Kemalist Politika

Politikanın Merkezi

Son Güncelleme03:46:10 PM GMT

İster asarsın, ister kesersin...

E-posta Yazdır PDF

rteYazının başlığındaki sözcükler Başbakanımıza ait; 23 Nisan günü, adet olduğu üzere yerine oturan kız çocuğuna söylendi bunlar. Başbakan, bunu hiç kuşku yok bir “bilinç sürçmesi” olarak dile getirdi: Bir koltukta oturmanın o kişiye “asmak ve kesmek” olarak tabir edilebilecek bir takım haklar tanıdığını düşünüyor olmalı…

Devlette, bulunulan makamların kapsamları “tamamen yasalar ve kurallarla” belirlidir. “Bir yerde” bulunmanın, o kişiye yasaların dışında tanıdığı bir hakkın olmadığını medeni hukukun “geniş zaman”daki getirisi olduğunu biliyoruz.

Başbakan, bir müddet önce “başkanlık sistemini” de Türkiye için önermişti. Kaldı ki 93 yılında bunun bir emperyalist tuzak olduğunu dile getiren de O’ydu… Biz sayın başbakanın geçmişte söyledikleriyle çelişen birçok beyanının olduğunu bildiğimiz için konu üzerinde durmadık, kamuoyu Deniz Baykal ve gazeteler sayesinde yeterince de bilgilenmiş olmalı.

AKP’nin her söyleminin altında yatan “gerçeği” aramaya alıştığımız bir süreçten geçtik. Söylemlerinden ziyade, gizli gündemleri üzerinde yoğunlaştık durduk. Takıye denilen kavram, yakın zamanda girdi siyasi literatürümüze. Eğer, sayın başbakan, başkanlık sistemini de daha iyi “asmak ve kesmek” biçiminde değerlendiriyorsa Türkiye açısından yeni bir tarihsel dönem düşünülmelidir diyoruz.

Aslında sayın başbakanın “asan ve kesen” birçok söylemine, edimine ve politik tavrına defalarca tanıklık ettik. O yüzden bu söylemin bize yabancı gelen bir tarafı yok. Ancak “Milli Egemenliği” dilinden düşürmeyenlerin “bir bayram günü” en öğretici olunacak yerde, “öğretecek tek şey” olarak bunu dillendirmesi, “kral çıplak” dememize de yeni bir olanak sağlamış oldu.

Kemalistler, ağızlarından “demokrasi” sözcüğünü düşürmeyenlerin gerçek niyetlerini gayet iyi bilir: Şekli bir demokrasi söyleminin ardına gizlenmiş, yalnızca kendi özgürlüklerini kollayan, diğerlerini yok sayan bir anlayışın bağıra çağıra gelen tehlikesine karşı sürekli uyarı görevimizi yerine getirdik.

Dokunulmazlıkları kaldırmamakta direnenlerin,

“Yandaş Medya” terimini ve nesnesini icat edenlerin,

Yolsuzluk şampiyonu olanların,

Anayasayı “kendisine göre” değiştirenlerin,

Dış politikada emperyalizmin rotasını izleyenlerin ve saymaya insan hafızasının yetmeyeceği birçok örneği sergileyenlerin bize öğretecekleri bir “demokrasi”nin olmadığını gayet iyi biliyoruz.

Mecliste anayasa değişikliği için imza toplarken bile “sahtekârlık” yapanların devlet yönettiği bir ülkede kavramların yer değiştirmesine şaşırmamak lazım.

Batılı ve Doğulu olmak gibi terimler, Türklerin Anadolu coğrafyasından Batı’ya doğru uzanan serüvenlerinde yeni bir takım anlamlar kazanmıştır. Haçlı savaşları sırasında “kutsal toprakları” kurtarma amacıyla “seferlere” çıkanlar, “barbarlığın” en ince ayrıntılarına kadar örneklerini sunmuşlardı. Ama her nedense “barbarlık” yalnızca “doğuluya” ait bir kavram olarak dile getirildi hep… Mustafa Kemal, batılı ya da doğulu kavramlarına atfedilen anlamlar içinde savrulmadan “kendine özgü” olabilmeyi başarmış ve dünyanın uygar bir örneğini tarihe kazımış bir lider olarak yer edindi zihinlerde. “Doğulu” olmaya bir itirazımız olduğu düşünülmesin ama bizi, sözüm ona “uygar batının karşısında yine barbar bir doğuluya” indirgeyen bir başbakanın bilinçaltı süreçlerini her çemkirmesinde duyar gibiyiz.

Başbakan –hem de bir çocuğa- diyor ki; “Koltuğa oturan asar da, keser de...”

Hatay Devrim

Bu e-posta adresini spambotlara karşı korumak için JavaScript desteğini açmalısınız

Yorum ekle

Güvenlik kodu
Yenile