Kemalist Politika

Politikanın Merkezi

Son Güncelleme03:46:10 PM GMT

Ahmet Altan'a açık mektup!

E-posta Yazdır PDF
"Kara Cuma" başlıklı yazısı Taraf'ta yayınlanınca; ülke bitmiş, demokrasi umudu tükenmiş, barış-kardeşlik rafa kalkmış, sanki dünyanın sonu gelmiş duygusu estirmiş Ahmet Altan Efendi. Peki, ne olmuş? Ülkede hukuk işlemiş, DTP kapatılmış. Sürekli Ergenekon konusunda "hukuk üstünlüğünü" gündeme getiren Altan, hukuk uygulanınca hezeyana kapılmış.  

ahmet-altanŞaşırdım doğrusu.

Bu DTP; otuz bin kişinin katili Öcalan'a liderimiz diyorsa, teröristlere özgürlük savaşçısı muamelesi çekiyorsa, TSK'yı işgalci görüyor, tüm demokrasi bileşenlerini dağa çıkmakla tehdit ediyorsa, iki sözünden birisi ülkenin bölünmez bütünlüğüne saldırıysa, PKK'yı savaşın meşru tarafı ilan edip savunuyorsa, bir kez terörizmi kınamıyorsa,… Soruyorum size; kapatılmayacak da ne olacaktı?

Yaptığı her eylem ve söylemle "Beni kapatın" diye bağıran DTP kapatılmasaydı, halkın hukuka, adalete güveni kalır mıydı?  Neymiş, demokrasilerde parti kapatılmazmış! Sanki demokrasi kurbanlık koyun, istediğin kadar sabote et, hatta yok etmek için her şeyi yap, sonra "demokrasi demokrasi" diye sayıkla. Kim inanır sana! Herkes bilmeli ki demokrasinin de kendini savunma mekanizması vardır ve zamanı geldiğinde harekete geçer.

Sormak lazım Altan Efendiye; mavi çarşı yakılırken, ulus çarşısı bombalanırken, Güngören’deki çöpe yerleştirilen patlayıcılar ateşlenirken, yollara döşenen mayınlar kalleşçe patlatılırken, senin demokrasi şehidi ilan ettiğin DTP neredeydi? Kem küm laflarla geçiştirmediler mi hepsini! Bırakın kınamayı, "savaşta olur böyle şeyler" demeye getirmediler mi?

Neymiş, "Kara Cuma" imiş.
Anayasa Mahkemesinin verdiği bu karar, az da olsa Türk halkının gönlüne su serpmiştir. Sokaktaki vatandaş, AKP-DTP-PKK saldırısına karşı bir nebze olsun rahatlamış, ülkenin savunma mekanizmalarının kısmen de olsa işlediğini görerek biraz olsun kaygılarını gidermiştir.

Aslında bu Altanları dikkate alıp yazmak bile akıl karı değil. Fakat özellikle Ahmet Altan (Bundan sonra kendisine A.A. diyeceğim) DTP hakkındaki kararı kendine sorun edip, kriz ataklarından birini yaşamış, yazısından öyle anlaşılıyor. Biraz gönlünü alıp, biraz da yol göstereyim istedim. Bilirsiniz "zat-ı âlileri" ülkemiz açısından olmazsa olmaz düşün insanlarıdır. Neredeyse, olmayan demokrasimizin bel kemiğini oluştururlar ailecek. Şeytan kulağına kurşun, başlarına bir hal gelirse tek düze düşünmekten ve yaşamaktan nice sefil hallere düşeriz toplum olarak. Farklı düşünenimiz kalmayacağımızdan, maazallah sürüye dönüşürüz bir çırpıda.

Ahmet ALTAN’a Açık Mektup

Sayın A.A.!
Anayasa Mahkemesinin aldığı karar üzerine sinirlenip, kahır dolu bir hafta sonu tatili geçiriyormuşsun. Kafana takma böyle şeyleri. Çünkü her şey eski tas, eski hamam devam eder. Daha önce de “aç-kapa-aç” olmuştu bunlar.

