Kemalist Politika

Politikanın Merkezi

Son Güncelleme03:46:10 PM GMT

Açılımda son perde: Kusmuklu demokrasi

E-posta Yazdır PDF

Fıkra meşhur; çiftçi çocuklarını toplamış, tarlasına musallat olan hırsızı kimin yakalayabileceğini sormuş. Büyük oğlu gönüllü olup başlamış tarla kenarında beklemeye. Gel zaman, git zaman bir gece yarısı başlamış bağırmaya: "Yakaladım baba, yakaladım!"

Babası büyük bir memnuniyetle; "Getir onu buraya" diye seslenmiş oğluna.

Oğlu mahcup bir edayla; "Gelmiyor baba" demiş.

Baba şaşırıp kalmış. Aklına pratik bir çözüm gelmeyince, biçare seslenmiş oğluna; "...hırsızı bırak ta gel bari."

Oğlu bitkin bir sesle babasını cevaplamış: "Bırakmıyor ki beni, geleyim" demiş.

"Bizim oğlan AKP" Kürt sorununu çözeceğim diye düştü bir açılım sevdasına, şimdi bocalayıp duruyor. Ne açılım bitti diyebiliyor, ne de devam edebiliyor. Kem küm laflarla ‘açılım sürecek’ dese de, ne yapacaklarını-nasıl açılacaklarını bir türlü söyleyemiyor. Yani açılımın iktidar cenahında, pür telaş ‘acemi gelin’ halleri gözleniyor bu günlerde.

Açılımın "esas oğlanı" İmralı’dan isteklerini sıralıyor tek tek. Avukatlarının dilinden son arzusu gündeme düştü; “büyük boy TV istiyormuş” baş muhatap. Şurasında Dünya kupası finallerine ne kaldı ki, zaten hazırlıklar üç-beş ay sürer! Daha televizyon sipariş edilecek, adaya gelip kurulacak, baş muhatap beğenecek. Ya beğenmezse! Ya led tv isterim diye tutturursa! Zaman ancak yeter, tez elden harekete geçile. Yoksa sokaklar tekrar yangın yerine dönebilir.

"İşbirlikçi oğlanlar" Taraf’ta toplantı yapmışlar. Soruna, güya demokratik çözüm yolu arıyorlarmış. Hiç tetikçilerden demokrat olur mu, onların pişireceği çorba içilir mi? Koca ülkeyi kaosa sürüklemeyi kendine uğraş edinmiş olanlar, topluma huzur-barış-demokrasi getireceklermiş! Güldürmeyin adamı.

Hatırlanacağı üzere Odatv.com sitesi, taraf gazetesinin hoca efendi cemaati tarafından finanse edilip desteklendiğini, hatta gerçek-sahte ‘sızdırma belge’ yoluyla,  - başta TSK olmak üzere- ulusalcı/Cumhuriyetçi kurum ve kişileri hedef alan haberler yapmalarına zemin hazırladığını birçok kez gündeme getirmişti. Nur topu gibi ‘cemaat demokrasisi’ yavaş yavaş, hazmede hazmede enjekte ediliyor topluma. Sindirim problemi çıkaranlara karşı “kusmuklu demokrasi” altında,  izole edici Ergenekonlaştırma hemen devreye sokuluyor. Gık diyen Ergenekoncu ilan ediliyor. Hem de en azılı terörist oluveriyorsunuz, siz daha anlamadan.

Her gün hedef gösteren, kelle isteyen taraf’ın çatısında ülke sorunlarına çözüm aranıyorsa vay halimize. Onların işi zaten sorun yaratmak, çözümsüzlüğe kördüğüm olmak değil mi?

