Kemalist Politika

Politikanın Merkezi

Son Güncelleme03:46:10 PM GMT

Devlet gibi devlet olsa ne yapardı?

E-posta Yazdır PDF

Devlet”, son çözümlemede, bir sınıfsal oluşumdur [antitedir]. Hangi sınıf tarafından kurulmuşsa onun çıkarlarına öncelikle hizmet eder. Lakin bunu yaparken sadece o sınıfın desteğiyle yetinemez. Bir şekilde, toplumsal olarak o sınıfın dışındaki sınıfsal güçlerin de desteğini, katılımını, mutabakatını, en azından itaatini alır, alması gerekir. Tarihsel gelişim içinde bu süreç “siyasal rejim” zemininde Demokrasi ile Tiranlık uçları arasında değişik biçimler almıştır. Ne olursa olsun, kurulduğu ülkede halkın hiç değilse çoğunluğunun katılımını, geri kalanının pek bayılmasa da itaatini sağlayamayan bir devlet az veya çok bir sürede çözülür, dağılır, yıkılır. Sağlayan devlet ise varlığını (örnek olsun Rusya örneğindeki gibi rejim değişikliği pahasına) sürdürür.

En taze örnekleri Sovyetler Birliği, Rusya, Yugoslavya ve Gürcistan’dır.

Sovyetler Birliği bir ulus devleti değil çok uluslu ve çok devletli bir federal imparatorluktu. Rejim artık ekonomik olarak taşınamaz ağırlığı altında göçünce devlet çözülüp dağıldı. Ayrılan devletler kendi egemen ve bağımsız birer oluşum olarak varlıklarını sürdürdüler. Hatırlayın örnek olsun bir Kazakistan veya Beyaz Rusya öyle. Litvanya, Estonya gibi Baltık; Ukrayna gibi Karadeniz devletlerinde nüfusun hayli önemli bir bölümünü oluşturan Ruslar pek bayılmasalar da en azından katılıyorlar, itaat ediyorlar. Keza Rusya içinde bir alay etnik Rus olmayanlar var, Tatarlar vs. Onlar da öyle, devlete sadıklar veya itaat içindeler. Bir tek Çeçenler tam bağımsız, ayrı bir devlet olmak için silaha sarıldılar. Moskova isyanı bastırdı, devletin bütünlüğünü sürdürdü. Andığımız devletlerin her biri, nüfusları etnik olarak türdeş olmasa da tek uluslu birer devlet.

Bir de Yugoslavya örneğine bakın. Çok uluslu, çok devletli bir başka federasyondu. Dağıldı çünkü Sırp ağırlıklı merkez eksen, federal devleti birarada tutmayı başaramadı. Aynı şekilde Abhazlar ve Güney Osetyalılar da Gürcü egemenliğine başkaldırdılar. Gürcüler Abhazların, Osetlerin katılımını, en azından itaatini sağlayamadılar. Sonuçta Gürcistan fiilen bölündü, küçüldü.

Bir devletin ayakta durmasını sağlayan, halkın / ulusun iradesi kadar “devlet aygıtı”nın gücüdür de. Bu noktada ulus devletinde “Devlet”in sınıfsal yüzünün ötesinde; ondan bağımsız değilse de onun üstünde ve ayrı, hatta zaman zaman şu veya bu ölçüde özerk olabilen bir yüzü daha vardır: ulusal yüzü. Bu, aynı zamanda, ulusun varkalma iradesidir. Siyasal akış içinde kimi zaman olaylar / koşullar öyle seyreder ki bu ulusal varkalma iradesini fiilî olarak hayata yine / yeniden geçirmek gerekir.

Eğer ortada “devlet gibi devlet” varsa bunu bilfiil yapacak olan elbette öncelikle devletin yetkili organlarıdır. Bu organların topuna “Devlet aygıtı” denir. Aygıta siyaseten hükmeden, yön veren ise siyasal iktidardır, hükümettir. Oysa Türkiye’de bugün bu açıdan en büyük sıkıntı tam da hükümetten kaynaklanmaktadır. Bizzat Başbakan koltuğundaki zattan kaynaklanmaktadır. Açılımın sözde koordinatörü İçişleri Bakanı’ndan kaynaklanmaktadır. İzlenen “açılım”, fiilen “saçılım” politikasından kaynaklanmaktadır. Yoksa bizatihi devlet halen / her şeye rağmen güçsüz değildir. Türk ulusu yılmış, bezmiş, teslim olmayı kabullenmiş değildir. Yönetenler ulusal iradeye ters ve teslimiyetçi bir politika izlemektedir.

