1 Mayıs İşçi Bayramı kutlamalarına, sayısız örgüt katılır her sene. Dergi çevrelerinden Sol-Sosyalist-Komünist Partilere, Sendikalardan Kitle Partilerine kadar uzanan bir yelpazede kutlamalar hep birlikte yapılır.
1 Mayıs kutlamalarına AKP hükümetinin gösterdiği tahammülsüzlük ve faşist tavır, son birkaç yılda özellikle de Taksim’de şiddet olaylarının yoğunlaşmasıyla sonuçlanmıştı. AKP hükümetinin emeğe ve işçi sınıfına karşı düşmanca tavrı bilindiğinden, uygulanan bu şiddet çok da garip gelmiyor insana. Sınıf savaşımının sermaye cephesinde yer alan AKP, halk düşmanı tavrını göstermek için 1 Mayısları fırsat biliyordu.
Son 1 Mayısta hükümet güçleriyle emekçiler arasında bildik görüntüleri andıran çatışma yaşanmadı. Ancak kendisini emek örgütü olarak tanımlayan KESK’in ve BDP’nin bir komplosuyla karşılaşıldı. KESK-BDP ve kuyrukçuları bir emek örgütü olan Birleşik Kamu-İş ve Eğitim-İş Sendikasına saldırdı. Bu saldırının ilk olduğunu düşünmek büyük bir hata olur. 15 Şubat 2009’da Kadıköy’de düzenlenen “Emek ve Demokrasi” mitinginde de Eğitim-İş sendikası üyeleri KESK’in kurduğu barikat sonucunda alana alınmamıştı… Şimdi konuyu burada bırakalım ve tarafları tanımlamaya çalışalım…
KESK/Eğitim-Sen ve BDP
KESK, Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu… 657’nin parçası olan ve devlete ait kurumlarda değişik iş kolunda çalışan emekçilerin kurduğu sendikal yapı. Bundan 8 yıl öncesine kadar, kamu çalışanlarının oluşturduğu üye sayısı itibariyle en büyük konfederasyondu. Bugün KESK’i ayakta tutan 105 bin üyesiyle Eğitim-Sen’dir. KESK ve Eğitim-Sen’in erimesi hızlı biçimde gerçekleşti. Kamu Emekçilerinin büyük birçoğunluğu KESK’i bu geçtiğimiz günlerde kaçarcasına terk etti.
Süreç, 2000’li yıllarda Eğitim-Sen tüzük-program kongresinde gerçekleşen bir Cumhuriyet karşıtı bir tavırla başladı. Eğitim-Sen programından Fakir Baykurt’un1 “Öğretmenler, Cumhuriyetin kazanımlarını sahiplenmek ve gelecek kuşaklara aktarmakla yükümlüdür…” sözü çıkartıldı. Anlatılmak istenen açıktı, Eğitim-Sen üyeleri Cumhuriyetin kazanımlarını sahiplenmek, savunmak ve öğrencilerine aktarmakla yükümlü değillerdi.
Tüm bunların yanında Eğitim-Sen şubelerinin bir kısmı, BDP’nin siyasi çizgisinin uzantısı olan anlayışın merkezleri olarak görülmeye başlandı. İlgili haberler basında sıkça yer alır oldu. Daha birkaç gün önce çalışan bir kadını taciz ettiği gerekçesiyle KESK’in olağanüstü kongreye gitmesine neden olan Emirali Şimşek, Eğitim-Sen Genel Sekreteriyken Roj Tv’ye çıkmıştı.2 Yakın zamanda KESK Başkanı Sami Evren, Habur’da PKK’lıları karşılama törenine katılanlar arasında yer aldı. Yine Sami Evren, AKP’nin Anayasa değişikliklerine “evet” diyenler arasında yer alıyordu. Benzer birçok olay bunlara eklenebilir.