Birincisi, sen hiç üzülme en kısa zamanda DTP’nin yerini tutacak özdeş bir parti kurulur. Hatta BDP (Barış ve Demokrasi Partisi) yedekte bekliyor bile. Kurulmasa da pek fark etmez, zaten ülkeyi “aç-kapa-aç” anlayışı yönetiyor.

İkincisi, beğenmediğin Türk Hukuk sisteminin verdiği kararları denetleyen ve senin ağababalarının mahkemesi olan AİHM, bu konudaki son kararı verecektir.  Kısacası gamlanma sen, yanlış hesap Bağdat’tan... pardon Strasburg’dan döner.

Ayrıca yazında "…Türklükten utanıyorum" demişsin. Bak buna hiç şaşırmadım. Ancak senin gibi bir oryantal-ist kökeninden utanır. Hem, Türk olmak zorunda da değilsin. Her insan hissettiği kökendendir. Şimdi bir Türk çıkıp ben Ermeniyim dese, ona saygı duymaktan başka ne diyebiliriz ki. Mehmet Scholl'e kimse ‘Neden kendini Alman hissediyorsun’ diye kızmıyordur sanırım.

Ha Türk olmuşsun, ha Ermeni ne fark eder. Önceliğimiz insan olabilmektir, hür ve bir orman gibi kardeşçesine.

Bak A.A., senin ne hissettiğini empati yapmama rağmen bir türlü çözemedim. Benim eksikliğime say, o kadar plüralist olamadık. Ama gel "insan olabilme" ekseninde paydaşlık kuralım. Gerçek anlamda eşitlikten, özgürlükten ve barıştan yana olalım. Her isteğin şimdiden kabulümdür.  

Önce şu bir kaç ilkede anlaşalım.
- Kıvırmadan, adam gibi demokrat olalım.
- Cumhuriyete, TSK'ya, yargıya sövmenin "demokratlık kıstası" olmayacağını bilelim.
- Eşitlik ve özgürlük mücadelesinde evrensel düşünelim.
- Liberalizmin ancak "açlık ve sefalet özgürlüğü" verebileceğini anlayalım.
- Tüm dünyada "açlık kol gezerken", "barış rüyası" görmeyelim.
- Emperyalizm ve kapitalizmin, barışın düşmanı ve insanlığın en büyük belası olduğunu kabul edelim.
- ABD ve AB’nin emperyalist anlayışına asla maşa olmayalım.
- İkiyüzlülüğü bırakalım.
- Düşüncemizi, inancımızı ve vicdanımızı kiraya vermeyelim.
- "Bir kadın memesine" gel vatanı satmayalım.

Mızmızlanmaya başlama gene!  Bak ne kadar kolay uzlaştık değil mi?

Ayrıca; Anayasa Mahkemesinin kararına feveran etmişsin. Bir zamanlar ben de eleştirmiştim kararlarını. Ama senin gibi salya-sümük değil, rasyonellik sınırlarında kalarak. "Gerekçesi yazılmadan karar açıklanmaz" demişsin. Sanırım birçok davanın gerekçesi, AKP davası dâhil sonradan açıklanmıştı. Yani Anayasa Mahkemesinin böyle bir geleneği var senin anlayacağın. "Anayasayı çiğneyen bir Anayasa Mahkemesi'ne mi güveneceğiz?" diye soruyorsun. Valla seni bilmem ama bizim hukuktan başka güvenebileceğimiz bir kurum yok. Mahkemelerin kararına karşı boynumuz kıldan ince. Fakat senin şikâyet edip yakınacağın birçok farklı kanalın şüphesiz vardır. Hem dünya turuna çıkarsın, hem de ödüller toplarsın. Hadi kıyaksın gene.

Haa unutmadan, Ergenekon hezeyanlarından fırsat bulabilirsen roman yazmaya başla tez elden. Sana ne BBP liderine düzenlenen komplodan, bak eline yüzüne bulaştırdın işte. Senin gibi bir adam, kıytırık bir spikerden özür dilemek zorunda kaldı. İyi-kötü yazmayı dene. Kadından, rakıdan yazsan kâfi. Belki de Nobel sırası sana gelmiştir, kim bilir!

