Habertürk TV ekranlarında bir yarı aydın, mealen şunları söylüyor: “Diyarbakır’ın ortasında, kameraların önünde alenen devlet mi kurulur? Yok öyle bir şey. Kürtler sadece demokratik haklarının ve kimliklerinin tanınmasını talep ediyorlar” diyerek, bayrak ve flamasının bile açıkça tartışıldığı bir süreci, “Özerk Kürdistan” istemini topluma hazmettirmeye çalışıyor. Hem de aklımıza, zekâmıza ve bilgimize hakaret edercesine.18/19 Aralık 2010 tarihleri arasında Diyarbakır’da yapılan ‘Demokratik Toplum Kongresi’nde, Öcalan’ın önerdiği “Özerk Kürdistan” kararı/devleti kabul edildi diyebiliriz. Hem de tüm Türkiye’nin gözleri önünde! Geriye sadece belirli çevrelerin görevi olan ‘malumun halka benimsetilmesi’ kaldı.
Alınan kararlara baktığınızda, neredeyse bir “Bağımsız Kürdistan” sözcüğünü kullanmadıklarını, fakat ayrı bir devletin ilanı anlamına gelebilecek ifadelerin sonuç metninde yer aldığını görebilirsiniz. Eğer budala değilseniz, sekiz başlık altında (siyasal, sosyal, ekonomik, savunma, eğitim, diplomasi ve kültürel) ilan edilen kararların, farklı/bağımsız bir devletin altyapısını yavaştan inşa ettiğini kavrayabilirsiniz. En azından bizim, Soros Beslemesi Tosuncuklardan ve bölücülerden farklı olarak algıladığımız durum bu.
İsmini koymadan sorarsak; ayrı bir dilde eğitim yapacak, farklı silahlı gücü bulunacak, vergisini kendince belirleyecek-toplayacak-kullanacak, istediği ülkelerle diplomatik ilişki kurabilecek, ayrı meclisi olacak ve farklı bayrak ya da simgelerle kendini ifade edecek bir coğrafi bölgenin ismi ne olabilir diye? Alacağınız yanıt kol gibi ortadadır; “bağımsız devlet”.
Bir yandan bütün bu ayrıcalıkları talep edeceksiniz, sonra da “bağımsızlık falan yok” diyeceksiniz. Biz de diyoruz ki; bu bal gibi yeni bir devletin beyanıdır. İsminin önüne özerk, otonom ya da eyalet takısı ekleyerek niyetinizi -şimdilik de olsa- gizleyemezsiniz.
Ayrıca toplantı bildirgesinde ilk kez “konfederalizm” kavramı kullanılarak, sözde Kürdistan’ın Türkiye, Suriye, Irak ve İran’daki parçalarına atıfta bulunulmuş, gelecekteki sınırların kapsadığı ortak coğrafya dolaylı şekilde “Birleşik Kürt Devletleri” olarak tanımlanmıştır. Zaten Kuzey Irak’taki Kürt bölgesinin ‘ilan edilmemiş bağımsızlığı’ ortadayken, İran ve Suriye’deki parçalardan önce, Güneydoğu Anadolumuz üzerinde kurgulanan “Özerk Kürdistan” istemi, geriye kalan en zayıf halkanın Türkiye olduğu gerçeğini yüzümüze çarpmaktadır.
Topraklarına sahip çıkamayan ülke görüntüsü daha şimdiden leşçil akbabaları harekete geçirdi bile. Ermenilerde mahkeme yoluyla toprak ve para derdine düştü. Trajikomik bir senaryo, sanki 100 yıl sonra yineleniyor gibi. 20. yy’ın başlarında nükseden bu etnik bunalımın sonuçları çok pahalıya mal olmuş, imparatorluk uluslara bölünmüştü. Misak-ı Milli sınırları içinde ortaya çıkan bu yeni meydan okuyuşu, farklı bir devletin doğum sancıları olduğunu fark ederek “acil kürtaj önlemi” alınmalıdır. Çünkü tek bedenden iki insan çıkamayacağına göre, Anadolu’nun kutsal toprakları üzerine oturacak ikinci bir devlet yaşayamaz.
Bu gerçeğe rağmen, iç ve dış odaklar tarafından “ülke içinde ülke” olgusu Irak’tan sonra Türkiye’ye dayatılmış durumdadır. Anayasayı ve yasaları hiçe sayan bu zorbalık devam ettikçe ve devletin bu zorbalığa tahammülü uzadıkça, kaçınılmaz sonuç yakamıza yapışıp bizi parçalayacak ve yüz yıllık aranın ardından emperyalizmin yeni Serv’leri tek tek hayata geçecektir.
Ülke içi ve dışı, siyasal ve toplumsal gidişattan hareketle, analizimize şimdilik son noktayı koyalım: Irak Kürdistan’ı, Türkiye Kürdistan’ı, Konfederalizm Kürdistan’ı derken ortaya çıkan yeni realite: Matruşka Kürdistan!..
Kubilay Kuday
21/12/2010



