Kemalist Politika

Politikanın Merkezi

Son Güncelleme03:46:10 PM GMT

Direnç siyasetinde yeni aşama: Baykal'ın tarihsel, CHP'nin Güncel-Politik Yorumu

E-posta Yazdır PDF
Görüntüler gerçek olsa da olmasa da “bir siyasi komplo”nun içinde olduğumuz kuşku götürmüyor. Kasetin bu biçimiyle taşıdığı boyut, kişisel ahlak sınırları içinde değerlendirilemez. Olayın belirleyici niteliği “siyasi” oluşudur. Bu anlamda görüntülerin internete sızdırılması, Türkiye’nin durumunu ve Baykal’ın doldurduğu yeri analiz etmemizi gerekli kılıyor.

Yaşananların kişisel ahlak boyutu ise yalnızca kişilerin yakın çevresini ilgilendirir, kamuoyunu değil.

CHP-Baykal ve AKP İktidarı

Baykal’ın başında olduğu CHP’nin 2002 yılından bu yana AKP iktidarının eylemlerinin gerçek yüzünü ortaya koyduğu, yolsuzluklarını çarşaf ettiği, görünürdeki değil kafalarının içindeki yol haritasını çözümlediği bilinen bir gerçek. Bu muhalefet biçiminin, AKP’yi çok rahatsız ettiği yaşanan gerginliklerden anlaşılabilir. Bu yüzden AKP’nin Baykal’dan ve CHP’sinden kurtulmak istemesini anlamakta zorlanmıyoruz.

Madalyonun diğer yüzünde Baykal, AKP’ye karşı girmiş olduğu ikisi genel ikisi yerel olmak üzere 4 seçimi kaybetti. Tabi CHP’nin ağırlığını seçim sonuçlarıyla ölçmek doğru olmaz; zaten partinin ağırlığı, tüm tarihi boyunca, almış olduğu oy oranlarından daha büyük olmuştur. İşin AKP’ye rahatsızlık veren diğer boyutu da bu “ağırlıkta” gizlidir.

Bir diğer genel kanaat, 2011’deki genel seçimlerden CHP’nin birinci parti çıkma ihtimalinin yüksek olmadığıdır. Ancak önümüzdeki seçimlerde, CHP, bir koalisyon iktidarının büyük ortağı olarak kabul edilir olmuştur. Bir başka deyişle süreç, Baykal’lı ve Cumhuriyet Halk Parti’li bir iktidar perspektifini ortaya koymaktadır.

Baykal’a Konan Ambargonun Tarihsel Satırbaşları…

Günümüzün siyasi analizine dönmek kaydıyla geçmişe bir göz atmakta fayda var. Baykal ve Türk siyaset egemenlerinin çatışması bugünün meselesi değildir. Bir tekel işçisinin oğlu, hukukçu, siyasal bilgilerde doçent, 1965-73 yılları arası CHP Genel Başkan Danışmanı, Milletvekili, Bakan ve Genel Başkan olarak basamakları tırmanan Baykal, hayatının birçok döneminde çıkar çevreleriyle çelişmek zorunda kalmıştır. Ama asıl çelişme, 78 yılında CHP hükümetinde “Enerji Bakanı” olduğu dönemde gerçekleşmiştir.

73 seçimlerinde milletvekili olacağı zaman hakkında çıkarılan “Menderes’in yakasına yapıştı” iddiaları, adının “Deniz” olması ve Deniz Gezmiş çağrıştırılırcasına hakkında olumsuz söylemlerin yayılması, kara propaganda örneğine önceden de maruz kaldığının bir göstergesidir.

Ama 78 yılı ayrıca önemlidir.

78 hem Türkiye’nin bir sosyalist devrim eşiğinde olduğu iddialarının ortaya konduğu ve hem de “yamalı”1 da olsa CHP’nin tek başına iktidarının yaşandığı bir yıldır. Meşhur “TÜSİAD” darbesi işte o iktidar döneminde yaşanır. İşverenler “lokavt”2 ilan etmişlerdir: Yaşanan krizin faturasını CHP’ye kesmek isteyen sermaye çevreleri, derhal partinin iktidardan düşmesi için, kısa dönemde edinecekleri “kâr”dan bile lokavt yoluyla vazgeçmişlerdir. Bu, CHP’ye düzenlenen bir komplodur ve başarılı da olmuştur. RTE’nin o dönemlere atıfta bulunarak dilinden düşürmediği “yağ ve tüp kuyrukları” parti politikalarının sonucu değil, sermaye çevrelerinin komplosunun sonucudur. CHP’nin sosyal politikalar uygulamasına bedel ödettirilmiştir.

