Kemalist Politika

Politikanın Merkezi

Son Güncelleme06:41:21 AM GMT

Müslümana tecavüz etmek

E-posta Yazdır PDF
north-africaBizim bildiğimiz, İslamcı siyasetin demokrasinin cephesi olma süreci, genetik bir sakatlığı andırıyor: Belirgin bir fiziksel sakatlıkla doğmuş bir bebek gibi, İslamcı siyaset ve demokrasi kavramlarının entegre edilmeye çalışılması, siyaset zeminini savunmasız bir kaleye dönüştürüyor.

İslam ve demokrasi kavramlarının bağdaşırlığı bir yana, İslamın bir siyaset biçimi olup olmaması bile artık tartışılır bir konu olmaktan çıkmıştır. Oysa bugün Ortadoğu coğrafyasında etkin olan Yeşil Kuşağın Batı Kapitalizmiyle arasındaki ilişki, baba ve evlat arasındaki ilişki gibidir. Yani bugün dünyada siyaset sahnesinde rol alan İslami siyasetin hemen tamamı Amerikan emperyalizminin soğuk savaş sırasında doğurduğu Yeşil Kuşağın türevleridir. Bu biçimiyle Siyasal İslam herşeyden önce, doğuya ait özellikleriyle var olagelen bir siyasal çizgi değil, Batılı formüllerle üretilmiş yapay olgudur. İşte genetik bozukluğu oluşturan kod hatalarının kökeni de budur.

Türkiye’de İslamcı Siyasetin Evrimi

İslamcı siyasetin en başat görüntüsü Türkiye’de 1950’li yıllarda ortaya çıkmıştır. Daha doğrusu siyasetin İslami kesimlerle ilişkisinin başlangıcı böylesi bir tarihe kadar götürülebilir. Türkiye’deki bu İslamcı siyaset biçimini, ortadoğudaki diğer İslamik hareketlerden ayıran, çok partili düzen içinde varoluşudur. Diğer İslamik hareketler, doğrudan azgelişmişlik sürecinde İngiliz emperyalizminden beslenmiş ve şeyhlik ile devlet başkanlığı arasındaki köprünün yürünmesine denk düşmüştür. Doğal olarak bu tip İslamik eylem, polemiklerden uzak ve siyasi arenada mücadele etmeyi öğrenememiş bir eylemdir.

Oysa 1950’ler Türkiye’si tam da politik bir okul görevi görmüştür. Özellikle Demokrat Parti ve Adalet Partisi ve hatta ANAP, dini refleksleri sömürülmüş kitlelerden beslenerek İslamı, siyasetin bir aracına dönüştürmüşlerdi. Ama günümüz iktidarı AKP bu ilişkiyi tersten okumuş ve kurmuş, İslami siyaseti kitlelere empoze ederek kurgusunu güçlendirmiştir. İşte bu farklılık, çok partili siyasi arenada pişmiş bir siyasi hareketin görüntüsüdür. Doğal olarak Ortadoğudaki diğer İslamik hareketlerden farklı olarak Türkiyedeki İslami siyaset, polemik zekası olgunlaşmış ve çok partili araneda cirit atabilecek  olgunluğa erişmiş bir siyaset biçimidir.

İşte tam da bu yüzden AKP’ye biçilen rol, Ortadoğunun sömürülmesinde bir koç başı olma rolüdür. Çünkü İslamın siyasete alet edilmesi konusundaki en yetkin otorite, bugün Yeşil Kuşağın siyasi donanımı en güçlü kanadı olan Türkiye’de boy atmıştır.

Aslında İslamcı siyasetin metamorfozu bu noktaya denk düşer. Yeşil Kuşak projesi, sosyalist ekonomik modelin müslüman coğrafyası tarafından kuşatılmasının bir payandası iken, şimdi müslümanın müslüman tarafından kontrolüne doğru kaymaktadır. Hadi daha açık söylersek, Yeşil Kuşağın lider kadrosu şimdi bu siyaset biçimini müslümana tecavüz etmenin bir yolu olarak kullanmaktadır.

Radikal İslamın Görevi

Radikal İslami örgütler, örneğin Taliban, El-Kaide ve benzerleri ikili bir görev üsleniyor. Birinci görevleri, ABD’nin “kontrollü gerilim stratejisinin” küçük aktörü olmalarıdır. Hristiyan Batı, terör örgütlerinden korumak amacıyla dünyaya jandarmalık yaparken, bu tür örgütlerin varlığını işaret ediyor. Yani koruyucu görüntünün gerekçesi olarak bu terörize anlayışın varlığı ortaya konuyor.