Tüm bunların yanında AKP faşizmini derinleştirecek olan 12 Eylül referandumuna KESK ve Eğitim-Sen “hayır” diyemedi, şube yöneticilerinin bir kısmı “boykot” etti bir kısmı da Genel Başkan Sami Evren gibi “Evet” denmesi gerektiğini savunmuştu.3
İşin KESK-Eğitim-Sen’i kısırlaştıran yanı yalnızca bu yaşananlar değil. Örgütlenme anlayışı ve örgütlenmenin işletiliş biçimi de bu “tipik bir sapma” haline gelen sendikacılık anlayışını köreltti. Küçücük gruplar, delege sistemine ellerine aldılar ve sendika tabanıyla hiçbir biçimiyle uyuşmayan bir sendikal tavan yarattılar. Kendilerini Yurtseverler olarak tarif eden BDP’liler ile kendilerini DSD’liler olarak tarif eden ÖDP’liler sendikanın yönetilmesine ve sendikanın bütçesine egemen oldular. 2007 seçimlerinden önce Van Eğitim-Sen Şube Başkanı Özdal Uçar ile zamanın ÖDP Genel Başkanı Ufuk Uras’ın bugün TBMM’de BDP grubunun milletvekilleri olduğu düşünülürse sanırım manzara daha net anlaşılabilir.
BDP, bir siyasi anlayışı temsil ediyor, kendisini gizlemiyor, saklamıyor... Adı Barış ve Demokrasi, iki kutsal iki özgün kavram. Daha yakın zamanda bir eylemleri sırasında yoldan geçen CHP seçim arabasını taşlamışlar ve Molotof kokteyli atmışlar, içinde hiçbir şeyden haberi olmayan insanların olduğu PTT şubesini yakmaya çalışmışlardı. Daha fazla ayrıntıya girmeye gerek yok, kamuoyu onların “sahte barış ve demokrasi” isteklerine olabildiğince aşina durumda.
Yine BDP yakın zamanda üniversitelerde TKP’li gençlere yönelik şiddet eylemlerini çoğaltmış, bildiri dağıtılmasını engellemeye çalışmış ve kurduğu pusularla gençleri hastanelik etmişti. Gerekçe olarak gösterdikleri, bildirilerde yazılanların kendi Kürt Sorunu tarifleriyle uyuşmaması idi. Olaylar üzerine TKP bir açıklama yapmak ve BDP’nin saldırılara bir son vermesini istemek zorunda kalmıştı.4
BDP’nin hakim olduğu bölgelerde, kendi dışında aktif siyaset üretilmesine karşı koyduğu bilinen gerçeklerdendir. Bölgeye giden siyasetçilerin protesto edilmesinden, bölgede siyaset yapan kurumların irtibat bürolarının basılmasına kadar uzanan bir saldırganlık BDP siyasetinin “barış ve demokrasi” politikaları arasında yer almaktadır. Uzun zamandır birçok sol-sosyalist örgütün büroları basılmakta ve saldırıya uğramaktadır. Özgürlüğü ve demokrasiyi yalnızca kendisi için isteyen AKP’nin yanına iliştirebileceğimiz özel bir örnektir yaşananlar.
Birleşik Kamu-İş Konfederasyonu ve Eğitim-İş
Birleşik Kamu-İş Konfederasyonu 6 ayrı kamu alanında çalışan emekçiler tarafından kurulmuş bir konfederasyondur. Eğitim-İş bu konfederasyonun en büyük bileşenidir. 2005 yılında Eğitim-Sen’den ayrılan eğitim emekçileri tarafından tekrar açılan Eğitim-İş5 tüm kamuoyunda Cumhuriyetin kazanımlarını sahiplenen, Atatürkçü, laik-bilimsel-parasız eğitimi savunan bir eğitim sendikası olarak tanınmaktadır.
Eğitim-İş kurucularının, KESK/Eğitim-Sen’den ayrılma gerekçeleri defalarca kamuoyuna anlatılmış ve açıklanmıştır. Hem ayrılma gerekçeleri ve hem de ayrıldıktan sonra tutulan yollar zaten iki dünya görüşünün aynı çatı altında bulunmasının mümkün olmadığını da göstermiştir.
Örneğin Eğitim-İş, 2007 yılında gerçekleştirilen Cumhuriyet Mitinglerine katılan tek sendikadır. Eğitim çalışanlarının diğer bilinen sendikaları EğitimBir-Sen bırakın katılmayı, Cumhuriyet mitinglerine karşı çıkan cephede yer almıştır. Diğer eğitim sendikası TürkEğitim-Sen Cumhuriyet Mitinglerinden hep uzak durmuştur. Eğitim-Sen ise Cumhuriyet Mitinglerini “darbecilerin mitingi” olarak değerlendirerek AKP ile aynı ağızdan konuşmuş ve karşı çıkmıştır.6 Böylelikle Cumhuriyet’e yönelik alerjisini tekrar ifşa etmiştir.