Baykal’ın bu komplo sürecindeki yeri ise hepsinden daha önemli ve ayrıcalıklıdır. Yine sermaye çevrelerinin tekelinde olan, benzin-mazot gibi yaşamsal önemi olan ihtiyaçların sıkıntısı üst seviyededir. Sorumlu bakanlıkta bulunan Baykal’dan gelen hamle ise “kamulaştırmadır.” İşte sermayenin ürktüğü, Baykal’dan “nefret edilme” sürecinin başladığı tarih o tarihtir. Sermayenin hafızası güçlü ama toplumun hafızası her zaman zayıftır. Deniz Baykal, sermaye çevrelerinde o günden bu zamana kadar hep “mesafeli durulması gereken bir politikacı” olarak görülmüştür.

Baykal, 98 yılında ANAP-DSP ortaklığı zamanında da başkaldırmış ve rahat durmamıştır. Türkbank ihalesinde Mesut Yılmaz’ın içinde bulunduğu yolsuzluk tespit edilmiş ve hükümet düşürülmüştür. Baykal’ın aradan geçen onca zamana rağmen değişmediği –yani dürüstlüğünden ve ülkenin çıkarlarından taviz vermediği- “hafızası güçlü çıkar çevrelerince” bir kez daha teyit edilmiştir. “Mesafenin” korunması gerektiğine duyulan inanç pekişmiştir.

2003 1 Mart tezkeresi, Deniz Baykal’ın siyasi karakterinin iyice belirginleştiği tarihin adıdır. RTE, kendi milletvekillerini özel odalarda ikili-üçlü görüşmelerle ikna etmeye çalışırken, Deniz Baykal, kapı kapı dolaşıp bu tezkerenin vereceği zararları anlatıyordu. Tezkere en nihayetinde Ortadoğu’nun ABD tarafından işgaline Türkiye üzerinden izin veriyordu. Satır aralarındaki ayrıntılar, Türkiye’nin de gayri resmi olarak işgal edileceğini ortaya koyuyordu. Bu gerçekler CHP tarafından yüksek sesle dillendirilince, toplumsal muhalefet güçlenmiş ve AKP’deki kimi yurtsever milletvekilleri de “hayır” oyu kullanmışlardı. ABD’nin kara kaplı defterine CHP’nin adı nakşedilmiş ve çıkar çevrelerinin-emperyalizm işbirlikçilerinin “kanaatleri yine pekişmişti.”

O zaman Dışişleri Bakanı olan ABDullah Gül’ün 1 Mart Tezkeresine “evet” demek için ABD ile yaptığı mali pazarlıklara yerimiz dar olduğu için girmiyoruz. Ancak Ecevit hükümetinin düşürülmesi ile 3 Kasım 2002 seçim sonuçlarının, yani AKP’nin iktidara hazırlanmasının, Irak’ı işgal etmeye hazırlanan ABD’nin “kurgusunun bir parçası” olduğu çıkarımı hiç de yanlış olmayacaktır. Bir başka deyişle, Ecevit hükümetinin Irak’ın işgaline onay vermediği ve bunun için ABD tarafından üstünün çizildiği bilinen bir gerçektir. Yerine, işgale onay verecek ve işbirlikçilik yapacak bir hükümet geçirme çabaları dünya siyasetinde bilinen konulardan biridir.

SHP ve Baykal

Tüm bunların yanında Baykal’ın Erdal İnönü’ye karşı SHP içerisinde vermiş olduğu genel başkanlık yarışı, onu yıpratan, eleştirilmesine neden olan temel deneyimlerin başında gelmektedir. Hizip sözcüğüyle anılır olması, birlikte siyaset yaptığı arkadaşlarıyla olan ilişkisiyle ilgilidir. Baykalcılar olarak bilinen ekibin on yıllara varan birliktelikleri hep gıpta hem de eleştiri konusu olmuştur.