Ayrıca yazında, "DTP’yi bütün Kürtlerin temsilcisi" konumuna yükseltmişsin. "Şimdi Kürtler ne yapacak?" diye de soruyorsun. Birincisi, DTP bütün Kürt kökenli vatandaşlarımızın temsilcisi değildir. Bekle, hemen itirazı patlatma! Doğu ve Güneydoğu bölgesinden aldığı oy, baskı ve korku kaynaklıdır. "Ya din, ya dil" ikilemine sıkıştırılmış insanların zorunlu tercihini "demokrasi" diye pazarlamaya kalkma sakın. İspatı da, batıda yaşayan Kürtlerdir. Örneğin dünyada en fazla Kürt’ün yaşadığı kent olan İstanbul’da DTP’nin aldığı oy ortada. Neyin hesabını yapıyorsun ki.

Ey A.A, şimdi beni iyi dinle;
Satırlarında "siyasetten umudunu kesen gençler, akın akın dağa giderse ne olacak?" diye yazarak, dolaylı yoldan Kürt kökenli gençleri sanki dağa çıkmaya teşvik eder bir halin var. Bu kışkırtıcı, düşmanlaştırıcı, ayrıştırıcı söylemi kullanmanı hiç yadsımıyorum, fakat bunu "barış" adı altında yazmanı timsah gözyaşlarına benzetiyorum. Bence şimdiden ellerini ovuşturmaya başladın bile, ne de olsa senin için ekmek parası!

Anayasa Mahkemesinde "Ben Kürdüm" diyen bir yargıcın bulunmadığından bahsediyorsun. Doğrudur. Ama senin anlayamadığın, kafanın basmadığı şey tarafsızlık ilkesidir. Ben "filancayım" diye bağıran bir yargıcın verdiği kararları başta hukuk olmak üzere kimse kabul etmez, inandırıcı bulmaz. Herkesin eşit olduğunu anlatmak için elinde "Adalet terazisini" tutan, gözleri bağlı heykelin aslında tarafsızlığı ifade ettiğini çok iyi bilirsin de fakat anlamazlıktan gelirsin.

"Ben Kürdüm" diyen bir hakimin varlığını bugün sen talep edersen, yarın "Ben Müslümanım" diyen bir hakimden sağlıklı karar bekleyemezsin. Önemli olan yargıçların dili, dini, ırkı değil objektif karar vermeleridir. Korkarım bu kafayla sen AİHM’den çıkacak karara da benzer gerekçelerle itiraz edersin!  

Ayrıca, (hafızam beni yanıltmıyorsa) DTP’ye kapatma davası açan Abdurrahman Yalçınkaya'nın, Kürt kökenli bir savcımız olduğunu da hatırlatmak isterim. Daha ötesi, devletin en tepesi dâhil birçok Kürt kökenli insanımızın her mevkide hiçbir ayrıma uğramaksızın görev yapabildiği bir Türkiye gerçeğidir. Bunları sen de biliyorsun da yazmak, söylemek “görevlendirilmenle” bağdaşmıyor. Sen ille yara kaşıyıp, kardeş düşmanlığı yapacaksın ya, anlıyorum senin derdini.

Lafı fazla uzatmaya gerek yok A.A Efendi. Bu topraklar senin gibi ne gasteci-yazarlar gördü, şükür bu günlere geldik. Kuşkumuz yok, yarınları da birlikte yaşayacağız. Unutma, dosttan düşman-düşmandan dost olmaz. Bin yıldır birlikte yaşayan Türk-Kürt kardeşliği bunca acıya, bunca yaraya rağmen asla düşmanlığa evrilemeyecektir, bunu da böyle bil.

İnsan ve vatan sevgisine kavuşman dileğiyle…

Bu e-posta adresini spambotlara karşı korumak için JavaScript desteğini açmalısınız         

Yorum ekle

Güvenlik kodu
Yenile