Hrant Dink bir suikast ile öldürüldü, Türkiye’de bir yara kanıyor; böylesi bir ölümün, nasıl bir acı olduğunu, suikastlara defalarca kurban vermiş olan biz Kemalistlerden daha iyi kimse bilemez…
Dink, 80 öncesinin devrimci eylemlerine katılmış, bir ara adını “Fırat” olarak değiştirmiş, sonra derin bir sessizlik ve hazırlık dönemi… Türkiye Ermenilerinin soykırımla ilgili bir çıkışları olmamış hiçbir zaman, hatta Diaspora ile kimi zaman ters düşmüşler… Asala’nın kanlı eylemlerine karşılık, “Türkiye Ermenileri”ne kimse dokunmamış, doğru olanı yapmışız…
Dink, ÖDP’liydi… ÖDP, Türkiye’de kendini sosyalist sayan liboş takımının, “sol”u AB politikalarına peşkeş çekmenin ve ayrılıkçı Kürt hareketinin meşrulaşma zemininin adreslerinden birisi. Bir tür emperyalistlerin işbirlikçisi bir parti… Oral Çalışlar tarzı kimi döneklerin yığıldı ucube bir çatı.
Dink’in cenazesi, “sessiz bir yürüyüşe” sahne oldu. Cenaze’yi organize eden komite, “sessiz” olmasını özellikle istedi. Çünkü olası bazı sloganlardan rahatsız olanlar olabilirdi. Bu “rahatsız olma” durumunu birazdan çözümleyeceğiz. Hepsi bir tarafa; çok büyük bir kesimi kesinlikle rahatsız edeceği belli olan bir yazıyla, “Hepimiz Hrant’ız, Hepimiz Ermeniyiz” yazısıyla on binler yürüdü. Türkiye’nin çok geniş bir kesimi de bundan rahatsız oldu ve yine geniş bir kesim, “Ne Mutlu Türküm Diyene” özdeyişini hatırlamak gereksinimi duydu.
Peki neden cenaze sessiz bir törene sahne oldu? Neden sessizlik istendi, bu sessizlik kimin sesini kısmak içindi? Çıkacak olan o seslerden kim, neden rahatsız olacaktı? Hrant neyi temsil ediyordu? Bu sessizlik bir teslimiyet olabilir miydi?
Böylesi bir cenaze, gerçek sol söylemlere de sahne olabilirdi aslında ve sloganlar içerisinde, “emperyalizm” karşıtı sloganlar olabilir, AB ve ABD kınanabilir, gözü dönmüş kapitalist vahşet lanetlenebilirdi. Sesi kısmak istemelerinin gerçek nedeni, AB’ci partinin bir mensubunun ve suikasta kurban gitmiş bir gazetecinin cenazesinde “ters” bir mesajın verilmesinin önüne geçmekti. AB ve ABD’ye teslimiyetin “kutsal son vazifesi” bu biçimiyle gerçekleşecekti. Ne de olsa cenazeye katılan kalabalığın başında ABD büyükelçisi yürüyordu… Gerçek şu ki; tersten okunan bir diyalektik ile “sonuç, nedeni” açıklıyor bize.
Peki ne idi AB gerçekliği ve Dink’in öldürülmesinin gerekçeleri ve sonuçları ne olabilirdi, ülkeye çizilmek istenen “rota”nın açıklaması nedir?
Üç başlık altında toplayalım:
- Ulusalcı Direnişi Kırmak: Hiç de garip değil, ABD ve AB emperyalizme karşı Türkiye’nin geniş bir kesimi, Mustafa Kemal’in bağımsızlık şiarını hatırladılar. Yurt dışından gelen zulme karşı birleşen Atatürk Milliyetçisi çevrelerin uyanışı, tabandan yanıt bulmaya başladı. Cumhuriyet’in değerleri tekrar anımsandı, dip dalgası genişledi, ulusal uyanışın “millici” anlayışı kök salmaya başladı. Türkiye’nin her yerinde, Mustafa Kemal’in emperyalizme karşı bir direnç örgütü olarak kurduğu “Devlet”in bağımsızlığının ne demek olduğu iyiden iyiye içselleştirildi. Ve… Türk\İslamcı üç beş faşist bir araya gelerek, Dink’i öldürdüler, “akıllı olsun dediler Orhan Pamuk” için… Medya ışık tuttu bu olaya, geniş halk kitlelerine döndüler ve dediler ki; “ Ey Türkiye Halkı, bakın işte, milliyetçilik denilen şey işte böyle kötü bir şey!”…
Bu oyun ilk defa oynanmıyor, dış politikadaki başarısızlıklar ve onursuzluklar nedeniyle uyanışa geçen ulusal bilincin kirletilmesine bir araç gerekliydi… Direnç kırılmak isteniyor…
- AB’ye Karşı Gardımızı Düşsün: 301, “Türklüğe hakareti cezalandırmayı” öngören bir madde. Maddenin benzerleri AB ülkelerinde de var. Canı sıkılan AB, Orhan Pamuk ve Hrant Dink’in bu maddeden yargılandıklarını görünce buyurdu; “Kaldırın şunu”. Neden; çünkü bu maddeden yargılanan insanlar rahatça Türkiye’ye ve Türk Milletine hakaret edemiyorlar. Hakaret ettiklerinde yargılanıyorlar ve halkta bu yargılanan adamlara karşı bir tepki oluşuyor, kaldırın!..