Saat İşliyor

Günümüzün “komplosuna” geri dönmeden önce, son olarak bir şeyi daha belirtmekte fayda var. Türkiye’nin doğusunda yaşanan sorun malum; 30 yıldır kan akıyor. Devlet, sorunu çözmeyi son zamanlarda ABD taslaklarına ve AB politikalarına havale etmiş durumda. CHP, bölgedeki sorunun “yapısal”3 olduğunu düşünüyor ve özellikle “yatırım” yapılarak bu işin çözülebileceğine inanıyor. Aslında günümüz siyasetinde “devletin ekonomik yatırım” yapabileceğini söyleyerek “diğer partilerden” farklılaşan tek parti Cumhuriyet Halk Partisi: Yani sorunu “yazılmış taslakların” dışında gören, etnik bölünmeye direnen ve tekrar “yatırım” diyen tek parti!

AKP’nin Cumhuriyetle hesaplaştığı, Cumhuriyeti ayakta tutan kurumları temelinden sarstığı, bizim siyasi cephemizde kabul gören a-priori4 bir görüştür. Biz bu önermeyi gerçek olarak kabul ediyor ve bir tartışma konusu haline getirmiyoruz.

Bu gerçek bizi, AKP’nin “Cumhuriyete demokrasi yoluyla bir komplo kurduğu” sonucuna götürüyor. TSK üzerine yaşananlar, yargıyı dönüştürme çabaları ve son olarak CHP’den sökülmeye çalışılan tuğlalar… O zaman komplo diye bir şey varsa bu CHP’ye değil CHP’nin de içinde bulunduğu Cumhuriyetçi cepheye karşı gerçekleştirilen bir harekettir. Bu anlamda eylem doğru okunmalı ve şifreler çözülmelidir.

Süreç, her haliyle siyaseti yeniden “tanzim” etmeyi amaçlayan bir eyleme şahit olmuştur. Belirgindir ki çıkar çevreleri ve dış güçler ile onların işbirlikçileri CHP’yi ve politik önermelerini Türk siyasetinde istemiyor. Cumhuriyet, siyaseten mülksüzleştiriliyor ve politik arenada Cumhuriyetsiz bir gedik açılıyor. Baykal’ın da bu yüzden hedef tahtasına oturtulması son derece doğal görünüyor.

Burada önemli olan, asırlık tarihiyle CHP’nin buna teslim olup olmayacağıdır…

CHP’yi yalnızlaştırmaya çalışmak, Türkiye’deki cepheleşmenin de rengini belli etmektedir. Türkiye siyasi bir yarılmanın içerisindedir ve iki uçlu bir yapılanmada konumlanmıştır. Bu komplo CHP’nin savunduklarıyla karşıtındakilerin ne kadar keskinleştiğinin de açık bir göstergesidir.

Geleceği Okumak

Daha ilk günden tespit ettiğimiz gerçek durum şudur; Baykal’ın istifası, bir “geri dönüş istifası” değildir. Baykal istifa etmiştir ve bir daha geri dönmeyecektir. Bu anlamda medyada yorum yapan gazeteci ve analistlerin tamamına yakını, yani daha ilk günden itibaren Baykal’ın geri döneceği iddiasında bulunanlar, siyaseti okuyamamaktadır ve gerçekçi tahlil yetenekleri yitik durumdadır.

Bir başka parti genel başkanının istifası durumunda, o partinin siyasi varlığı ve siyasi geleceği bulanıklaşabilirdi. Örneğin Demirel Cumhurbaşkanı olduktan bir müddet sonra DYP tarihe karışmıştır, Özal ayrıldıktan sonra ANAP’ın da başına aynı şey gelmiştir. Ecevit ve DSP ilişkisi de benzer bir örnektir. Ama Cumhuriyet Halk Partisi açısından lider ve parti eşleşmesi diğerlerine benzemez ve benzetilemez. Çünkü CHP’nin politik benliği tamamıyla özerktir ve varlığı güncel şekillenişe değil tarihsel oluşuma bağlı olarak olgunlaşmıştır. Yani CHP yalınkat biçimde bir lider partisi değildir: Parti kendi yolunu çizecek ve bu darboğazı aşacak örgütlenmeyi ortaya koyacaktır.