Filmimizin diğer karakteri ise “stepne oğlan.”  İstanbul’dan seçilip trenle Ankara’ya giderken, Mustafa Kemal’in meclisine bir sosyalist olarak girdiğini gururla söylüyordu. O ‘sözde sosyalist’ olduğunu, ABD başkanı Obama’yı ayakta alkışlayarak gösterdi. TBMM’nin tek sosyalisti “AKP'ye Karşı Sol Seçenek" adıyla düzenlenen panelde AKP'yi savunup, AKP'ye destek isteyerek” (22.06.2008, haber.sol.org.tr) dönekliğini zaten perçinlemişti. Her nasıl olacaksa, şimdi de sosyalistliğini ‘ırkçı bir parti’de sürdürmeye hazır olduğunu beyan ederken “bazen işe yaradığını” kendi ağzından itiraf ederek stepne olduğunu da dolaylı biçimde kabul etti. Bölücü ırkçılığın yürümesi için kullanılan bir tekerlekten solcu olur mu!

akp-pkk-acilimi-woman-in-red

Oysa ona oy veren İstanbullu sosyalistler, onu Tekel işçisinin yanında gece-gündüz eylem yaparken görmeyi isterlerdi. O ise ABD/AB işbirlikçilerinin yanında “Darbelere karşı 70 milyon adım” (30/10/2009 zaman.com.tr) eylemini destekleyerek, ‘işçi sınıfı-sosyalizm’ ilişkisinin “tali” olduğunu kendi çapında göstererek yeni bir sosyalist (!) jargon üretmiş oldu.

Herkesin eylem ve düşüncesine şüphesiz saygımız var. Ancak asıl sorun, ‘stepne oğlan’ın kamuoyuna ‘solcu’ takdim edilmesi. İsmi kirletiyor bir ideolojiyi, kaygımız ve itirazımız ondandır.

Daha önce yazmıştık, bölücü/yıkıcı örgütlenmenin "aç-kapa-aç" olacağını. 3-5 gün sonra yine sahne aldılar. Senaryonun nazlı gelini rolündeler. Hem ağlarım, hem giderim havalarında... “Sine-i millet” kararı aldıklarında boyalı demokratlar ahlar-vahlar arasında karalar bağlamışlardı. Baş muhatap "Serok Apo" özel adasından talimatı verdi. "Demokratik zeminde mücadele sürecek, meclisten istifa yok" dedi.

Özetle, idamlık katil emretti "demokrasi-barış-özgürlük diye gıdaklayanlar" tıpış tıpış BDP adı altında tekrar sine-i meclise çark ettiler. Dokunulmazlık+Meşruluk+Maaş ortamında rahatça bölücülük yapmak, dağda yapmaktan daha akılcı ve etkili değil mi? Devletin TRT’si bile her açıklamanızı canlı yayınla yayınlarken, Kandil’e çıkıp ‘can derdinde’ bölücülük yapma akıl karı sayılır mı? Başkentin göbeğinde meclisin kürsüsü dururken ancak enayi olanlar Kandil’e gider. Öcalan akıllı adam vesselam!

“Bizim oğlan” istediği kadar kabul etmesin, yandaş medya ‘cambaza bak’ numarası çeksin, realite budur. Yasaklı eşbaşkan çark etme kararını açıklarken ‘imralının emri’ imasında bulunmadı mı? Hukuk işlerse eğer yine aç-kapa-aç olacaklar. Çünkü savcılık tekrar soruşturma açtı. (22/12/2009 milliyet.com.tr)

"Aç-kapa-aç" anlayışının yeni partisi BDP’nin vekilleri, Mahmur kampında temaslarda bulunmak üzere Kuzey Irak’a geçtiler. Kamptakilerin taleplerini kamuoyuna taşıyıp, açılım sürecine destek olmaya çalışacaklarını dile getirdiler. Kampta çok sayıda teröristin barındığını herkes biliyor. Vekilleri törenle karşıladılar, çeşitli konuşmalar yaptılar.

Ziyaretin başladığı gün, PKK’ya yakınlığı ile bilinen fıratnews.tv sitesi ‘İşte Mahmurluların talepleri’ başlığı altında on maddelik bir açıklama yayınladı. Neler var, neler… Maddelerin esasını ‘baş muhatabın’ istekleri oluşturuyor. Kürtçe eğitim, Öcalan’a özgürlük, askerin silah bırakması, PKK ile müzakere vs.