Sorun Hükümetin -CHP Genel Başkanı’nın önceki gün vurguladığı gibi- artık gaflet ve delalet sınırlarını aşan bir beceriksizlikle uygulamaya koyduğu ve “demokratik açılım” değil “ulusal saçılım” haline dönüşen politikasıdır.

Bunun sonucu: hele son günlerde dağdaki PKK’nın / İmralı’daki caninin kentteki, meclisteki uzantısı olarak öne çıkan DTP’nin büsbütün azıp taşan; Hakkari’den İzmir’e, Diyarbakır’dan, Urfa’dan İstanbul’a, Mersin’e yurdun hemen her yerinde saldırganlaşan ve küçük çocukları kullanacak kadar aşağılıklaşan eylemleri karşısında devletin şaşkın, aciz durumudur.

Türkiye Cumhuriyeti hiç bu kadar aciz duruma düşmemişti. Daha yeni kurulma sürecinde iken, ve 1938’e dek hemen her yıl içerde etnik temelli, dinsel temelli, feodal temelli her tür gerici ve hain isyanın hedefi olduğu halde bugünkü gibi aciz kalmamıştı. Vatan evlatları bugünkü kadar çok kahpe saldırıların kurbanı olmamıştı. (İstanbul’un göbeğinde otobüs içinde giderken PKK militanlarının molotof kokteylli saldırısı sonucunda önceki gün kaybettiğimiz 17 yaşındaki Serap’ı düşünün; aynı gün Tokat’ın dağlık bir yöresinde -çok büyük bir olasılıkla bu kez Alevîcilik üzerinden ayrı bir bölünme tezgâhlayan Almanya destekli siyasal Alevîcilerin terör örgütü TİKKO’nun- pususunda şehit düşen yedi askerimizi hatırlayın.)

 

Düşünün ki hükümetin başı zat, yedi askerimizi şehit verdiğimiz olayın ardından yaptığı konuşmada medya organlarına oto-sansür telkininde bulunuyor: bu tür haberleri küçük verin, hatta hiç duyurmayın diyor! PKK propagandasına hizmet ediyorsunuz diyor! Ama aylardır yandaşı ikinci mütareke basını, Ali Kemal’in güncel kopyası hainler Türk ordusuna karşı yalan ve iftiralarla saldırırken; PKK propagandası yaparken gık demiyordu.

Gerçekte o’nun derdi: PKK propagandası yapılmaması filan değil; acemice ve teslimiyetçi bir mantıkla uygulamaya koyduğu (ve “devlet politikası” dediği) sözde “demokratik açılım”ın çok kısa zamanda nasıl bir teslimiyet ve Kürtçülerle mücadele değil mütareke ve müzakere yolu olduğunun; bu yolun ülkeyi barışa değil bölünmeye götürdüğünün Türk milletince net bir şekilde anlaşılması karşısında baş gösteren ulusal tepkilerin hükümetini alaşağı edecek bir büyük çığa dönüşmesini engellemektir.

Bunu bir yana bırakalım bu yazıda. Başlıkta sorduğumuz sorunun yanıtını kısaca vermeye çalışalım. Sadece muhalefet etmekle, izlenen politikaya karşı çıkmakla yetinmeyip somut çözüm önerisi de getirelim.

Ne yapmalı?

İş bir bütün olarak devlet aygıtına düşmektedir. Silahlı Kuvvetler, güvenlik kuvvetleri, kolluk kuvvetleri bir yandan; yargı erki diğer yandan ve gerektikçe yasama erkinin de devreye girmesiyle eşgüdümlü olarak ve aynen İmralı’daki caniyi topraklarından çıkartması için Suriye’ye baskı yapılması sürecindeki gibi büyük bir kararlılıkla ve hızla hareket etmek gerekir.

Bu, kör bir şiddet; devletin baskıcı gücünü akıldışı bir şekilde kullanmakla olacak şey değildir. 12 Eylül cuntasının başta Diyarbakır’da uyguladığı ahmakça şiddetin, 1985’ten itibaren PKK’ya karşı Silahlı Kuvvetler’in uzun süre acemice ve yıllarca acemi erlerle mücadele etmesinin yararından çok daha büyük zararlar verdiği ve Kürtçülerin kitle tabanı bulmasına hizmet ettiği akıldan hiç çıkartılmamalıdır. Önemli olan devletin gücünü akılcı bir şekilde kullanmaktır, rasgele değil.