İkinci görev ise daha siyasi ve daha önemli. Radikal İslami örgütler, İslam toplumlarını ılımlılaştırmanın bir dayanağı haline getiriliyor. Terörden kaçınan topluma gösterilen hedef, radikal değil ılımlı bir öğreti oluyor. Terörize hale gelmiş olan bu örgütler “kötü örnek”, batının uysal evladı gibi davranan ılımlı islamcı AKP Türkiye’si ise “iyi örnek” olarak pazarlanıyor. Din çatısı altında barınan radikal ve ılımlı kardeşler, birbirinin seçeneği olarak sunuluyor ve laik anlayışa “c şıkkı” olma şansı dahi tanınmıyor.

Kuzey Afrikada Dönüşüm

Nitekim Batı emperyalizmi eskiden az gelişmiş ülkeleri kontrol etmeyi, başlarına laikmiş gibi görünen bir diktatör koyarak kolayca gerçekleştiriyordu. Ama bu onlara küresel ekonomik modelde beklediği getiriyi sağlamaya yetmedi. Şimdi ise, az gelişmiş ülkeleri çoğulculuk ve demokrasi ekseninde kontrol edebilmeyi öğrendi. Bu kazanımın en önemli örneği AKP Türkiye’si olarak karşılarında duruyor. Gerçek bir ekonomik sömürge, merkezkaç biçimde örgütlenmiş bir yapı gerektiriyor. Artık diktatörler işe yaramıyor, parlamenter demokrasiler bu iş için çok daha uygun bir zemin yaratıyor.

Töre Cinayetlerinden İntihara

Müslümanın müslümana tecavüzü, kapitalist öğretinin bir gereğidir. Bu, töre cinayetlerinin değişik biçimine de benzetilebilir. “Kirlenmiş”, “kirletilmiş” ya da hakkında dedikodu çıkmış bir kadını öldürmek yerine onun intiharını sağlamayı dayatan bir kültür biçimi gibidir. Artık kimse elini kana bulamamakta, herşeyin kendi kendine olduğu izlenimi hakim kılınmaya çalışılmak istenmektedir. Eğer kadın intihar etmezse, onu katledecek bir erkeğin eline silah tutuşturuluverir.

Şimdi Afrika dönüşümü, bu yöntemin resmini yeniden çizmektedir. Tunus ve Mısır'daki otoriter yönetimler, kapitist tüketimi yeterince besleyememiş, hatta küreselleşmeci anlayışın istenilen parçası olmayı başaramamıştır. Kendiliğinden bir değişimin düğmesine bu yüzden basılmıştır. Libya’da kendiliğinden değişim olmayınca, iş başa düşmüş, gencin birinin eline silah tutuşturuluvermiştir. Kadın öldürülecek ve namus temizlenecektir.

Bu işte bir sakatlık olduğunu sezmek çok önemli bir meziyet değildir. Ancak bu sürecin hazırlanışında AKP’nin yıldızının parlatılmasının şifrelerini çözmek önemlidir.

Müslüman Coğrafyasında AKP’nin Liderliği

Birinci aşama Irak işgalidir. Tipik olarak bir demokratik rejim olan Türkiye’de şeklen yapılan seçimlerle iktidar olan AKP, İslam coğrafyasında parlamenter demokrasinin uygulanmadığı Irak’ın işgaline payanda edilmiştir. Amaç Irak’a demokrasi götürmektir. Bir diktatör olan Saddam düşürülmüş ve demokrasi de gelmiştir.

Irak’ın işgalinden, Tunus ve Mısır'daki değişime kadar geçen sürede AKP, israil öfkesinin dillendirildiği kurum olarak ünlenmiş ve müslüman coğrafyasının güvenini kazanmıştır. Bu ikinci aşamadır.

Şimdi üçüncü aşamada AKP tüm İslam ülkelerinin emperyalizm tarafından “demokratik söylem” kullanılarak daha yetkin sömürülmesinin liderliğini yapacaktır. Irak’a gezi, Hz. Ali’nin mezarının ziyareti bu liderliğe hazırlanmanın bir göstergesidir. İşte Yeşil Kuşak, işte Ilımlı İslam projesinin üstlendiği yeni görev budur. İşte bu müslümanın müslümana tecavüzüdür.

Hatay Devrim
03.04.2011

Yorum ekle

Güvenlik kodu
Yenile