Osmanlıdan bu yana Siyasal İslam'ın oldukça güçlü bir ideoloji olduğu bilinmektedir. Zaman zaman baskılansalar da siyasal arenada tekrar boy gösterip, birçok kez iktidar koltuğuna kadar yükselebilmişlerdir.
Panislamizm düşüncesiyle doğdukları bilinmektedir. Bu topraklarda kök salmaları emperyalizmle işbirliği yapmaları ve merkez sağ partilerin verdikleri tavizlerle mümkün olmuştur. Şimdilerde ‘ılımlı İslam’ söylemiyle kendi örgütlenmeleri olan AKP çatısı altında ve iktidar koltuğunda yol almaya devam ediyorlar.
Pragmatizm düsturuyla hareket ettiklerinden ve amaca ulaşmak için “faydalı olan her şeyi mubah” gördüklerinden, ayrıca iç-dış yıkıcı destekleri sayesinde her geçen gün palazlanarak rejime meydan okuyabilecek kudrete kısa zamanda eriştiler. Hep ‘çıkarcı’ olduklarından, ilke-kural dinlemeden “domuzdan kopartılan kıl kardır” –ya da Cumhuriyetin temelinden sökülen tuğla kazanımdır- hesabı ile sürekli sistemle çatışarak politik yaşama tutunmayı başardılar. Ya da birileri her daim kullanmak için “deliğe süpürmeden” yaşamda tuttu onları.
Her neyse…
Dedik ya, siyasal alanda köklü ve güçlü bir akım durumundalar. Fakat yedi yıllık iktidarları döneminde, ‘siyasal söylem’ boyutunda iflas ettikleri söylenebilir. “Dindar yönetici”lik iddiaları “hırsızlık” ve “yolsuzluğa” bulandı.
Onlara oy veren “müslüman etiketli” kitleler bundan böyle; ya İslami inançlarından taviz verecekler ya da bu dinci partiye oy vermeyecekler.
İkinci seçenek daha ağır basıyor. Çünkü yapılan araştırmalar ‘siyasal islamın’ hızla erozyona uğradığını gösteriyor.
Kıbrıs açılımı, Ermeni açılımı, Kürt açılımı fiyaskoyla sonuçlandı. Düne kadar sokakta takunya ile gezenler, 4X4 jeeplerle sükse satıyor şimdilerde. İktidar koltuğuna oturanlar haramzade oluverdi bir çırpıda. Garip guraba sefalet içinde “devlet sadakası” ile yaşarken, oy verdikleri partinin mümessilleri alış veriş merkezlerini kapatarak egolarını tatmin ediyorlar.
Hiç kredileri kalmadı halkın gözünde. Onlar da biliyor bu gerçeği. Değişik senaryolarla gündemi bulandırıyorlar ama vatandaşın karnı zil çalmaya devam ediyor. Atık bu hikâyelerin karın doyurmadığını herkes biliyor.
Diğer yandan ekonomik kriz ve dış borçlanma giderek büyürken, bilanço ağırlaşıyor.
Bir taraftan ABD’nin Afganistan ve Irak işgaline verilen destek yürekleri sızlatırken, öbür taraftan yaklaşan İran savaşı “duyarlı tabanı” oldukça rahatsız ediyor. “Müslüman olmalarına rağmen, haçlı zihniyetli Hıristiyan ordusuna verilen destek” içinden çıkılmaz bir paradoks yaratıyor vicdanlarında.
Diğer yandan verdikleri cesaret sayesinde ‘bölücülük’ almış başını gidiyor. Kürtçü zihniyet “has..tir” çekiyor alenen.
Şehirler patlamaya hazır bomba. Kürt-Türk çatışması körükleniyor her gün.
İşçiler Ankara’nın göbeğinde iki haftadır eylemde. Daha geniş grevler sırada bekliyor.
Yandaş basın da yangını söndüremiyor artık
Tablo hiç iç açıcı değil.
Durum giderek kötüleşirken, burnuna kadar batmış olduğu pislikten en az zararla çıkmanın hesabı peşinde olan AKP iktidarı, bu açmazdan kurtulmak için değişik varyasyonlara başvurabilir mi? Daha fazla yıpranmadan bir manevra alanı arıyor olabilir mi?
Örneğin, sandıkta hesaplaşmanın ağır bedeline karşın siyasal arenayı sabote edebilir mi? TSK’ya karşı yürütülen saldırılara göz yumarak ve hatta bazen açıktan destek vererek, ordunun sabrını taşırıp “darbe yapmasını” istiyor olabilir mi?
Kim bilir…
Orgeneral Başbuğ’un Trabzon’da bir firkateynin güvertesine çıkarak söylediği “TSK’ya karşı yürütülen asimetrik savaşın” karşılığı bir darbe olabilir mi?
Birkaç kez en üst ağızdan saldırıya maruz kaldığını açıkça ilan eden TSK’nın “kendini nasıl savunacağını”bilen biri var mı?
Ya da ordu, daha ne kadar ‘ya sabır’ çeker?
Yoksa faturayı, demokrasiye ve TSK’ya kesmek daha mı kolay? Darbe karşısında mazlumu oynamak daha mı faydacı?
Kurumlar arası bunalımı tırmandırmanın karı ne olabilir ki?
Sahi, AKP darbe istiyor olmasın!
Kubilay Kuday