Cumhuriyet Mitingleri üzerine birçok kara çalma gerçekleştirilmiştir. İftira kampanyasının arkasındaki güç AKP yandaşları, liberaller, dönek solcular ve kendisini hala solcu zannedenlerden başkası değildir. 14 Nisan 2007 günü Ankara Tandoğan Meydanında düzenlenen ilk büyük Cumhuriyet mitinginde konuşan Birgül Ayman Güler’in7 de söylediği gibi Cumhuriyet mitinglerine katılanlar “darbeci değil, devrimcidir…”8
Cumhuriyet Mitingleri, katılımcıların çağdaş bir Türkiye özlemine eşlik etmiştir. Milyonların katıldığı mitinglerde, bağımsız Türkiye taleplerinin dile getirilmiş, ABD ve AB emperyalizmine karşı çıkılmış, Cumhuriyetin kazanımlarının AKP tarafından tahrip edilmesine direnen insanların sesi çığlığa dönüşmüştür. Bu gerçeğin inkâr edilmesi, tüm karaçalmalara rağmen imkânsızdır!
15 Şubat 2009’da Ne Yaşanmıştı…
DİSK ve KESK önderliğinde Emek ve Demokrasi mitingi düzenlenmesine karar verildi. Eğitim-İş sendikası miting düzenleme komitesinde yeralmak isteğini bildirmiş olmasına rağmen, daha sonra Türk-İş’in de içinde bulunduğu düzenleme komitesi bunu kabul etmedi. Komitenin kabul etmemesinin tek gerekçesi, KESK’in bu konuda kesin ve engelleyici tavır almasıydı. Adı “Emek ve Demokrasi” olan bir mitinge, AKP karşıtlığı aleni, bağımsızlıkçılığı aleni, emek örgütü olduğu aleni olan Eğitim-İş neden alınmak istenmemişti?
Eğitim-İş korteji alana gireceği sırada kortejin önü KESK önlüğü giymiş görevli bir grup tarafından kesildi ve kortejin alana girişi engellendi. 1 Mayıs Ankara’da yaşanan olay bir tekrar olmanın dışında fiziksel saldırıya yönelmiş bir tavrı barındırıyordu içinde. KESK, Ankara’da yapılacak 1 Mayıs kutlamalarına Birleşik Kamu-İş/Eğitim-İş sendikasının katılımını engellemek için yandaşlarını –BDP’yi ve kuyrukçularını- provake etti ve Eğitim emekçilerinin üzerine saldırttı.
Eğitim-İş ve İlkeleri
Eğitim-İş ulusal bağımsızlıktan yana olan bir eğitim sendikasıdır. Eğitim emekçilerinin sınıfsal çıkarlarının devlet ve kapitalist sistem karşısında korunmasına büyük çaba gösteriyor. Devletin gerici bir tröst tarafından liberal sistem sayesinde ele geçirildiğini, emperyalizme entegre olmuş bu sistemin de üretici güçleri sömürdüğü söylüyor. Ayrıca, demokratik, bilimsel, parasız ve laik eğitimi savunuyor. Cumhuriyetin değerlerinin savunulmasını kendisinin varlık nedeni olarak açıklıyor… Bu ilkeler uzatılabilir ve açıklamalar derinleştirilebilir. Önemli olan şudur; Eğitim-İş’e saldıranların amacı nedir: Bir kurum savunduklarıyla tanınır ve var olur, o kuruma saldırmak savunduklarına ve ilkelerine saldırmak değil midir?
Avrupa Birliği ve KESK
Avrupa Birliği’nin kendisi gibi birlik olan sendikası da var, adı ETUC. ETUC, AB ülkelerine bağlı sendikaların oluşturduğu bir birlik, bütçesinin %85’i AB tarafından karşılanıyor.9 ETUC, takdir edilir ki, emperyalist bir birliğin emperyalist bileşeni. Sınıf dayanışması çatısı altında yürütülen gerçek aslında gelişmiş ülkelerin işçi sınıfının, azgelişmiş ülkelerin sömürülmesinden pay alması… Bir bilgi olarak aklınızda bulunsun, KESK de bir ETUC bileşeni ve hem fonlarından yararlanıyor -ama işin daha vahim tarafı- hem de ETUC’un sendikal eğitim formatına uygun bir tavır takınıyor.