Ama bir madde var ki, "ilan edilmemiş Kürdistan" talebini dile getiriyor. İşte Fırat Haber Ajansının geçtiği o madde; "Türkiye'nin Kürt bölgesinde kendi öz irademizle yaşamayı ve kendi güvenliğimizi kendimizin sağlayacağı toplu bir yerleşim yerinin yapılması ve dönüşümüzün BM denetiminde olması." Yorum sizlerin.

Peki bu talebi kim karşılayacak; tabi ki iktidardaki AKP. İşin altından nasıl kalkacaklarını kimse bilmiyor. Çünkü hükümet hariç, açılımın içeriğini bilen yok. TBMM’de bile açıklayamadılar açılımın ne olduğunu. Ama hükümetin muhatapları Mahmur’dan sıralamışlar isteklerini. Ya taleplerimizi karşılarsınız ya da ‘Kürt açılımı’ olmaz diyorlar.

Bu açılımın çözüm olmadığını, olamayacağını aklı başında herkes biliyordu zaten. Ama gelinen noktada ‘ayrılıkçı Kürt milliyetçilerinin’ iştahı kabardı, meclisin kürsüsünden kentlerin sokaklarına kadar her gün kalkışım içindeler.

İşçinin masum ve barışçıl gösterisine tahammül edemeyip biber gazı-tazyikli su kullanarak bastıran iktidar; otobüs yakan, işyeri taşlayan, molotofla sokakları ateş topuna çeviren 50-100 kişilik terör örgütü yandaşı grupları dağıtmakta aynı kararlılığı nedense gösteremiyor.

Demek ki, işine-ekmeğine sahip çıkmak, ülkeyi bölmeye kalkışmaktan daha tehlikeli!

Peki bir ülkede iç ve dış tertiplerle ‘bölücülük sürekli palazlanırsa’  ne olur? Cevap, tarihin tozlu sayfalarında saklı.

Milliyetçilik duyguları sürekli pompalanan toplulukların bağımsızlık sevdası, hep ‘kan gölleri’ yaratmıştır. Öyleyse sormak gerekir; sürekli ayrılıklar üzerinden bölücülüğü gündemde tutarak (sanki hiç ortak nokta yok gibi) ne yapılmak isteniyor? PKK’nın toprak ve devlet kurma hayali neden canlı tutuluyor? Mehmet Faraç’ın tespitine göre, yüzbinlerce sempatizanın (Cumhuriyet 22/12/2009) şehirlerde toplumsal zemin kazanmasına neden müsaade ediliyor? Amaç kan gölleri yaratmaksa hiç şüpheniz olmasın; "Doğru yoldasınız."

Bu proje kimin bilmiyoruz! Tek dileğimiz milyonlarca Kürt kökenli vatandaşımızın sağduyusunu kaybetmemesi. Masa başında cetvelle çizilen haritalara Anadolu insanının tokat gibi yanıtı, anlaşılan çabuk unutulmuşa benziyor.

Ülkeyi gererek, kurumları çatıştırarak, farklılıkları körükleyerek bu toprakları bölmek mümkün değildir.

Yaptıklarınızı demokrasi maskesi altında pazarlayabilirsiniz, fakat midelerin bulandığını aklınızdan çıkarmayın. Kusmuklu demokrasi şimdilik bizi tiksindiriyorsa, yarın da sizi boğabilir. Adımlarınızı dikkatli atın, bindiğiniz dal aniden kırılabilir.

Unutulmasın ki;

Biz bu filmi biliyoruz. Yapımcısını, yönetmenini, oyuncusunu, figüranını tanıyoruz. Kaldı ki, final sahnesini de tahmin edebiliyoruz.


Kubilay KUDAY

Yorum ekle

Güvenlik kodu
Yenile