Kemalist Politika

Politikanın Merkezi

Cumartesi, 04 Eylül 2010

Son Güncelleme02:38:58 PM GMT

Dün Atatürk, bugün Baykal...

E-posta Yazdır PDF

Türk Silahlı Kuvvetleri üzerine bu kez barikatın yurtsever tarafından yükselen bazı eleştirel yorumları değerlendirdiğimiz dünkü yazımızı, şöyle bitirmiştik:

TSK, bugün ABD’nin “bizim oğlanlar” diye baktığı günlerdeki TSK değildir. Bunun siviller tarafından daha iyi, daha somut algılanır hale gelmesi, aslında, en başta sivillere ve onların da en başında yarın kuruluş yıldönümünü kutlayacak CHP’ye bağlıdır.”

Aslında dünkü yazımızda yerimiz kalsaydı orada tartışmış olduğumuz konunun doğrudan ve mantıksal uzantısı olarak şunu da ekleyecektik:

Eğer TSK’nin sesinin ulus-devlet, üniter-devlet, laik-devlet yıkıcıları, Atatürk düşmanları karşısında daha gür, daha güçlü çıkmasını istiyorsanız (ki bu konuda sabırsızlıklarını bazen dizginleyememeleri bunu hararetle istediklerini gösteriyor) sivillerin, en başta da devletin TSK ile birlikte diğer kurucu ortağı olan CHP’nin daha güçlü olması için çalışmalısınız.

Şunu asker / sivil hepimizin çok iyi algılaması gerekiyor:

ata-86Türkiye’de “Üç 19’dan beri” bu devletin hamurundaki maya olan Ordu (Türk Silahlı Kuvvetleri): siyaseten anca bu devletin kuruluşunda o hamuru hazırlayan, yoğuran Ulusal(cı) Sivil Kuvvetler’in gücüyle doğru orantılı olarak güçlüdür, etkilidir, Türkiye için yararlıdır. (27 Mayıs, 12 Mart, 12 Eylül, 28 Şubat ve 27 Nisan tarihlerinde olanların sivil siyasal yaşamda ne sonuç verdiği yani hangisinin başarılı ve Türkiye için yararlı olduğu; hangilerinin Türkiye’ye zarar verdiği; hangilerinin neden başarısız olduğu üzerinde derinlemesine düşünülürse Sivillerin her seferinde belirleyici rolü anlaşılabilir.)

Bu, bizim tarihimizden gelen ve sadece son yüzyılla da sınırlı olmayan bir tarihsel kuraldır. Bunun asker / sivil tüm taraflarca doğru kavranması, bugünün Türkiye’sinde artık bir “rejim sorunu” olmaktan çıkmış, düpedüz devlet için / 1923 Cumhuriyeti için bir “hayat / memat sorunu” haline gelmiştir. Bugün kamuoyunda nelerin tartışıldığı, Meclis’te çoğunluğa sahip ve tek başına hükümet eden AKP’nin neyi temsil ettiği, gücünü nelerden, kimlerden aldığı bilinmektedir. Bu konuya girmeyeceğiz.

Ordu, elbette susmayacaktır. Ama nerede, ne zaman, nasıl, ne konuşacağı ve hata yapmaması kendi başına çok büyük önem taşımakla birlikte; yurtsever, ulusalcı, Atatürkçü kısacası 1923 Cumhuriyeti’nin varlığını sürdürmesinden yana; ulus-devlete, üniter-devlete, laik-devlete sözde değil özde bağlı sivil siyasal güçlerin geniş anlamda siyasetteki ağırlıklarının, etkilerinin derecesi çok daha belirleyicidir.

Bu alanda sorumluluk, âdetâ tarihsel bir doğallıkla en çok Cumhuriyet Halk Partisi’nin sırtındadır.

Şunu CHP’li olmayanlar bile dürüstçe ve açıkça teslim ediyor bugün: CHP Genel Başkanı, tehlikeye karşı kaya gibi direnmektedir. Deniz Baykal’ın gerek açılımlar, gerekse laiklik konusunda direnişi şimdilik tehlikeyi dizginlemiştir. Keza TSK’ne yönelik uyarıları Ordu üst komuta kademesine de yalnız olmadıkları mesajını vermiş, (eğer gerekiyorduysa) Türk ulusunun ordunun güven veren sesini duymaya olan beklentisini anımsatmıştır.

CHP, “dün” 19 Mayıs 1919’da Samsun’a çıkan ilk genel başkanı Atatürk ve sivil ve silahlı arkadaşlarının öncülüğünde, önderliğinde nasıl iç ve dış düşmanlara karşı devrin koşullarına uygun şekilde bir ulusal direniş mücadelesi vermişse, bir devrim mücadelesi yürütmüşse; CHP, bugün de   gösterdiği kararlı ulusal direniş performansıyla yine “ben buradayım” demiştir.

Şimdi bu sesi bir çığa dönüştürmenin yeridir, zamanıdır. CHP şimdi bu adımı atmalı, kendinde bunu sağlayacak bir yenilenme ve büyümeyi gerçekleştirmenin ivedi çabasını göstermelidir.

Bunun en önemli yolu CHP’nin ekonomide de halka güven vermesidir. “Ekonomi Devleti” kavramı ilk kez Mustafa Kemal Atatürk’ün kullandığı bir kavramdır. Tam bugün Türkiye’nin gereksindiği kavramdır. Bunu sloganlaştırmalı; bunu programlaştırmalı ve halka mal etmelidir.

Sosyal bir Hukuk Devleti” olmak anca, aynı zamanda “Ekonomi Devleti” de olmakla mümkündür. (Bunu olmadığımız için öbürünü de olamıyoruz. Ve CHP ekonomide güven veremediği için tek başına iktidara da gelemiyor!)

CHP’de bugün artık iyice belli olmuştur ki sorun Genel Başkan kim olsun sorunu değildir. Genel Başkan bellidir. Şimdi CHP’nin yenilenmesi, damarlarını taze ve temiz kanla doldurması, şimdi koşması zamanıdır. Dileriz 9.9.09 tarihi (üç 19 gibi bu kez üç 9 da) bu yolda bir dönemeç olur.

Buna en çok Türkiye’nin ihtiyacı var. Umarız Deniz Baykal, ulusal sorunları sahiplenmekte gösterdiği başarıyı CHP’yi yenilemekte, daha da güçlendirmekte gerekenleri yapmak için de gösterir ve Türk milleti de o zaman CHP Genel Başkanını “Dün Atatürk, bugün Baykal” diyerek bağrına basar.

NAZIM GÜVENÇ