Gevezelerin Söylemleriyle Polemik
Seçim sonuçlarını yorumlayan gazetecilerin ağzı kulaklarında… Hemen hepsi AKP’nin kazanmasından çok memnun, mutlular. İşin ilginç yanı da CHP’ye saldırıp duruyorlar; hem CHP’ye oy vermiyorlar, hem CHP’nin kazanmasını istemiyorlar ve hem de CHP’ye saldırıyorlar. Oysaki onların istediği olmuş, AKP kazanmış CHP kaybetmiş. Peki hala neden CHP’ye saldırıyorlar?
Demokrat görünen, top sakallı, çokbilmiş, çok okumuş ve çok yazmış Yalçın Doğan; “CHP’nin misyonu bitmiştir” dedi ekranlarda, “Bu partinin varlığına gerek yok!” dercesine… Yalçın’a kimse sormadı, “2001’de kurulmuş AKP’nin misyonu var ama bu ülkeyi kuran CHP’nin misyonu yok” öyle mi?
Bu adamların CHP’nin kaybetmiş olmasından memnuniyet duymaları gerekiyorken, CHP’ye kustukları bu öfkenin nedeni ne olabilir? Bütün işbirlikçiler, borsacılar, sermaye sahipleri, Aydın Doğan’cılar, gericiler, Kürtçüler, II. Cumhuriyetçiler, Avrupa Birlikçiler, neden sürekli CHP’yi eleştiriyorlar? Yoksa bunlar, CHP’nin iktidar olmasını mı istiyorlardı, beklentileri mi boşa çıktı?..
Günah Keçisi: Cumhuriyet Halk Partisi
Türkiye’nin tek ele geçirilmemiş kalesi olan CHP, egemen güçlerin medyası tarafından biçimlendirilmek isteniyor, açık açık dedikleri şu; “Bak arkadaş, bizim istediğimiz gibi işbirlikçi bir parti olmazsan, seni hem soldan, hem sağdan kuşatır kelaynak kuşuna döndürürüz…”
Cumhuriyetin kalesi olarak CHP üç taraftan sıkıştırılmaktadır:
Birincisi, işbirlikçi solcular; Ufuk Uras gibi Baskın Oran gibi…
İkincisi, ABD maşası yobazlar; AKP ve Amerikancı tarikatlar gibi…
Üçüncüsü de CHP’ye oy verilmemesi için çabalayan sahte CHP’liler; Mustafa Sarıgül, Hikmet Çetin, Celal Doğan gibi…
Cumhuriyet ve Laiklik ise tarikatlar ittifakı ve ABD kuklası AKP tarafından kuşatılmış durumda. Gerçek Cumhuriyet Halk Partililer ise ikili bir kıskaç altında, artık Deniz Baykal’ın genel başkanlığında seçim kazanma ihtimali yok, kıskacın diğer ucunda Baykal’ın alternatifi de yok… ama biz bu kuşatmayı yaracağız…
Baykal, bu seçim sürecinde ve dört buçuk yıllık AKP iktidarında hiçbir yanlış yapmadı, Cumhuriyet’e sahip çıktı, Laikliğe sahip çıktı, 350 milletvekili olan AKP’ye Cumhurbaşkanı seçtirmedi… ve bunların hepsinden daha önemlisi, AKP iktidarının yolsuzluklarını çarşaf çarşaf açıkladı… Bugün medyadaki gevezelerin Baykal ve CHP’ye yönelik saldırılarının altında bu yatıyor…
Egemen çevrelerin CHP için düşündükleri şu, sağda RTE ile yarattıkları kültürsüz, hırsız ve kukla bir liderliği, CHP’de sararmış bir gül ile yaratmak… Baykal bugün, halk tarafından sevilemediği ve bir seçim kazanamayacağı için eleştirilmiyor televizyonlarda, tam tersine Cumhuriyeti sahiplendiği için de kafakarıştıraloglar tarafından yerle bir ediliyor… Baykal, eleştirilecekse, bu gerçek Cumhuriyet Halk Partililerin işidir, bu bizim işimizdir… ve biz bunu Aydın Doğan medyasının önünde yapmayız, yapmayacağız…
Ve lütfen bakar mısınız CHP’li muhaliflere… Nato’nun Valisi Hikmet Çetin, hırsızlıktan ihraç edilmiş bir belediye başkanı, “eski” Baykal’cı ve “eski” Milletvekili Hasan Aydın, Hasan Aydın ile Kartal’da papaz olmuş Mehmet Moğultay… Saymaya bile gerek yok… ve yakından ilgilenenler bilirler, bu insanlar genellikle Baykal başarısız olsun da gitsin diyerek CHP’ye oy bile vermeyen insanlardır… ve şimdi bunlar CHP’nin geleceğini konuşuyorlar, İsmet Paşamızın deyimiyle söyleyelim; “Hadi Ordan!”
