Kemalist Politika

Politikanın Merkezi

Son Güncelleme03:46:10 PM GMT

Zirve’de 3’lü görüşme ne anlama geliyordu; ne sonuç çıktı?

E-posta Yazdır PDF

erdogan-basbug-gulŞunu ileri sürmek herhalde yanlış olmaz:

Genelkurmay Başkanı, son kez, masaya oturmayı kabul etti.
15 orgeneral ve oramiralin olağanüstü toplantısında, T.S.K.’ne yönelik psikolojik savaş bağlamındaki saldırılar (medyada) ve darbeler (“özel yetkilendirilmiş” F tipi savcılar eliyle) durmadığı takdirde bu 15’in topluca istifa etmesi kararına oybirliğiyle varılmıştır.

Yine varılan ikinci karar da istifa nedeninin Türk Ulusu ile paylaşılması ve bir bildiriyle söz konusu saldırıların ardında iç ve dış hangi güçlerin, hangi çevrelerin bulunduğu; bazı cemaat, örgüt ve ajan adlarının da belirtilmesinin yanı sıra Türkiye’nin nereye götürülmek istendiğinin resmen duyurulmasıdır.

Bunun bir askerî darbeden çok daha etkili olacağı kesindir. Türk Silahlı Kuvvetleri, tüm yalan, iftira kampanyalarına; keza “darbeci” siciline ve o süreçlerde işlediği vahim hatalara rağmen halen haklı olarak Türk halkının gözünde “kurum” olarak en yüksek güvene sahiptir. Bunda halkımızın kurum olarak T.S.K. ile dönem dönem ona komuta etmiş olan kadroları ayırt etmesi belirleyicidir.

T.S.K.’nin en üst düzeyde 15 general ve amiralinin yapacağı Ulusa Sesleniş ve dönen oyunların perde arkasını açıklaması; kısacası 1923 Türkiye Cumhuriyeti’nin yerine nasıl bir “ikinci” cumhuriyet geçirilmek istendiğinin; bu yönde Kürtçülerle nasıl fiilen işbirliği ve güçbirliği yapıldığının ve bunların arkasında hangi dış güçlerin hedeflerinin bulunduğunun sıralanması elbette “nükleer bomba” etkisi yapacak güçte olur. Sadece Türkiye’de değil; böyle bir şey, bir ordunun en yüksek komuta heyetinin iktidarı, iç ve dış siyasal odakları suçlayarak topluca istifasını vermesi ister Avrupa’da olsun, ister Patagonya’da etkilidir.

Yani hükümeti teğet geçmez; deler geçer!

Sırasında topu “yargıya” atarak perdenin önünde olayların üstünde görünüp; sırasında yargı kararlarını beğenmediğinde yargıya atıp tutarak ve “yandaş (özel atanmış savcılar) üzerinden  T.S.K.’ne karşı komplolara “seyirci” kalmak ve bunun nemasından yararlanmak kurnazlığı bu noktada hükümeti kurtarmaya yetmez. O “nükleer bomba”nın sarsıntısı ve ses dalgaları onu da götürür.

İlker Başbuğ’un masaya oturduğunda bunları söylemeye gerek duymadığı kesindir. Çünkü söz konusu mesaj, zaten bir gece önce Başbakan vekili Cemil Çiçek’e sıcağı sıcağına ve en net şekilde verilmişti. Dolayısıyla 3’lü bir araya geldiğinde, özellikle Cumhur reisi, Genelkurmay Başkanı’na güvence vermeye çalıştı. Başvekil de o’na uydu.

Bunun ilk belirtisi Cemaat’in yayın organı Zaman gazetesi Genel Yayın Yönetmeni’nin zirvenin ardından kaleme aldığı ilk başyazıda o güne değin ki Ordu düşmanı, 1923 Cumhuriyeti düşmanı ifadelerinin yerine yumuşak ve yavşak bir üslupla sözüm ona görüşler beyan etmesi ve yine Cemaat ile CIA’nın ortaklaşa kurdurup desteklediği 5. Kol Taraf gazetesine de üslubunuzu düzeltin tavsiyesinde bulunmasıdır. (Bu konuda bir haberi Avaztürk Haber Sitesi’nde Müyesser Yıldız’ın kaleminden gazetemize de taşıdık.) Bu tavsiyeyi pek ala gizlice de yapabilirdi; lakin gazetesinde okurlarla paylaşacak şekilde yapması hiç kuşkusuz T.S.K.’ne yönelik “yatıştırıcı” bir mesajdır ve Cumhur reisi’nin Zirve’de varılan “mutabakat”a uygun  telkinlerinin sonucudur.

Şimdi soru şudur:

ABD, bu mutabakatı ne derecede kabul edecektir? ABD de taktik bir geri adım atmayı kabul edecek midir? Hele Hükümete zaten gıcık olan İsrail, krizi derinleştirmek veya mutabakata şimdilik uymak şantajını dayarsa bazılarının burnuna bakalım onlar dik durabilecekler midir yoksa tükürdüklerini yalayacaklar mıdır?

Kısacası henüz hiçbir şey “çözülmüş” değildir. Sadece “ne olursa ne olur” Başvekil’e ve Cumhur reisi’ne resmen bildirildikten sonra bir “ateş kes” sağlanması üzerinde mutabakata varılmıştır.

Bu süreçte bazı subayların yargılanmaları sürecek ve muhtemelen iddiaları çoğunun yersiz, yanlış ve uydurma olduğu anlaşılacaktır. Orduya ulu orta saldırılar (Taraf gazetesi yazarları, Zaman ve Yeni Şafak, Star gazetelerinin bazı yazarları ve Samanyolu ile TRT başta olmak üzere bazı TV kanalları üzerinden yürütülen psikolojik savaş) sürecek midir, duracak mıdır, hep birlikte gözlemleyeceğiz. Fırtına kopup kopmayacağını haber veren en sağlam barometre bu olacaktır.

Ancak hemen şunu da eklemek gerekir ki ne kadar uyulacağı kuşkulu “ateş kes” doğası gereği geçicidir. 1923 Cumhuriyeti düşmanları bu kez, Başbuğ sonrasının Genelkurmay Başkanı’nın kimin olacağı ve üst komuta kadrolarının kimlerden oluşacağını belirlemek üzere Yüksek Askeri Şura’da sonuç almaya çalışacaklardır.

Sonuç olarak, durmak yok yola devam. Ya yıkacağız ya yıkılacağız… Genel Hesaplaşma henüz başlamadı. Ama ona da sıra gelecek elbette.

Nazım Güvenç

Yorum ekle

Güvenlik kodu
Yenile