Dikkat! Yönetim kademelerinde hangi değişiklik yaşanırsa yaşansın ve partiyi yönetme biçiminde hangi yöntem uygulanırsa uygulansın, partinin ideolojik rotasında en ufak bir sapmaya müsaade etmemek gerekir. Parti, ideolojik tutarlılığını sürdürmeli ve geliştirmelidir. Cumhuriyete sahip çıkma refleksleri güçlendirilmeli ve “kimsesizlerin kimsesi” olmaya devam edilmelidir.

Öngörümüz şudur, partinin başına Kılıçdaroğlu geçecektir ve kısmen Baykal’ın yakın çalışma arkadaşlarından sürece dahil olacak isimler MYK’da temsil edilecektir. Bu süreç bir sonraki kurultayda tamamen yenilenmiş bir üst yapıya dönüşebilir. Bir sonraki kurultay 2011 seçimlerinden önce yapılacak olağan değil ama bir “olağanüstü” kurultay da olabilir…

Önümüzde artık, “Genel Başkana yaranarak parti basamaklarında yükselmek” anlayışının terk edileceği bir gelecek vardır. Bu durum en çok Sevigen ve benzerlerini üzeceğe benzer. Parti içi demokrasi kavramının içini doldurur mu bilemeyiz ancak bundan sonra “önseçimler”, aday tespitinde daha belirgin hale gelecektir. Bu da “demokrasi” heveslilerinin arzusu gibi görünmektedir. Ama özellikle SHP’de ve CHP-SHP birleşmesi sırasında şahit olduğumuz “delege ağalığı” sistemi yeniden varlık kazanabilir. Açıkçası yerelde feodal siyasetçilerin etnik-mezhepsel ve yörecilik eksenindeki siyaseti yine başat belirleyici olmaya adaydır.

Partiyi bekleyen siyasi süreci analiz etmeye devam edeceğiz. Kurultayı hep birlikte izleyeceğiz. Kemalist Politika 33. Olağan Kurultayı yakından takip edecek ve izlenimlerini sizlerle paylaşacaktır.

 Süreç, daha 2005 yılında duyurduğumuz “Milliciler\Ulusalcılar ile Gayrı Milliciler\İşbirlikçiler”5 cepheleşmesine denk düşer durumdadır. CHP, yaşadığı belirsizlik ortamını derhal savuşturmalı, ağlak yapıdan çıkmalı ve geleceği planlayan stratejik akla bürünmelidir: “Halk”ın partisi, bu süreçte içinde bulunduğu cepheye önderlik etmeye devam etmelidir.


Hatay Devrim

Bu e-posta adresini spambotlara karşı korumak için JavaScript desteğini açmalısınız

1 Bülent Ecevit, sonradan 78 yılındaki CHP iktidarını, “11 yamalı hükümet” olarak nitelemiştir. CHP oyların %42’sini almasına rağmen zamanın seçim sistemi nedeniyle mecliste tek başına çoğunluk sağlayacak milletvekili sayısına erişememiştir. Adalet Partisinden istifa ettirilen 11 milletvekiline 11 ayrı bakanlık verilerek çoğunluk elde edilmiş ve hükümet öylece kurulabilmiştir. CHP iktidarının ömrü 18 ay sürmüştür.

2 Lokavt, işverenin iş durdurma eylemidir. Grev kavramının bir tür karşıtıdır.

3 Toplumsal yapı, aşiret ilişkileri ve şeyh-mürit özellikleriyle biçimlenmiş. Kısmen feodal diyebileceğimiz bir yapı mevcut. “Maraba” kavramı, üretici güçlerin zayıflığı, seçeneklerin az olduğu bir ekonomik düzen. Tüm bunların yanında el atılmamış yer altı kaynaklarının zengin olduğu bir bölge. Güneydoğu ve Doğu Anadolu bölgesi son 150 yıldır aşamalı olarak etnik anlamda homojenleştirilmiştir.

4 a priori: Doğruluğu deney gerektirmeksizin bilinen bilgi. Örneğin, “yuvarlak cisimler, öncelikle yuvarlaktır.”

5 Bakınız “Derinleşen Ayrışmanın Bunalımı ve Cephenin Çatısı” adlı makale.

Yorum ekle

Güvenlik kodu
Yenile