Medyadaki çelişkiler saymakla bitmez ve bugün geldiğimiz noktada gerçek, “medya canavarı”nın siyasi gündemi ve gidişatı belirleyen en büyük güç olduğudur… Şimdi bunlarla ilgili birkaç soyutlamayla devam edeceğiz…
Medya ve İktidardaki AKP
Medya, AKP’nin çok başarılı olduğu, icraatlarının iyi olduğu, iyi bir dış politika yürüttüğü ve ekonomide “istikrar” sağladığı için tekrar ve oylarını arttırarak iktidar olduğunu söylüyor. Gel gör ki kimse, işin odak noktasına temas etmiyor:
İnsanların, dört buçuk yıldır yoksulluğu giderilemediği için “iktidarın dağıtacağı erzaka ve kömüre ihtiyaç duyduğu” ve bunun için iktidar partisine oy attığına…
İnsanların, “medya tarafından AKP’nin yolsuzlukları verilmediği için” iktidar hakkında yeterli bilgi sahibi olamadığına…
Karısını, kaynını, kayınbiraderini, hemşerisini, cami imamını devletin orasına burasına yerleştirmesini halkın bilemediğine…
Terörün bu hükümet süresince neden azgınlık gösterdiğine…
Stratejik kuruluşlarımızın Rum-Ermeni-Yahudi demeden yok pahasına satılmasına…
“Minareler süngümüzdür” diyen RTE’nin, Irak’ta minareleri yıkan BOP’un eşbaşkanı olduğuna değinilmiyor…
Tarikatlara…
AB’ye…
ABD’ye…
Medya kuruluşlarının desteğine kimse değinmiyor… Olacak iş değil..!
Çünkü bu gevezeler, tv ekranlarında 1 Mart tezkeresini savunacak kadar aşağılık ve satılık olabiliyorlar…
CHP’nin sağa kaydığı söylemi tam bir iftira tam bir safsatadır…
Sosyal politikalarının olmadığı tam bir kara çalmadır…
Baykal ve CHP Türkiye’nin bölünme senaryolarına hayır dediği için belli bir bölgeden oy alamamış olabilir…
CHP, AB’nin küçük düşüren dayatmalarına olur vermediği için işbirlikçiler tarafından destek görmemiş olabilir…
Annan Planı’na karşı çıktığı ve doğruları söylediği için eleştirilmiş olabilir… ama bunların hiç biri bu politikaların yanlış olduğunu göstermez; tam tersine bir durum söz konusu, doğru ile yanlış yer değiştirerek halka servis yapılıyor…
Bu gün bu ülkedeki seçim sonuçlarında medyanın etkisi olmadığını kimse söyleyemez, kapkara bir partinin aklanmasında medyanın nasıl bir katkısı olduğunu hepimiz biliyoruz… Türkiye’de yapılmış olan bir anket, ABD karşıtlığının %91 olduğunu ortaya koydu. Seçim sonuçları ise ‘tarihin en Amerikancı partisi’ni iktidar yaptı. Medyadaki gevezeler bunun nasıl olduğunu niye tartışmıyorlar… Çünkü bu tartışmanın sonunda, kendilerinin oynadıkları “tarihsel komedya” var…
Türkiye’de Cumhuriyet Mitingleri gösterdi ki, AB karşıtlığı ve sol refleks çok üst düzeyde… Buna rağmen, medya gevezeleri AB’ci bir partinin nasıl iktidar olduğuna yine bir yorumu bilinçli olarak getirmezler… Çünkü gerçeklerin görünmesinin önüne perdeyi çekenler kendilerinden başkası değildir!
Kemalist Politika Bir Yanılsamayı Aşıyor
Kemalist Politika biliyor ki; seçim sonuçlarına en çok ABD, AB ve Barzani sevindi. Türkiye tarihinde hiçbir partinin işbirlikçiliği bu kadar net resmedilmemişti.
Emperyalizm, CHP’nin karşısına yalnızca sağ bir alternatif koymamıştır; işbirlikçi solcular olan Ufak Uras gibi maşalar, bugün sol cenahtan AKP yardakçılığı ve yandaşlığı yaparak CHP’ye vurmakta ve eleştirmektedirler… Kendisini solcu gibi gösteren bu hareket, Türkiye’de solun kirletilmesine katkı sağlayarak, dolaylı olarak emperyalizmin değirmenine su taşıyacaktır. “Tehlike” her zamankinden daha büyüktür…
Türkiye’de gerçekleri gören seçmenlerin azınlıkta olması hoş bir durum değil ama önemli bir ayrıntıdır. Geleceğin Cumhuriyetçi İktidar Kurgusu, bu gerçek ve bu ayrıntı üzerinde inşa edilecektir. Bugün kimse, siyasetin ana unsurları olan “para ve güç” ilişkilerini değerlendirmeden bu seçimin nesnel bir analizini yapamaz. “Para ve Güç” ve “Medya” bileşkesi, Küreselleşmenin emirlerini yerine getiren AKP’yi iktidar yapmıştır. Fakat AKP’nin kendisine biçtiği rol, yalnızca bu emirlerin uygulanması değil, aynı zamanda 85 yıllık bir mürteci hareketin baş aktörlüğüdür.
Bugün Cumhuriyetçi Cephe şunu bilmelidir; AKP iktidarı sıradan bir “sağ parti” iktidarı değildir. Demokrat Parti’den bu yana evrilen Karşı Devrim çizgisinin bir ürünü olmasına rağmen, onlardan daha tehlikeli, daha güçlü, daha işbirlikçi ve daha gericidir… ve bugün medya, her zamankinden daha güçlü, daha etkin ve daha nüfuzludur… İşte bu yüzden, klasikleşmiş siyaset etme biçimleri, AKP karşıtı mücadelede geçerli olmayacaktır… Cumhuriyetçi Cephe, kendisini yıpratacak her türlü yayından, konuşmadan, toplantıdan uzak durmalıdır, iç çelişkiler bastırılmalı ve tek vücut görüntüsü verilmelidir. Kemalist Politika, artık, bu stratejinin kurgusunu yapmakla meşgul olacaktır.
Hatay Devrim
Bu e-posta adresini spambotlara karşı korumak için JavaScript desteğini açmalısınız