AB, Türkiye’yi içerden Kürt yurttaşları kullanarak ve dışardan da Ermeni halkını kullanarak kuşatmaya çalışan emperyalist bir kurum; Türkiye’yi sömürgeleştirme projeleri AB’de pişiriliyor pazarlanıyor. Bu pazarlamada AB, içimizden işbirlikçiler buluyor ve kullanıyor. Proleter ulus ile kapitalist dünya arasındaki çelişkide AB’nin yeri belli.
KESK’i devrimci ve sol bir sendika olarak görmek bir yanılsamadan başka bir şey değildir. AKP’nin anayasasına evet demekten tutun, emek örgütlerine saldırmaya kadar uzanan bir kavram katliamında artık herkes gerçeklerle yüzleşmelidir. KESK/Eğitim-Sen’e üye olan yurtseverler artık uyanık olmalı, ya bulundukları kurumu değiştirmeli ya da oraya kan taşımaktan vazgeçmelidirler.
AB, ETUC, KESK, BDP, etnik bölücülük, Türkiye’nin bölünmesi, kuşatılması, sömürülmesi… emekçi halklar üzerine çöken siyasi kavram kargaşası, gericilik…
Birleşik Kamu-İş/Eğitim-İş… yurtsever bir mücadelenin en ilkeli bileşeni, ona vuranlar, faşizmin bileşenidir demek bir yanılgı olur mu?
Hatay Devrim
İlk-Kurşun
Bu e-posta adresini spambotlara karşı korumak için JavaScript desteğini açmalısınız
03/05/2011
1 Fakir Baykurt, Türkiye Öğretmen hareketinin devrimci lideri, TÖS’ün kurucu genel başkanı, yazar, Eğitimcilerin Sosyalist-Kemalist değerlere sahip çıkan düşünce ve eylem önderi.
2 Emirali Şimşek’in taciz davası ve KESK, BDP, Emirali Şimşek, Ufuk Uras ve EDP ile ilgili karma karışık ilişkilerle ilgili bakınız: http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalDetayV3&Date=2.12.2010&ArticleID=1031060&CategoryID=77
3 Sami Evren’in 12 Eylül Referandumuna “evet” denmesiyle ilgili açıklaması için bakınız: http://www.elestiriyoruz.com/guncel-haberler/referanduma-evet-ve-hayir-diyen-unluleri-listesi/
4 Olaylarla ilgili yapılan açıklama için bakınız: http://haber.sol.org.tr/soldakiler/tkp-bdp-saldirilari-durdurmalidir-haberi-40123
5 Eğitim-İş, Türkiye’de 80 Faşist darbesinden sonra açılan ilk kamu çalışanları sendikasıdır. Sendika 1990 yılının mayısında açılmış, yine 1990 yılının ekim ayında açılan Eğit-Sen ile 1995 yılında birleşerek Eğitim-Sen’i oluşturmuştur.
6 İlgili haber için bakınız: http://www.haberler.com/egitim-sen-den-cumhuriyet-mitingi-degerlendirmesi-haberi/
7 Prof. Dr. Birgül Ayman Güler, bugün CHP İzmir 2. Bölge Milletvekili Aday adayı olup, konuşma yaptığı tarihte Eğitim-İş sendikasının üyesidir. Güler, devrimci-sol-bağımsızlıkçı söylemleriyle tanınan bir akademisyendir.
8 14 Nisan 2007 yılında Birgül Ayman Güler’in konuşmasının tam metni için bakınız: http://www.acikistihbarat.com/Haberler.asp?haber=6547
9 Yıldırım Koç, Avrupa Sendikacılığı Enternasyonalizm mi? Çağdaş Misyonerlik mi?, Kaynak Yayınları, 1. Baskı, 2006, s.52. Ayrıca, ETUC’un yapılanması ve AB ile olan ilişkileri için Yıldırım KOÇ’un ve “Batılı İşçi Sömürüye Ortak” kitabına da bakılabilir.