En önemlilerini tek tek sayalım:

  • Daha Tokat’ta şehit düşen yedi askerimizin cenaze töreninin yapıldığı gün, Hükümetteki en aklı başında ve vatanseverlik yanı güçlü (onun için de hain medyanın bir ara ateş püskürdüğü) bakan olan Cemil Çiçek’in dikkati çektiği bir konuda derhal kararlı bir şekilde tavır almaktır. Cemil Çiçek aslında çok iyi bilinen bir gerçeği hükümet sözcüsü olarak açıkça söyledi: Terör suçlusu olarak haklarında interpolün kırmızı bülteniyle aranan caniler Avrupa ülkelerinde cirit atıyorlar, kazara yakalansalar bile hemen serbest bırakılıyorlar, dahası bu ülkelerin parlamentolarında, hatta Avrupa Parlamentosu’nda konuşturuluyorlar dedi.

Güçlü ve teslimiyetçi olmayan bir T.C. hükümeti olsa, devlet devlet ise bunlar hangi ülkeler ise derhal o ülkedeki büyükelçisini geri çeker, onun Ankara’daki elçisini geri çektirir ve bu durumu aranan cani Türkiye’ye teslim edilinceye dek sürdürürdü.

  • Elbette dışarıya karşı bu kararlı tutumun inandırıcı olabilmesi için, aynı zamanda içeride de sağlam durmak gerekir. Bu da DTP’nin her geçen gün tırmanan küstah ve kışkırtıcı söylem ve eylemleri karşısında sadece ağız dalaşına girmekle olacak şey değildir. Polisin aciz ve çaresiz bir perişanlık sergilemesi; ülkenin boydan boya PKK militanları tarafından yangın yerine çevrilmesi karşısında onları sadece sokak aralarında güya mücadele ediyor havasında kovalamak ve kaçmalarına göz yummak değildir.

Güçlü ve teslimiyetçi olmayan bir T.C. hükümeti olsa, devlet devlet ise o sokak eşkıyaları kovalanmakla yetinilmez, yakalanırdı. Bu da biber gazı atmakla değil; o eşkıyaları gidip inlerinden toplayarak olur. Bunların kimlikleri gerek istihbarat kayıtlarında, gerekse kamera görüntülerinde vardır ve bu eşkıyalar sarp dağlarda değil kentlerde, evlerde barınmaktadırlar. (Nitekim Serap kızımızın katilleri bu şekilde yakalanabilmiştir.) Kırmızı ışıkta dur ihtarına uymadı diye kaç masumun canına kıyan polisin PKK militanlarına karşı neden orantısız derecede yumuşak davrandığı araştırılmaya değer.)

 

  • Çocuklar kullanılıyor. Bu sözde “ulusal kurtuluş mücadelesi; demokrasi mücadelesi” veren emperyalist kuklası Kürtçüler o kadar alçak ve aşağılıklar ki nasıl Demokrasi’yi kendilerine siper alıyorlarsa, daha 10 -15 yaşlarındaki kendi çocuklarını bile siyasal hedefleri için ateşe sürmekten de kaçınmıyorlar. (Feodal töre ve hayat kültürlerinde de zaten bu çocuk istismarı var.) Amaçları Türkiye’yi İsrail’in Filistinlilere karşı davrandığı gibi davranmaya zorlamak ve mağduru oynayarak hem kendi tabanlarını genişletmek, hem de dış destekçilerine her türlü müdahale için koz vermek.

Güçlü ve teslimiyetçi olmayan bir T.C. hükümeti olsa, devlet devlet ise akılsızca bu tuzağa düşmez; 17 yaşından küçük çocukları yakalar, özel mahkemelerde kısaca yargılar sonra da yaşadıkları yerde değil yurdun başka yerlerinde özel parasız yatılı okullarında eğitime alır. Polisin öğüt verip salması da, dayak atması da; mahkemelerin ağır cezalara çarptırması da çare değildir. Ters teper. Büsbütün cesaret bulmalarına veya büsbütün kinlenmelerine, bilenmelerine yol açar. Asıl cezalandırılmaları gereken o çocukların anne-babaları, ağbileridir. Onları kışkırtan büyükleridir. Yakalanmaları; ve çocukların kullanılmalarındaki iradelerinin, rollerinin derecesine göre değişen sürelerde hapis ve her halükârda hapis edilsin veya edilmesinler dernek ve parti üyesi olma yasağı; bir veya birkaç dönem seçme ve seçilme hakkından yoksun bırakılmak; devlet veya belediyede çalışma yasağı gibi cezalara çarptırılmaları gerekirdi. Bunu sağlayacak yasalar derhal Meclis tarafından çıkartılırdı.