“Kaldırmayız diyenler” ile “kaldırın diyenler” anlaşamadılar ve madde öylece kaldı… “İnsan haklarının beşiği olan Avrupa Birliği’nin dediğini yapmadınız ve Hrant Dink bu yüzden öldürüldü, bırakın artık bu savunma biçimini…”
Düşünmeliyiz sanırım, AB bizi teslim almaya mı çalışıyor?
- Türkiye’nin Kuşatılmasında Üçlü İttifak: Türkiye; Ermeni Diasporası, Türkiye’deki Kürtçüler ve Irak’taki Amerikancı Kürtler tarafından kuşatılmakta. Ancak bu üçlü ittifakın iki unsuru, Ermeniler ve Kürtler 1915 olaylarında kıyasıya bir boğazlaşmanın tarafı durumundalar. Sevr’in uygulamasındaki engellerinden biri de buydu ki, Erzurum Kongresi’ne Kürtlerin katılma gerekçelerinden biri de bu “hasım” durumla ilgilidir. Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da Kürt aşiretleri, bulundukları toprakların Hıristiyan Ermenilere verileceğini duyunca yerel direniş örgütlenmelerine girişirler. Karabekir Paşa, Anadolu Kürtlerini “Kurtuluş Savaşı”na bu “hasım” durumun ittiğini belirtmiştir kaynaklarda. Gel gelelim, Hrant Dink, Ermeni Diasporasının dünyada uyguladığı politikaya ters bir şeyler söylemeye başlamıştı. 1915’te yaşanan boğazlaşmayı bir “soykırım” olarak niteleyen Dink, “bu soykırımı Türklerin değil, Kürtlerin yaptığını” söyleyerek, emperyalizmin çıkarlarına ters düşecek bir adım atmış oldu. Bir başka deyişle, Türkiye’nin yurt dışından kuşatılmasında ittifak içinde olması gereken iki kesimin arasını, tarihsel bir iddia ile açmaya yeltenmişti Dink. Dink’in ortadan kaldırılması, bu iki kesimin arasının açılmasının derinleşmesini engellemek amacıyla gerçekleştirilmiş olabilir mi?..
Nitekim Ermeniler ile Kürtçülerin arasında oluşması muhtemel bu ayrım, emperyalizmin hedeflerini bozmaktadır. Çünkü bu iki kesim, Türkiye’nin dıştan kuşatılma sürecindeki görevlilerdir. Bu ikisi arasındaki nifak derhal derinleşmeden ortadan kaldırılmalıdır. Türkiye aleyhtarlığı, bu iki kesimin “ortak payda”sıdır.
Hrant Dink… önce yıldızı parlatıldı ve öldürüldüğünde, “gürültü koparılacak bir ünlü” haline getirildi. Türkiye on yılladır üzerinde oyunlar oynanan bir coğrafya… Sevr’in hortlamasını bir paranoya diyerek geçiştirmeye çalışanlar garip bir işbirlikçi ittifak içinde aynı kitabı okuyorlar. Liberaller, Dönekler, Kürtçüler; hepsi Kemalist anlayışa durmadan saldırıyorlar. Kulağımıza çalına bu seslerin tek nedeni var, uyanan bilincin devrimci canlanışını törpülemek. Türkiye, dostu olmayan bir ülkeye dönüştürülüyor, dış politikada yalnızlaştırılıyor, Kürtçü bir anlayış ile Ermeni Diasporası kuşatmanın malzemeleri olarak görünüyor. Yakın geçmişten kaynaklanan sorunlar yakın geleceğimizi etkileyecek. Türkiye parçalanıyor ve bu daha çok işbirlikçiler eliyle yapılıyor… “Harekete geçmek için henüz erken” diyebilir miyiz?...
Hatay DEVRİM
Bu e-posta adresini spambotlara karşı korumak için JavaScript desteğini açmalısınız



