Kemalizm başlı başına bir tartışma konusu bugün. En başta, onu ortadan tümüyle kaldırmaya çalışan Siyasi İslam ve liberal saldırılar çerçevesi içinde aşındırılan bir devlet yapılanmasının varlığı bunu gösteriyor. Ama Kemalizm ile ilgili tartışmanın tek ilişkisi de bu değil. Kemalizm karşıtlarının ve Marksist olduğunu savlayan değerlendirmeleri bir tarafa, bugün, Kemalistler tarafından Kemalizm üzerine yapılan tartışmaların süregeldiği bir gerçek.
Kemalizm, ortadoğu coğrafyasında, İslamik değerlerin egemen olduğu ve köylü üretim ilişkilerinin ekonomik artı değeri belirlediği ve kısmen de ticari ilişkilerin varolduğu bir toplumda gerçekleşti. Kemalist Devrim hem emperyalizme ve hem de emperyalizmin bileşeni olan gericiliğe karşı gerçekleşti. Amaçlarından biri de feodal toplumsal yapıyı tasfiye etmekti.
Osmanlı sonrasının devleti, bu yönelim içinde tek bir temel hedefe de kilitlendi: Bağımsız bir ülke, bağımsız bir vatan... ve tartışmanın en yoğun yaşandığı “Kemalist Devrimin anti-emperyalist niteliği,” aslında çokça dile getirilen bir silahlı mücadelenin de ötesinde bir şeydi. Yani, emperyalizm karşıtlığı aslında-gerçekte tam da “ekonomikti.” Yunan Ordusuna karşı verilen savaşım, bunun en görünür yüzü olmasına rağmen, bugün, en çok ihmal edilen yönü, ülkedeki tüm emperyalisti lişkilerin tasfiye edildiği gerçeğidir.
Örneğin, tüm yabancı sermaye kuruluşları kamulaştırıldı. Devlet tam anlamıyla –hiç bir kuşkuya yer bırakmaksızın- ekonomiye müdahale etti; yatırım yaptı ve ekonomik ilişkiler devletin kontrolü altında gerçekleştirildi. Bugün unutulan Kabotaj hakkı, azgelişmiş bir ülkenin kendi kaderini kontrol etmeye yönelik attığı devasa bir adımdı. Emperyalizme karşı ekonomik mücadele, kültür ve eğitim politikalarıyla da desteklendi.
Tüm mason locaları kapatıldı... ve bunların yanında bütün misyoner okulların da kapatıldığı söylenebilir. Misyoner okullarından yalnızca 4 tanesi sembolik olarak açık bırakıldı. Bu okulların kapatılmadan önce sayılarının bine yakın olduğu biliniyor.
“Kul”u yaratan taassubun, insanı şeyhlere köle eden bir toplumsal algının ortadan kalkması için ne gerekiyorsa yapıldı. İnsanoğlunun uygarlık adına ürettiği devrimci düşüncelere sahip çıkıldı ve herşeyden önemlisi belki de, ‘kadının’ özgürleşmesi için devlet yüzyılların törelerine siper olmayı başardı. Her ne kadar Batı emperyalizminin eylemine karşıt bir eylem olsa da Kemalizm, işte bu paragrafta anlatılan özelliğiyle de aynı zamanda “doğunun insanı köleleştiren yapısına” bir başkaldırı olarak şekillendi.
Bunun yanında Kemalizm, bir felsefe ve bir ideoloji de ortaya koymayı başardı. Gelişmiş Batı kapitalizminin sömürgesi olan Doğu ülkelerinin ve halklarının kendi kaderlerini tayin edebileceklerine yönelik bir model ortaya koydu. İşte kurulan “bağımsız devletin” sevilmeyen niteliğinin altında yatan sebep de hep bu “model” oluşuydu. Bugün dahi “medeniyetler çatışması”nın karşısına dikilen gerçek yine kemalizmden başka bir şey değildir aslında.
Kemalist Devletin Niteliği
“Doğu’nun Batı’ya karşı açık bir isyanı” olarak değerlendirebileceğimiz Kemalist Devrim, o ana kadar insanlık tarihinde rastlanmayan bir devlet tipini de ortaya koymuştur. Despotik Devlet, Monarşik Devletler, Feodal toplumların oluşturduğu devletler, Merkezi Devletler, İmparatorluklar, Burjuva Devletler, Sosyalist Devletler... hepsi devletin niteliği üzerine tariflerden çıkmış çözümlemelere ve tanımlamalara dayanıyordu.