  • Sempatizan veya zoraki yahut kandırılmış, kullanılan kitle tabanı, onları yönlendiren ve yöneten, eyleme süren bir militan kadro olmadıkça kendi başına, bireysel olarak en fazla tek tük “intihar eylemi” yapabilir. Önemli olan: devletin ezici, baskıcı gücünü akıllıca ve güç tasarrufu ilkesine uyarak, hedef küçülterek kullanmaktır. PKK’nın asıl gücü Kandil’de değil, dağ kadroları olarak kullandığı militanları meydana getirmek üzere çocuklarını banka hesaplarına yatan paralar karşılığı çektiği köylerdeki aileler ile kentlerdeki militanlarından kaynaklanmaktadır. (Bu paralar uyuşturucu, kaçakçılık, haraç gelirleri ve Almanya, Yunanistan, İsrail gibi devletlerin parasal yardımlarından sağlanmaktadır.) Kentlerdeki militanlar ise DTP içinde, çeşitli Kürtçü derneklerde ve DTP’nin elindeki belediyelerde örgütlüdür.

Güçlü ve teslimiyetçi olmayan bir T.C. hükümeti olsa, devlet devlet ise en önce bu kaynakları kurutur ve etkisiz kılardı. Bu da dağdaki teröristle çarpışmak, Kandil’deki üsleri basmak kadar zor veya büyük askerî operasyonlar gerektiren bir iş değildir. DTP’nin il ve ilçe başkanlarının, yönetim kurulu üyelerinin kimlikleri bellidir; keza DTP’nin elindeki belediyelerin başkanları ve bunların öndegelen, militan kafalı görevlilerinin de kim oldukları bellidir. Nihayet DTP’nin Merkez Yönetim Kurulu üyeleri ile milletvekilleri de bilinmektedir. PKK’ya yandaş derneklerin militanları da yine istihbaratın bilgisi içindedir. Bunların toplam sayıları 3 bini, bilemediniz 5 bini geçmez. Bu kişilerin bir gecede / (saklanmışlarsa) birkaç günde yakalanıp, tutuklanıp yargılanmaları ve sonunda 5 ila 10 yıl arasında (“iyi hal” indirimsiz) cezasına çarptırılmaları; artı en az üç dönem ile ömür boyu değişen derecelerde seçme ve seçilme; dernek, parti üyesi olma ve siyaset yapma, siyasal içerikli mesaj iletme hakkından (avukatları aracılığıyla da dahil olmak üzere) yoksun bırakılmaları yasayla sağlanmalı ve bu yaptırımlar anayasa maddeleriyle de güvenceye bağlanması sağlanırdı.

  • PKK’nın kentlerdeki militan gücünü besleyen ve yayan bir kaynağı da özellikle Türkiye’nin batısında, bilinçli olarak seçtiği birtakım illerde, kentlerde sahip olduğu işyerleridir. Bunların içinde oteller, lokantalar, kahvehaneler, marketler başı çekmektedir. İnsan ve eşya kaçakçılığına uygun yerler: en başta Mersin ili ve limanı; Antalya, İskenderun, İzmir gibi iller ile son bir iki yıldır sızdığı Avşa adası ve yerleşmeye çalıştığı Edirne ilimiz PKK için stratejik önemdedir. Bu konudaki yeterince istihbarat bilgisi devletin elinde vardır. Bu tür işletmelerin azımsanmayacak bir bölümü de doğrudan doğruya (kimi resmen, kimi örtülü olarak) Barzani ailesine ve aşiretine mensup kişilere aittir. Bunların bilgisi de devletin istihbarat örgütlerinin elindedir. Dahası bu işletmeler kara para aklamak, kaçakçılık, kayıt dışı işçi çalıştırmak, kumar oynatmak, vergi kaçırmak, ruhsatsız çalışmak, mevzuata aykırı iş yapmak, kanun kaçaklarını barındırmak vs. gibi işler çevirdikleri için biraz ciddiyetle yürütülecek mali ve adli soruşturmalar sonucunda rahatça kapatılabilir bir haldedirler.

