ayrıştırıcı bir mercekle irdelemek gerekiyor.

Bugün Türkiye, birçok çocuğuna “okula gitme fırsatı” yaratılabilmiş durumda. Ancak “okula gitmek”, eğitsel gelecek açısından eşit şartlarda olmak anlamına gelmiyor; parası olan aileler tarafından kreşler, anasınıfları, özel okullar, dershaneler ve özel derslerle daha doğumundan itibaren eğitim desteğiyle beslenen çocuk, liseye ve üniversiteye geçişte ve oradan da hayatla yüzleşme sürecinde çokça önde adım atabiliyor. Diğer tarafta, kalabalık sınıflarda ve sürekli değişen ücretli-sözleşmeli-kadrolu öğretmenlerin güvencesizliğindeki öğrenci, devletin, okulunu bir kenara itmişliğiyle yüzleşiyor. O zaman günümüzde okula gitmek, kuşatılmışlığı yarmak anlamına gelmiyor, tam tersine, kastlaşmış bir toplumsal yapıyı perdeleyen durumu işlevselleştiriyor.

Bugün yaşanan sancıma, sınıflaşmış toplum yapısının, eğitim sistemindeki yansımasını resmediyor: Zengin ailelerin çocuklarına inanılmaz uygun fırsatlarda garantili bir eğitim geleceği sağlanırken, tam tersine fakir ailelerin çocukları “ara eleman” kandırmacası içersinde oyalanıyor; öğrencilerimiz yetenekleri yönünde değil, ailelerinin maddi güçleri doğrultusunda yönlendiriliyorlar.

Toplumsal katmanlar arasındaki farklar, belki bugünün sorunu değildir; bu farklar yüzyılların getirdiği farklardır. Ama devlet aygıtının “sosyal” niteliğinin üzerine düşen görev, bu farkın açılması değil, kapanmasıdır: Eşitliğin kemirilme sürecine seti, devlet çekmelidir! Sorunların yinelenerek, üst üste yığılarak büyüdüğü bir sistemi “övgü ve alkış” ile karşılama ihtimalimiz yoktur.

Köy Enstitüleri Cumhuriyet Devriminin Tepkisel Ürünleridir

Eğitsel devrim, bütünün (yani cumhuriyet rejiminde devletin), parçayı (yani halkın geniş kesimin oluşturan köylüyü) düzenleme refleksidir; toplumun devrimci ideoloji doğrultusunda tümlenişi, uygulama aşamasına geçirilmiştir: Devrimi yapan, devrimin nimetlerinden faydalanacaktır…

Köy enstitüleri yolculuğu, köy toplumunu bir dehlizden geçirme yolculuğudur: Bir öykü diliyle; bir grup insanı bir yerden alıp bir başka yere götürme sürecidir. Süreç, dehlizin içindeyken kesintiye uğramış, insanların büyük bir kısmı dehlize girdikleri kapıya geri dönmüş ve çok küçük bir kısmı ise dehlizden öteki tarafa geçmeyi başarmışlardır. Çıkış kapısına varanlar gerçek bir güneşle karşılaşmış ve gittikleri yere de aydınlığı taşımayı başarabilmişlerdir.

Köy Enstitülerini de kapattırmayı başarabilmiş olan gerici-işbirlikçi hareket günümüzde çok yol katetmiştir. Karşı Devrimin, “Cumhuriyet”i hırpalamasının travmatik etkisinden çıkış için, çatışmanın pasife indirgenmiş karakteristiğinin aktif bir dönüşüm yaşaması gerekmektedir. Bugün bu gerekliliğin kurumlarından, hem de iletişim dilini en sansürsüzce kullanabilen kurumlarından biridir Kemalist Politika…

Irkçılığa-Gericiliğe-Bölücülüğe ve Emperyalizme karşı bir direnç olarak biz Kemalistler, insanın insan tarafından sömürülmesine bir başkaldırı olarak kurulan Köy Enstitülerinin tarihsel mirasını sahipleniyor ve kuruluş yıldönümünü büyük bir coşkuyla selamlıyoruz…

Efendiler!

Asırlardan beri milletimizi idare eden hükümetlerin tamamı eğitim isteğini ortaya koymuşlardır. Ancak bu arzularına erişmek için doğu ve batıyı taklitten kurtulamadıklarından, sonuç, milletin cehaletten kurtulamamasına sebep olmuştur. Bu acı gerçek karşısında, bizim takibe mecbur olduğumuz eğitim siyasetimizin esas çerçevesi şu olmalıdır; demiştim ki bu memleketin asıl sahibi ve toplumsal varlığımızın asıl nedeni köylüdür. İşte bu köylüdür ki bugüne kadar bilgi ışığından yoksun bırakılmıştır. Bu nedenle bizim takip edeceğimiz eğitim siyasetinin temeli, evvelâ mevcut cehaleti yok etmektir.”

Yetişecek çocuklarımıza ve gençlerimize, görecekleri tahsilin sınırı ne olursa olsun, en evvel, her şeyden evvel Türkiye’nin bağımsızlığı ile kendi benliğine ve milli geleneklerine düşman olan bütün unsurlarla mücadele etmek lüzumu öğretilmelidir.”

Mustafa Kemal ATATÜRK

 

Hatay Devrim

Bu e-posta adresini spambotlara karşı korumak için JavaScript desteğini açmalısınız

Yorum ekle

Güvenlik kodu
Yenile