Kemalizmin Batı tarafından tahammül edilemeyen yapısı böylece olgunlaştı. Kemalist Devlet sözcüğün tam karşılığı olarak bir “anti-emperyalist devlet tipi” ortaya çıkartmıştı. Bilimsel Sosyalist değerlendirmelerin çok kullandığı bir deyimle söylemek gerekirse, “son tahlilde” Kemalist Devlet, Ezen uluslarla Ezilen ulusların mücadelesinden doğmuştu ve bu haliyle hiç kuşku yok, sömürü ilişkilerine ezilen cephesinden yükselen bir sesle açık açık karşı çıkıyordu.
Kemalistlerin Kemalizme Bakışındaki Farklılık
Şimdi Kemalizm üzerine daha fazla ayrıntıya girmeden ve hatta Siyasal İslam ile liberallerin bu ülkeyi neden yıkmaya çalıştıklarını tartışmadan, kendi içimizdeki tartışmaya geri dönelim.
Bugün Cumhuriyet Halk Partisi, öyle ya da böyle hala Kemalistlerin ve Kemalizmin partisidir. Bu gerçeğin değiştiğine dair şu ana kadar herhangi bir somut örnek olgunlaşmış değildir. Ancak tam da bu noktada partiyi oluşturan unsunların Kemalizm yorumları birbirleriyle tartışır olmuştur.
Tabi en ciddi eleştiri, “dünyanın değiştiği, o koşulların tekrar yaşanmasının mümkün olmadığı, 1930’lu yılların politikalarını uygulamaya ve savunmaya çalışmanın gerçekçi olmadığı” yönündedir. Doğrudur ve bu görüşün sahipleri de hem Atatürk’ü ve hem de devrimin kazanımlarını, kendisini katı “Kemalist” olarak niteleyenler kadar çok savunur durumdadır. Ayrışma, güncel ve gelecek yordamıyla ilgilidir.
Gelelim Post Kemalizm Polemiğine
Post, sözcüğü “sonra” anlamını barındırıyor. Düşünsel tartışmalarda daha çok “post-modernizm” terimi konum aldı. Post-modernizm, yirminci yüzyılda ortaya çıkan yaşam biçimini formülleştiren bir düşünce geliştirdi. Ve on yıl kadar dünyayı sarsan bir tartışma yarattı. Hiç kuşku yok, modernizmin kendisi bir ideoloji değil bir olguydu. İnsan aklının “düşüncenin ve bilimin” merkezine oturmasını, iletişimin ve ulaşımın güçlenmesini, insanların arasındaki mesafenin daralmasını ve büyük toplumsal değişmeler içersinde insanların kendi kendilerini yönetme iradesine sahip olmalarını ortaya çıkaran bir olgu. Post-modernizm, hem modernizmin bir eleştirisiydi ve hem de “din” olgusunu tekrar insan yaşamının merkezine almaya çalışan bilinçaltı kodların öğretisiydi: İnsanoğlunu yaşadığı manevi boşluktan kurtaracak biricik çare buydu!
Modernizm, kent kavramının da sonucu olarak yaratılan bir terimdi. Kent deyince akla gelen “kent soylusu” yani burjuvazinin de içinde olduğu bir süreçti bu. Burjuvazi, haklarını alabilmek için akla önem vermişti o zaman. İşin güncel yanında yine burjuvazi bu sefer, post-modernizme, haklarını kaybetmemek için bir ideolojik kılıf giydirmişti. Modernizm yapısının ve post-modern düşüncenin mimarı olarak burjuvazinin iki çelişik yapıda başat rol oynuyor olması, dıştan bakınca çelişki ancak sınıfsal çıkarları açısından bir gereklilik olarak olgunlaştı.
Kemalizm Ne Kadar Geçerli?
Bugün için, hala, “Kemalist olmayı savunma” ilkelerinin geçerliliklerini koruduğunu söylemek, onun yaşamsallığını kabul etmeyi dayatan, kanlı-canlı bir organizma olduğunu varsayan bir düşünce; işte bu “postsuz” bir kemalizmi tarif etmektedir.
Öte tarafta Kemalizmi “yalnızca” ait olduğu devasa eylem içinde kutsayan ve değişen koşullara göre yeniden tarif etme gereksinimi duyan bir diğer anlayış, belki de, adı konmamış da olsa post-kemalizmden bahsetmektedir.
O zaman bu zihin alıştırmasını şöyle bitirelim: Ülke, emperyalizm tarafından yarı ya da tam sömürgeleşmiş, gericilik bu işin işbirlikçiliğini üstlenmiş, akıl değil inanç ön plana geçmiş ve işte herşeyden önemlisi “bağımsızlığın yalnızca adı” kalmış ise... Bu iş post kavgasını çoktan aşmıştır arkadaşlar...
Hatay Devrim