  • Güçlü ve teslimiyetçi olmayan bir T.C. hükümeti olsa, devlet devlet ise bırakın Ergenekon soruşturmalarını, Doğan Holding’in veya Uzanlar’ın üzerine gitmekte gösterilen cevvaliyetin yarısı gösterilse bu perde arkasında suç yuvası niteliğindeki işyerlerinin yıkıcı faaliyetlerine son vermek ve PKK’ya çok ağır bir darbe indirmek kolayca mümkündü. Bu yolla Barzani’ye de haddi bildirilir ve Irak’taki PKK varlığına son vermek için daha çok çaba göstermesi sağlanabilirdi. (Tabii AKP içindeki Barzanici Kürt milletvekilleri bu işe çok bozulurlar!)

Kısacası PKK’yı bitirmek için Türkiye’yi çözülme sürecine, iç savaş sürecine sokmak riskini göze almak gerekmediği gibi; bazılarının önerdiği gibi akılsızca, aşırı güç kullanmanın gereği de yoktur. Bu iş on bin askerle dağa çıkmakla, Kandil’i basmakla çözülmez. PKK’nın gücü dağdan çok kentlerde; ovalardan çok varoşlarda; kamuflajlı mağaralardan çok örtülü işyerlerindedir.

Yapılması gereken: buralara, yukarıda andığımız kişi ve kuruluşlara topluca ama tek tek nokta hedef gözeterek ve hemen hemen eşzamanlı olarak operasyon yapmak (körcesine katliamlar, kin ve nefret tohumları eken faili meçhul cinayetler) değil; bu yıkıcı ocakları söndürmek, kişileri etkisiz kılmaktır. Elbette bir de İmralı’daki caninin avukatları aracılığıyla mesaj iletmesine son vermek gerekir. Velev ki yandaşlarına teslim olun diyecek olsun yine de bu, o’nun mesajı aracılığıyla olmamalı. Asmaya bile gerek yok! Bu önlemleri ciddiyetle uygulayın, o da görsün yandaşlarına neler olduğunu ve hücresinden sağ çıkabileceğine ilişkin umudu kırılsın, hayali kalmasın zaten o’nun kişiliğinde biri kısa zamanda kahrından geberir! Üstelik de arkasından ağıt yakacak, ortalığı kırıp dökecek fazla kişi olmaz. (Olanlar kendilerini ele vermiş olurlar!)

Önemli olan militanları, tabanı yönlendirenleri, harekete geçirenleri etkisiz kılmaktır. (Menderes de çok seviliyordu. Hapse atıldı. Aşağılandı. Asıldı. Kimse kılını kıpırdattı mı? Hayır. Çünkü sevenleri vardı ama onları direnişe sürecek taban önderleri yoktu DP’nin.) Kanaat önderlerini susturarak medyadaki hainlerin mağduru oynamalarına da fırsat vermek gerekmez. Bir süre sonra zaten onlar kendiliklerinden susmak veya ülkeyi terk durumunda kalırlar!

(Federal Almanya, Kızıl Ordu Fraksiyonun -RAF- militanlarının çoğunu ömür boyu hapse mahkûm etti ve cezalarını otuz yıl çekmeden ve pişmanlık beyan etmeden affetmedi. Elebaşılarını koğuşlarında “intihar ettirdi”. Elebaşılar banyolu, masalı, yataklı odalarda değil 3 metrekarelik ve tepsinde gece gündüz 500 voltluk ışık yanan hücrelerde tutuluyordu üstelik. Fransa benzer koşulları Çakal Carlos’a uyguladı. )

Yukarda önerdiğimiz operasyon, önlem ve yaptırımlar (yasal düzenlemeleri de uyumlu hale getirmek dahil) istenirse ve akıllıca, eşgüdümlü, hızlı, kararlı bir çalışmayla en fazla iki ay içinde tamamlanabilir. Bir şartla: Devlet devletliğini yaparsa ve başta onu böyle çalıştıracak iradeye sahip vatansever bir hükümet olursa.

 

NAZIM GÜVENÇ

 

 

Yorum ekle

Güvenlik kodu
Yenile